İtalya’da hem haber hem de yorum, analiz içeriği yayınlayan bir bağımsız dijital medya kuruluşu olan Linkiesta'da yayınlanan bir makale Fidan'ın vermek istediği mesajın en azından basın tarafından anlaşıldığını gösteriyor.

"Teşekkürler Trump, Türkiye dahi Avrupa'nın daha güçlü olmasını istiyor" başlığıyla yayınlanan Gabriele Carrer imzasıyla yayınlanan yazıda Fidan'ın NATO ile ilgi işu sözleri öne çıkarılıyor: "İşlediği sürece Avrupa, Amerika ve transatlantik güvenlik çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyorum. Ancak eğer kendi aramızda —ABD ve Avrupa olarak— bölünürsek, Avrupa’nın her halükarda kendi savunma kapasitesini artırması gerektiğini düşünüyorum."

Makalede, Hakan Fidan'ın Eski Kıta'yı yani Avrupa'yı Amerika'nın güvenlik şemsiyesini çantata keklik görmemeye dave ettiği vurgulanırken Birleşik Krallık ve kıtanın büyük ülkeleriyle yeni bir eksen önerdiğine değiniliyor.

Yazıda şöyle deniliyor: "Halihazırdaki sağlam endüstriyel ortaklıklar sayesinde İtalya bu oluşumun merkezinde yer alabilir. Bu sözler Türkiye’den geldiğinde durum dikkat kesilmeyi hak ediyor; hele ki konuşan, yaklaşık yirmi yıldır Ankara’nın dış politika ve güvenlik mimarisinin merkezi figürü olan Hakan Fidan ise. ABD’de eğitim almış Fidan, 15 yıl boyunca istihbarat servisinin (MİT) başında kaldıktan sonra 2023’ten beri Dışişleri Bakanlığı görevini yürütüyor. Bugünlerde hem İran hem de Ukrayna dosyalarında oldukça aktif bir rol oynuyor."

Geçen hafta Hakan Fidan'ın geçen hafta Katar merkezli El Cezire kanalına konuk olan Fidan, ağırlıklı olarak İran hakkında konuştu. Ancak Trump yönetimi altında artan Amerikan ilgisizliği ışığında NATO konusuna da değindi.

Fidan, "Atlantik İttifakı, kanaatimce transatlantik topluluğu için ana güvenlik iş birliği çerçevesi olmaya devam ediyor" dedi ve ekledi: "İşlediği sürece Avrupa, Amerika ve transatlantik güvenlik çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyorum. Ancak eğer kendi aramızda —ABD ve Avrupa olarak— bölünürsek, Avrupa’nın her halükarda kendi savunma kapasitesini artırması gerektiğini düşünüyorum."

Bakan, AB’nin savunma sanayii alanında attığı adımları (SAFE örneğini vererek) vurguladı ancak önerisi bunun da ötesine geçti: "Belki Birleşik Krallık, Türkiye ve bazı büyük Avrupa ülkeleri bir araya gelerek Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinin ne olabileceği ve dayanıklılığımızı, gücümüzü ve caydırıcılık kapasitemizi nelerin artıracağı konusunda nitelikli tartışmalar başlatabilir."

Amerikan "ilgisizliği" olarak tanımladığı durum karşısında Fidan, Avrupa’ya özgü bir "çekim merkezi" oluşturulmasını önerdi. Hedef, ABD güvenlik şemsiyesi zayıflarsa kıtanın farklı güçlerin yörüngesinde savrulmasını engellemek. "Bu bölgede kendi çekim merkezimizi yaratabiliriz. Eğer Birleşik Krallık, Türkiye, Fransa, Almanya ve başlıca Avrupa ülkeleri gerçekten özerk kararlar alabilirlerse, ne transatlantik kutbuna ne de Çin veya Rusya’ya doğru sürüklenmemize gerek kalmaz."

Fidan’ın bu sözleri, dünyada birkaç saat sonra yankı buldu. Amerikan düşünce kuruluşu Milken Institute, Trump’ın sadık isimlerinden, Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Aralık başında yapılan bir röportajı yayınladı. Barrack, "Türkiye, ABD’den sonra NATO’daki en büyük müttefik kuvvettir" diyerek ülkenin askeri gücüne atıfta bulundu ve ekledi: "Yine de Avrupa tarafından gerçekten saygı görmüyor, Avrupa onu hala birliğe almak istemiyor. Avrupa Türkiye’nin kendisini savunmasını istiyor ama Rusya ile olan durumundan endişe ettiği için ona en iyi ve en gelişmiş askeri teçhizatı vermek istemiyor. Bu tam bir çılgınlık."

Makalede şöyle devam ediliyor: "Analist Timothy Ash’in de vurguladığı gibi, ABD’nin rolüne dair artan belirsizlikler ve Avrupa’nın savunma zaafiyetleri, Türkiye’yi kıtanın bugünkü ve gelecekteki güvenliği için kilit bir ortak haline getiriyor. Ülkenin devasa askeri gücü, ileri endüstriyel kapasitesi ve kritik stratejik konumu, Birleşik Krallık ve diğer Avrupalı aktörlerle daha sıkı entegre edildiğinde daha da değerli hale geliyor. Demokrasi ve haklar konusundaki eski engeller hala Türkiye’nin AB üyeliğini engellese de, mevcut güvenlik konjonktürü pragmatik bir değerlendirmeyi zorunlu kılıyor."

Linkiesta'da Carrer şuna dikkat çekiyor: "Bu senaryoda İtalya, Birleşik Krallık ve Türkiye arasında doğal bir bağlantı halkası olarak öne çıkıyor. Savunma sanayisindeki iş birlikleri şimdiden somutlaşmış ve genişlemekte. Köklü İtalyan şirketi Piaggio Aerospace, yakın zamanda Haluk Bayraktar yönetimindeki Türk drone devi Baykar tarafından satın alındı. Paralel olarak Leonardo, yeni nesil insansız teknolojilerin geliştirilmesi için Baykar ile stratejik anlaşmalar imzaladı."

Makale şöyle bitiyor: "Bu ortaklıklar tesadüf değil, net bir stratejik vizyonun yansıması. Hem NATO hem de AB kurucu üyesi olan İtalya, Fransız-Alman ekseni ile İngiliz-Türk ekseni arasında bir köprü görevi görerek Fidan’ın arzuladığı o "Avrupa çekim merkezi"nin inşasına katkıda bulunabilir. Roma-Londra-Ankara üçgeni; endüstriyel tamamlayıcılık, Akdeniz’deki ortak stratejik çıkarlar ve Avrupa güvenlik tehditlerine dair ortak algı üzerine kurulu. Kıtanın güvenlik mimarisinin yeniden tanımlandığı bir dönemde, Birleşik Krallık (ve Japonya) ile 6. nesil savaş jeti (GCAP) geliştiren İtalya, diplomatik yeteneklerini ve savunma teknolojisindeki mükemmeliyetini kullanarak başrol oynama fırsatına sahip. Elbette Ankara’nın, Roma’nın "Mattei Planı" ile öncelik verdiği Afrika gibi birçok dosyada hala bir rakip olduğu gerçeğini unutmadan."

Bakan Hakan Fidan: "Eyleme ihtiyacımız olduğu kadar bilgiye, öğrenmeye, tecrübe aktarımına da ihtiyacımız var".