Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eskişehir’deki nadir toprak elementleri sahasının Türkiye tarafından işletileceğini açıkladı. Uzmanlara göre, bu elementler savunma sanayisinden nükleer enerjiye, biyomedikal cihazlardan elektrikli araçlara kadar birçok teknolojide kritik rol oynuyor. Çin dünya üretiminin yüzde 90’ını kontrol ederken, Türkiye bu alanda stratejik adımlar atıyor. Ekonomistler, bu kaynakların yerli teknolojiyle işlenmesinin Türkiye’yi enerji bağımlılığından kurtarıp küresel rekabette güçlü bir konuma taşıyacağını belirtiyor.

Elimizdeki akıllı telefonlardan geleceğin savunma sistemlerine kadar pek çok teknoloji, yerin altındaki görünmeyen hazinelere, yani nadir toprak elementlerine dayanıyor. Bu stratejik madenler, geleceğin sanayi, enerji ve savunma teknolojilerinde belirleyici bir rol oynuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin bu alandaki kararlılığını vurguladı: “Eskişehir'deki nadir toprak elementleri sahasının herhangi bir ülkeye verilmesi asla söz konusu değil. Bu sahayı biz işleteceğiz.”

Enerji Uzmanı Prof. Dr. Şenay Alçın, nadir toprak elementlerinin hem bugünün hem de geleceğin teknolojilerini şekillendiren temel unsurlar olduğunu belirtti: “Bu elementler savunma sanayisinden roket ve füze yapımına, biyomedikal cihazlardan taşınabilir X-ray sistemlerine kadar geniş bir kullanım alanına sahip. Aynı zamanda nükleer teknolojilerde ve yüksek dayanımlı metal üretiminde de kullanılıyorlar.” Prof. Alçın, Türkiye’nin yalnızca Eskişehir’de değil, Isparta, Konya, Malatya, Manisa ve Burdur gibi illerde de bu elementlerin bulunduğunu belirtti. Ancak, bu madenlerin çıkarılması ve işlenmesinin ileri teknoloji gerektirdiğini vurguladı: “Nadir toprak elementlerini ayırmak çok zor bir işlem. Birçok madenin içinde yüzde 1 gibi düşük oranlarda bulunuyorlar. Bu nedenle işleme teknolojisine sahip olmak çok önemli. Çin şu anda bu alanda dünya üretiminin yüzde 90’ını kontrol ediyor.”

Türkiye, 2017’de yayınladığı Milli Enerji ve Maden Politikası Deklarasyonu ile bu alanda yerli ve milli üretim hedefi koymuştu. Geçtiğimiz yıl ise Çin ile maden işletmeciliği konusunda bir mutabakat zaptı imzalanmış, ancak teknoloji transferinde beklenen ilerleme sağlanamayınca Türkiye yönünü ABD ile teknoloji ortaklığına çevirmişti.

Ekonomist Prof. Dr. Abdulkadir Develi, nadir toprak elementlerinin küresel ticaret savaşlarının merkezinde yer aldığını belirtti: “Bu elementler, ABD ve Çin arasındaki ticaret rekabetinin temel konularından biri. Çin hem en büyük rezerve hem de üretim tekelinin büyük kısmına sahip. ABD ise bu bağımlılığı azaltmak için alternatif kaynaklar arıyor.”

Prof. Develi, Türkiye’nin bu kaynakları ekonomik değere dönüştürme kapasitesini artırmasının büyük önem taşıdığını söyledi: “Asıl mesele, bu elementleri çıkarıp ekonomik ürüne dönüştürebilmek. Savunma sanayisinden yenilenebilir enerjiye, elektrikli araçlardan haberleşme teknolojilerine kadar pek çok sektörde kullanılacak bu madenler Türkiye’nin katma değerli üretim gücünü artıracaktır.” Develi, Türkiye’nin enerji üretiminde dışa bağımlılığının azaldığını, Sakarya gaz sahası ve Akkuyu Nükleer Santrali örneklerinde olduğu gibi enerji üretiminde artık teknoloji geliştiren bir ülke konumuna geldiğini de hatırlattı: “Nadir toprak elementlerinin üretimi, Türkiye’yi yeni bir lige taşıyacak. Çin’den sonra ikinci büyük rezerve sahip ülke konumundayız. Bu rezervleri planlı şekilde işleyebilirsek, hem enerji bağımlılığımız azalacak hem de yüksek katma değerli ihracat kapasitemiz artacak.