Orta Doğu ve İsrail Analisti Gökhan Batu, Gazze'de ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesiyle birlikte oluşturulan Barış Kurulu'nun küresel düzenin geleceği için ne ifade ettiğini AA Analiz için kaleme aldı.

İsviçre'nin Davos kentinde 22 Ocak 2026'da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu sırasında imzalanan kurucu anlaşmayla beraber, Gazze'de çatışmanın sonlandırılmasına yönelik "ABD Başkanı Donald Trump'ın çatışmayı sona erdirmeyi amaçlayan 20 maddelik planıyla birlikte duyurulan ve BMGK'nin 2803 sayılı kararıyla meşru zemin sağlanan "Barış Kurulu" (Board of Peace) resmiyet kazanmış oldu. Ancak imza töreninin ardından açıklanan, içeriğinde Gazze'ye doğrudan bir atıf bulunmayan Barış Kurulu Şartı'nın muhteviyatı ciddi tartışmaları beraberinde getirdi. Şu haliyle kurucu metin, Gazze'nin çok ötesinde, küresel düzeyde barış inşası ve barışın korunmasına ilişkin referanslar içeriyor.

Barış Kurulu'nu küresel bir yapıya dönüştürme çabası
Öncelikle metin ABD'nin, Trump yönetimiyle beraber artan bir şekilde Birleşmiş Milletler (BM) ve İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemi eleştiren söylemiyle paralel bir çerçeveye sahip. Bu anlamda ABD'nin, bir süredir bazı BM kurumlarından ve bunların finansmanından çekilme hamleleriyle de ciddi bir tutarlılık içerisinde kaleme alınmış. Özellikle giriş bölümünde, "kalıcı barışın, tarihsel olarak çoğunlukla başarısız olan yaklaşımlarla kurumsal yapılardan ayrışma cesaretini gerektirdiği" beyanı dikkati çekici. Metin üzerinden ABD'nin, yük ve sorumluluğun daha fazla paylaşıldığı bir sistem arayışında olduğu çıkarımını yapmak mümkün.

Barışın korunması ya da barışın inşası adına BM sisteminin işlevsel sorunları olduğu, BMGK'nin 5 daimi üyesinin kendi çıkarları çerçevesinde sistemi tıkayabildiğine yönelik eleştiriler her zaman mevcuttu. Buna karşılık, Barış Kurulu Şartı'nda, Başkan'a atfedilen olağanüstü yetkileri, neredeyse tek kişilik bir güvenlik kurulu niteliğinde. Öte yandan Milletler Cemiyeti ve BM, işlevsel sorunlarından bağımsız olarak, kazananların domine etmesine rağmen barışın alternatifinin ya da savaşın maliyetinin ne kadar ağır olduğunu bilen toplumların kurduğu uluslararası yapılar oldu.

Geniş perspektiften bakıldığında, Barış Kurulu'na dair iki temel çıkarım yapılabilir: İlk olarak kurucu metin, mevcut konjonktüre göre şekillendirilmiş ve ABD adına adeta "stratejik bir geçiş dönemi manifestosu" gibi kaleme alınmış görünüyor. ABD'nin, söz konusu geçiş dönemini temsil eden Barış Kurulu üzerinden yürüttüğü politikada ısrar etmesi durumunda, bu yapı BM'nin yerini alamayacaksa da nüfuzunun kısıtlanması kaçınılmaz olacaktır. Bunların uluslararası sistem üzerinde açacağı tahribatın yeni bir düzen arayışı getireceği de açık. Ancak Barış Kurulu'nun, bu haliyle istenen sonuca ulaşması oldukça sorgulanabilir nitelikte. Dolayısıyla, bu hamleyi ABD'nin, sıra dışı kazanımlarını konsolide etmesini sağlayacak bir çözülme ve yeniden kurumsallaşma dönemi olarak tarif etmek de mümkün.

İkincisi bu tabloda Gazze, Barış Kurulu'nun meşruiyetinin, kendi üzerine inşa edildiği bir vitrin görüntüsündeki bu durum en azından kısa vadede Gazze'deki sürecin devamlılığı adına bir avantaj olarak nitelenebilir. Barış Kurulu, Gazze'deki sürecin devamlılığına ihtiyaç duyuyor.

Gazze'de kalıcı ateşkes ve akabinde barışın temini adına ortaya atılan 20 maddelik plan ilk günden itibaren Trump'ın Netanyahu üzerindeki baskısı ve Türkiye de dahil olmak üzere arabulucuların desteği sayesinde devam ettirilebildi. Ancak burada en kritik husus, Trump'ın planın devam etmesi üzerindeki ısrarı oldu. Zira, gerek plandaki muğlaklıklar gerekse de İsrail'in Gazze'yi bölme yönünde attığı adımlar, ikinci faza geçilmesi şöyle dursun ateşkesin devamlılığını dahi oldukça zorladı. Öyle ki yalnızca ateşkes sonrasında Gazze'de İsrail'in saldırılarında beş yüze yakın can kaybı gerçekleşti.

