Bu oluşumların kökeni, gezegenin ilk dönemlerine uzanıyor gibi görünüyor. Yıllar boyunca Everest, Dünya’daki en yüksek nokta denildiğinde tartışmasız bir referans olmuştu. Ancak Nature dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma bu algıyı tamamen sarsıyor. Dünya’nın en büyük “dağları” yüzeyde değil, ayaklarımızın binlerce kilometre altında bulunuyor.
Bu keşif, büyük depremlerden sonra gezegenin nasıl titreştiğini incelemeye imkân veren küresel bir sismik modelleme çalışmasından geliyor. Utrecht Üniversitesi’nden Arwen Deuss’un ekibi tarafından uygulanan bu teknik, çekirdek ile manto arasındaki sınırda, Afrika’nın altında ve Pasifik’in ortasında gizlenmiş iki dev yapıyı ortaya çıkardı. Araştırmacılara göre bu yapılar bin kilometreye kadar yükseliyor, yani Everest’in yaklaşık yüz katı. Geleneksel anlamda tanıdığımız dağlara benzemeseler de büyüklükleri, onları gezegenin bilinen en büyük iç yapıları hâline getiriyor.
Kıta genişliğinde dev kütleler
Bu oluşumların her biri beş bin kilometre genişliğe ulaşabiliyor ve bir kıta kadar hacim kaplayabiliyor. Yapıları, Dünya kabuğunda bilinen hiçbir şeye benzemiyor. Bunlar, çok yoğun ve çok sıcak bölgeler; milyarlarca yıl boyunca mantonun geri kalanıyla karışmamış elementler açısından zengin.
Bununla birlikte, çalışmanın asıl önemi bu yapıların nerede olduklarını göstermekten ziyade kimyasal özelliklerini tanımlamak. Bunu anlamak için araştırmacılar, sismik enerjinin bu bölgelerden geçerken nasıl zayıfladığını analiz etti. Bulgular, bu oluşumların son derece yoğun ve benzersiz bir maddeden oluştuğunu ve Dünya’nın iç yapısının büyük bir bölümünden bile daha yaşlı olduğunu gösteriyor.
Kökenleri Dünya’nın ilk dönemlerine uzanıyor
Bu yapılara ilişkin teorilerden biri, bunların, zamanla mantoya gömülmüş eski tektonik plakaların kalıntıları olduğu yönünde. Bu plaka yığınlarının bir tür “jeolojik mezarlık” oluşturduğu ve mantonun geri kalanıyla karışmalarını engellediği düşünülüyor.
Bu devasa boyutları ve sıra dışı yapıları, Dünya’nın ilk dönemleri hakkında yeni ipuçları sunarak, gezegenimizin oluşumuna dair bilinenleri yeniden şekillendirme potansiyeline sahip.






