İtalyanların Giorgia Meloni’ye attığı tokat, Timbuktu’ya kadar yankılandı. Hem güçlü hem de beklenmedik bir sonuç oldu. 22-23 Mart’ta düzenlenen anayasa referandumunda katılımın bu kadar yüksek olacağı ve yargı reformuna “hayır” oyunun yaklaşık 2 milyon farkla kazanacağı öngörülmemişti. Meloni hem ülke içinde hem de uluslararası alanda ciddi şekilde zayıfladı. Bu durumun Avrupa ve küresel düzeyde de etkileri olacak.

İtalyanlar yalnızca teknik hukuki meseleleri oylamıyordu. Aksine, aşırı sağ hükümetin dayattığı ve 1948 tarihli antifasist anayasada yer alan yedi maddeyi değiştirmeyi öngören siyasi bir reform söz konusuydu. Reformun örtük amacı, yargıyı yürütmenin kontrolüne sokmaktı. Trump tarzı bir kampanya yürüten sağ, seçim sürecinde sert ve agresif bir dil kullandı. Kendine fazla güvenen hükümet, kibirli bir şekilde sınırları zorladı.

İtalya’nın Kardeşleri Partisi’nin önde gelen isimleri ve Adalet Bakanı Carlo Nordio, yargıçlara yönelik sert saldırılarda bulunarak reformun gerçek amacını açıkça ortaya koydu. Referandum kısa sürede politize oldu ve doğrudan Meloni’ye yönelik bir güven oylamasına dönüştü. Bu oylamayı Meloni kaybetti ve sonuç tartışmaya kapalı.

Katılım oranı yüzde 59’a yaklaşarak beklentilerin üzerine çıktı. “Hayır” oyları yüzde 53,7 ile yaklaşık 15 milyona ulaşırken, “evet” oyları yüzde 46,3’te kaldı. 2022 seçimleriyle karşılaştırıldığında sağ blok 2 milyondan fazla oy kaybederken, muhalefet yaklaşık 4 milyon oy kazandı. Buna rağmen Matteo Renzi ve Carlo Calenda gibi merkez siyasetçiler ile Demokrat Parti içindeki bazı sağ eğilimli gruplar “evet” kampanyasını destekledi. Bu durum, siyasi tabloyu doğru okuyamadıklarını bir kez daha ortaya koydu.