Bugün ise Plan, BMGK 2803 Sayılı Kararı ile Gazze'de barış ve yeniden inşa için atılan adımların kapsamı genişletilerek Barış Kurulu yapısına küresel bir barış inşası ve barışı koruma organı kimliği kazandırılmaya yönelik sürecin başlangıcı niteliği kazanmış durumda. Gelinen noktada, Gazze'deki ateşkes ve sürecin bütüncül olarak devamlılığı artık Barış Kurulu'nun iddialı barış ajandasının vitrini durumuna geldi.

Gazze'de "kazanımların", yani ateşkesin o veya bu şekilde çökmesi ya da sürecin akamete uğraması, "BM'nin işlevsizliği" eleştirisiyle ortaya çıkan ve barış inşası adına kapsamlı bir iddia setine sahip olan Barış Kurulu'nun da üzerine kurulduğu temeli ve bunun getirdiği prestiji yıkma potansiyeline sahip. Tam da bu yüzden Washington'un, Barış Kurulu'nun başarısına olan bağlılığıyla Gazze'deki ateşkesin ve sürecin devamlılığı arasında net bir korelasyon söz konusu. Bu durum, ABD yönetiminin İsrail üzerindeki baskısının en önemli gerekçesi konumunda.

İsrail ve Hamas'ın pozisyonu
Gelinen noktada Netanyahu'nun duruma bakışını özetlemesi adına, 10 Ocak'ta Economist'e verdiği röportajda yaptığı açıklama oldukça önemli. "İsrail'in, önümüzdeki on yıl içerisinde ABD'ye olan bağlılığını tamamen bitirmeyi amaçladığını" ifade eden Netanyahu, Trump'ın başkan olmasından sonra, bazıları ani davetler üzerine olmak üzere beş kez ABD'yi ziyaret etti. Bu ziyaretler sırasında kameralar önünde gayet samimi görüntüler verilmişse de taraflar arasında birçok kez sorun yaşandığı açık kaynaklara yansıdı. Dolayısıyla Netanyahu'nun yaptığı açıklama, pasif de olsa bir tepkiselliğin sonucu.

Hamas ise Barış Kurulu'nun ulusal unsurları içermemesi ve Filistinlilerin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi'ne sıkıştırılarak edilgen pozisyona itilmesinden oldukça rahatsız ve süreci vesayet olarak niteliyor. Silahsızlanma taleplerini, ağır silahları bırakmakla birlikte, kendilerini koruyacak düzeyde hafif silahları ellerinde tutma yönünde talepleri var. Bunun yanı sıra barışçıl bir şekilde Gazze'deki yönetimin bir parçası olma yönünde talepleri devam ediyor. Öncelikle bunların kabul görmesi şimdilik düşük ihtimal gibi görünüyor. Alternatifin savaş olduğu herhangi bir denklemin ne Gazzeliler ne de bu örgütler lehine olmadığı da açık. Dolayısıyla Hamas ve İslami Cihat gibi yapılarla temasın ve bu grupların ikna edilmesinin son derece kilit bir mesele olduğu ifade edilebilir.

Türkiye'nin bakışı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM'nin halkların barış ve adalet taleplerine cevap vermede yetersizliğine vurgu yapan ve BMGK'nin işleyişine ilişkin itirazlarını "Dünya beşten büyüktür" şeklinde en üst perdeden ifade eden liderlerden birisi oldu. Bu bağlamda, Barış Kurulu'nun BM eleştirilerinin Türkiye tarafından da paylaşıldığını ifade etmek mümkün. Ancak ortaya çıkan yeni yapıda kurulun başkanına verilen olağanüstü yetkiler gibi henüz değiştirilmeye ve evrilmeye muhtaç birçok hususun Türkiye için eleştiri konusu olacağı şimdiden söylenebilir. Buna karşılık, gerek Gazze'deki sürecin devamlılığı ve Türkiye'nin desteğine olan ihtiyacı gerekse Barış Kurulu'nun ortaya çıkaracağı olası fırsatlar Ankara'nın ilgisini çekmiş görünüyor. Buna mukabil, bu ilginin ihtiyatlı bir şekilde süreceği ve Türkiye'nin Barış Kurulu'nu bir süre daha izlemeye devam edeceği ifade edilebilir.