Yıllardır ilk kez bir diziyi, hem de Türk dizisini sonuna kadar izledim. Taylan Biraderler’in (Cem Toluay’ın eşlik ettiği) ustalık eseri, “KRAL KAYBEDERSE”.. Gülseren Budayıcıoğlu’nun, hastalarının ya da şimdilerde moda olan kibar ifadeyle danışanlarının hikayelerinden derlenmiş bir kurgu. Ama yönetmenlerinin, senaristin ve asıl oyuncularının elinde (final hariç) bambaşka bir seviyeye yükselmiş. Halit Ergenç zaten başlı başına bir fenomen. Oynuyor mu? Yoksa o hayatını yaşarken kameralar rastgele tanıklık mı ediyor? Bazen anlayamıyorsunuz. Hatta öyle sahneler var ki, işler sarpa sarmış da Halit Ergenç spontane durumu kurtarıvermiş hissine kapılıyorsunuz. Ama ilginç olan şu: Halit Ergenç’in oyunculuğuna tüm rol arkadaşları eşlik etmiş.. Başta Merve Dizdar.. Sırıtan tek bir karakter yok. Yan hikayeler.. Onların kahramanları.. Alıp götürüyor. Hele mekanlar, özellikle kadınların, her biri kendine özgü kıyafet, takı vs tasarımı.. Şölen gibi bir anlatımla KRAL’ın şaşaasını, sonra düşmeye başlamasını ve en sonunda kaybederken kazanmasını izliyorsunuz. Dizi bittiğinde de kendi hayatınızın krallarını ve sonlarını düşünmeye başlıyorsunuz.
Aklıma üşüşen isimleri saklamadan yazacağım. Ali Kırca mesela, katkısını kanalda herkesin bildiği haber bültenleri için verilen ödülleri almak üzere sahneye çıktığında tam bir kraldı. Ve tüm krallar gibi biz kullarından söz etmez, Türkiye’ye teşekkür ederdi. Kenan Tekdağ sonra.. Bir kez karşılaştık. Fatih Altaylı’nın HaberTürk’te birlikte çalışmak için yaptığı teklifi konuşmak üzere üçümüz bir öğle yemeği yedik. Yemekte beni Fethullah Gülen konusunda “mülakata” aldı. Yanıtlarımdan hiç hoşlanmamış olacak ki, sonrasında ne teklif tazelendi.. Ne de ben, en azından bir süreliğine, Fatih’e ulaşabildim. Mehmet Ali Birand ise tanıdığım en ilginç kraldı. Teknesini, Ali Koç’un teknesiyle mukayese edecek kadar özgüvenli. “Sen gelişme hakında iki kelime söyle, gerisini bana bırak” deyip, bir kere bile gerisini getiremeyen, ama bunda bir tuhaflık görmeyecek kadar da durumuna yabancıydı.
Erdoğan: Kendisini gerçekten KRAL zanneden… Geçmişteki tüm kral ve kraliçeler gibi bulunduğu yeri Tanrının iradesine bağlayan bir fani! Peki Erdoğan’dan Mary’ye nasıl geçtin diye sorarsanız.. Aslında Halit Ergenç’ten geçtiğimi söylerim. Zira, dizinin bende bıraktığı düşünce şu oldu: Krallar gün gelir kaybedebilir. Önemli olan; nerede, ne zaman, neden kaybettiğini fark etmek ve gerekirse düşüşten önce kenara çekilmeyi bilmektir. Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal olarak nereye geldiğini.. Çalışanların emeklerinin karşılığı için geldiği Meclis’in kapısına bile yaklaştırılmadığını görmüyor mu! Erdoğan kurmaylarını en son EYT konusunda paylamış.
Erdoğan “BENİ KANDIRDINIZ” demiş ya.. Acaba bir gün oturup muhasebesini yapsa, 20 küsur yıl boyunca kaç kez kandırıldı.. Kimler kandırdı.. Bir baksa. Sonra da dönüp İBB davasında nasıl kandırıldığını bir fark edip araştırsa! En büyük iyiliği kendisine yapar. Zira günü geldiğinde kimse küçük rollerdeki isimleri değil, sizi hatırlar. Krallar da kaybediyor. Maalesef çok BÜYÜK oldukları için onlar kaybederken ülke ve milyonlarca emekçi de kaybediyor. Bilin yani!





