Orta Doğu'daki kriz ve çatışmaların yakın zamanda su savaşlarına evrilme riski bulunuyor. Tarımsal üretimden içme suyuna, sanayiden enerjiye kadar tüm temel alanlarda suya bağımlı olan Türkiye, Suriye, İran, Irak ve İsrail'in artan nüfus, azalan kaynaklar ve iklim krizi nedeniyle yıllık su ihtiyaçlarını karşılamakta ciddi zorluklar yaşarken, petrol ve enerji savaşlarının yerini su savaşlarının alması kaçınılmaz görülüyor.

Kuraklığın pençesindeki kriz coğrafyasında ülkelerin su ihtiyacı ise dikkat çeken veriler içeriyor. Türkiye, yılda yaklaşık 112 milyar metreküp yenilenebilir su potansiyeline sahip olmasına rağmen, 54 ila 58 milyar metreküp arasında su tüketiyor. Kişi başı yıllık su varlığı ise bin 100 metreküp civarında seyrederken, bu tablo Türkiye’yi “su stresi yaşayan ülkeler” kategorisine sokuyor.

Büyük İsrail olarak adlandırılan ve Tevrat’ın Tekvin 15:18 ayetine dayanan 'Nil'den Fırat’a kadar' olan toprak iddiası, suyun kontrolünü de içeriyor. Bu bağlamda Davut Koridoru projesi, İsrail'in Kuzey Irak’taki Kürt bölgesi üzerinden Fırat ve Dicle sularına erişmesini hedefliyor.
İsrail ise yılda yalnızca 2 ila 2.2 milyar metreküp su tüketiyor. Ülkedeki, doğal yenilenebilir su kaynağı ise yaklaşık 1.3 milyar metreküp ile sınırlı. İsrail, bu eksikliği deniz suyu arıtımı ve arıtılmış atık suyla kapatırken, yılda yaklaşık 700 milyon metreküp deniz suyu arıtılarak kullanıma kazandırılıyor.

Irak, yılda yaklaşık 66 ila 70 milyar metreküp suya ihtiyaç duyarken, ülke tümüyle Dicle ve Fırat suyuna bağımlı halde. İran'da kuruyan ülkeler arasında. Ülkede yılda yaklaşık 93 ila 95 milyar metreküp su tüketilirken, kişi başı yıllık su varlığı bin 200 metrekep seviyelerinde seyrediyor. İran'daki 400'den fazla yerel havzanın yaklaşık yüzde 70’i aşırı tüketim nedeniyle kuruma tehlikesiyle karşı karşıya bulunurken, ülkedeki elektrik üretimi de sekteye uğruyor. Suriye'nin yıllık su ihtiyacı ise yaklaşık 18 milyar metreküp olarak belirtiliyor.

Ortaya çıkan tablo üzerinden Türkiye’nin Orta Doğu ekseninde elindeki en stratejik kozlardan birinin Fırat suyu olacağına kesin gözüyle bakılırken, Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız, İsrail'in Davut Koridoru planının en önemli ayağının suya erişim olduğuna dikkat çekiyor. Yıldız, Anadolu'dan Basra Körfezi’ne uzanan 2 bin 800 kilometrelik Fırat Nehri için "Ankara’ya ciddi bir hidropolitik üstünlük kazandırıyor" derken, Fırat Nehri’nin kontrolünün yalnızca bölgesel enerji ve tarım dengelerini değil, İsrail’in tarihsel ve ideolojik hedeflerini de doğrudan ilgilendirdiğini belirtiyor.
İsrail’in bu stratejisi; Ürdün üzerinden Irak’ın Kerkük bölgesine ve oradan da Fırat’ın doğusuna kadar uzanan bir hat kurmayı öngörüyor. Nihai hedef, Kuzey Irak’tan İsrail’e su transferini sağlayacak bir boru hattı oluşturmak. Bu proje Kerkük-Ceyhan petrol boru hattının su versiyonu olarak değerlendiriliyor.
ABD’nin Fırat’ın doğusunda kurduğu üslerin su altyapısına entegre edilmesi, İsrail’in bölgedeki su planlarıyla doğrudan bağlantılı.
2050 yılına kadar Ortadoğu’da suya erişim yüzde 50 oranında azalacağı belirtiliyor ve bu durumun yalnızca tarımsal üretim değil, enerji üretimi, halk sağlığı ve göç hareketlerini de tetikleyeceği ifade ediliyor.

Fırat'ın doğusundaki yer altı ve yer üstü kaynakların İsrail'in yeni yaşam alanı olarak görüldüğünü belirten İstihbarat ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Sait Yılmaz, "İsrail, bugün su ihtiyacının yüzde 70’ini deniz suyu arıtımı ile karşılayarak dışa bağımlılığı azaltmış durumda. Ancak iklim krizinin derinleşirse İsrail, su kaynaklarına yönelir" diye konuştu.