Araştırmacı yazar Hakkı Öznur, seri hâlinde sürdürdüğü yazılı açıklamalarının altıncı bölümünde, Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu’na atılan “Ergenekon’da gizli tanık” iftirasından ve cemaat mensubu Ramazan Akyürek ile Ali Fuat Yılmazer’in, kendilerine bağlı ekiplerle birlikte Emniyet İstihbarat bünyesinde 2006 yılında kurdukları ve 2012 yılına kadar yasa dışı faaliyetler yürüttüğü ileri sürülen C-5 adlı özel bürodan bahsetmektedir.
Hakkı Öznur, açıklamasında mahkeme sürecinde belgelerle ortaya çıktığını belirttiği bu yasa dışı büronun temel amacının Muhsin Yazıcıoğlu, BBP ve Alperen Ocakları aleyhine çalışmalar yürütmek olduğunu; sahte belgeler üreterek hareketi itibarsızlaştırmaya ve suça bulaştırmaya çalıştıklarını ifade etmiştir.
Hakkı Öznur, açıklamasında devlet, millet, demokrasi ve Ülkücü Hareket karşıtı olarak nitelendirdiği derin sol örgütlerin, bölücülerin, sol liberallerin ve CIA devrimcilerinin, bilinçli olarak Ergenekon ile BBP ve Alperen Ocaklarını yan yana göstermeye çalıştıklarını ileri sürmüştür. Ergenekon’un BBP’yi kullandığı iddiasının ortaya atıldığını ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ergenekon ile bağlantılı gösterilmeye çalışıldığını belirten Öznur, bu çevrelerin Türk, Türkiye ve Muhsin Yazıcıoğlu karşıtı olduklarını; yazılı ve görsel medyada kirli, karanlık ve alçakça yayınlar yaparak yalan haberler ürettiklerini dile getirmiştir.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ergenekon davasında isminin hiç geçmediğini, hiçbir zaman mahkemeye çağrılmadığını ve firari savcı Zekeriya Öz ile onunla aynı paralel zihniyete sahip savcılara ve hâkimlere ifade vermediğini belirten Öznur, “gizli tanık” iddialarının algı operasyonları yürüten çevreler tarafından ortaya atıldığını savunmuştur. Ayrıca istihbaratla bağlantılı ve devletin kılcal damarlarına kadar sızdığını ileri sürdüğü unsurların da bu süreçte rol aldığını ifade etmiştir.
Öznur, açıklamasında Muhsin Yazıcıoğlu’na kumpas kurmaya çalışan bazı kişilerin yurt dışına kaçtıklarını, bazılarının ise yargılandıklarını, tutuklandıklarını ve cezaevinde yattıklarını belirtmiştir.
Hakkı Öznur’un yayımladığı, tarihe not düşen belgesel nitelikteki açıklamasının altıncı bölümü şöyledir:
“ERGENEKON’DA GİZLİ TANIK” İFTİRASINI İLK OLARAK ANA AKIM MERKEZ MEDYA ATTI
Egemen güçlerle ve çıkar çevreleriyle bağlantılı merkez medya, liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadetinden kısa bir süre sonra “Ergenekon’da gizli tanık” iftirasını attı. Bu alçak iftirayı Doğan medyası ortaya atmıştı.
2 Nisan 2009 tarihinde saat 19.30’da yayımlanan haber şöyleydi:
“KANAL D – Kanal D’ye ulaşan bilgilere göre Muhsin Yazıcıoğlu Ergenekon savcılarına bilgi ve belge verdi. Yani Yazıcıoğlu bir anlamda Ergenekon’un gizli tanığıydı. Bu trafik defalarca tekrarlandı. Savcılar Muhsin Yazıcıoğlu’nun sık sık ifadesine başvurdular, bilgi ve belge aldılar. Muhsin Yazıcıoğlu, Hrant Dink cinayeti ile ilgili de bildiklerini Ergenekon savcılarına anlattı, partililerden toplanan belgeleri de savcılara verdi.”
Kanal D televizyonunda haberleri sunan kişi bu iddiaları dile getirdi. Bunun üzerine davamızın avukatlarından Kemal Yavuz, bir gün sonra, 3 Nisan 2009 tarihinde saat 19.40’ta yaptığı açıklamayla tepkimizi ortaya koydu:
“Bizim camiamız bu gerçek dışı, hayal mahsulü yalan haberlerden rahatsız. Ergenekon soruşturmasının gizli tanığı sözde belgeler sunmuş. Asla böyle bir şey olduğu inancında değiliz; böyle bir şey yok. Gizli tanık olarak adlandırılan tiplerin söyledikleri tamamen uydurma ve hayal mahsulü.
Çünkü Genel Başkanımızın hukuki konularda birkaç sırdaşından biriyim. Eğer böyle bir durum olsaydı bunu benimle değerlendirirdi. Biz böyle durumları paylaştık. Dolayısıyla böyle bir şey olduğuna, Ergenekon ile bağlantısı bulunduğuna asla inanmıyorum. Basına servis edilen gizli tanık iddiaları, liderimizi itibarsızlaştırmak isteyen şer odaklarının kirli tezgâhıdır.
Muhsin Başkanımız asla Ergenekon savcılarıyla görüşmemiş, onlarla irtibatı olmayan bir lider, siyaset ve devlet adamıdır. Savcılarla görüştüğüne dair benim bir bilgim yok; olsa haberim olurdu. Liderimizin Ergenekon’la bir bağlantısı olduğuna asla inanmıyorum.”
Daha sonra camiamızın gösterdiği sert tepkiler üzerine Kanal D özür dilemek zorunda kalmıştır. Ergenekon’da gizli tanık olduğu yönünde iftira atan, küresel şer merkezleriyle irtibatlı karanlık odaklar, şehit liderimizi “derin odaklarla” ilişkilendirmeye çalışmışlardır.
8 Nisan 2009 günü saat 19.37’de Kanal D’de yayımlanan haberde BBP yönetimi, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ergenekon’da gizli tanık olduğu yönündeki iddiaları yalanlamıştır. Ben de BBP Genel Başkan Yardımcısı olarak düzenlediğim basın toplantısında, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’na iftira atanların Türk milliyetçiliğine ve Türklüğe düşman iç ve dış mihraklar ile bunlarla iş birliği yapan, satılmış olarak nitelendirdiğim bazı medya kuruluşları olduğunu söyledim.
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığında görev yapan Cumhuriyet Başsavcı Vekili Osman Göğebakan ve Cumhuriyet Savcısı Ramazan Kaplan tarafından hazırlanan 11 Aralık 2020 tarihli, 96 sayfalık iddianamede Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili gizli tanık ifadelerinin gerçeği yansıtmadığı ve böyle bir belgenin bulunmadığı belirtilmiştir.
İşte söz konusu iddianamede yer alan hususlar:
“Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu’nun, eşinin Ergenekon dosyasında gizli tanıklık yapmasına ihtimal vermediğini beyan ettiği, 25/04/2011 tarihli İstanbul Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazısında ‘Ergenekon terör örgütü’ soruşturması nedeniyle BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun iddia olunan ‘Ergenekon Terör Örgütü’ ile ilgili olarak Müdürlükte ifadesinin alındığına dair herhangi bir bilgi ve belgenin olmadığı, 26/04/2011 tarihli tutanakta da ‘Ergenekon silahlı terör örgütü’ soruşturması kapsamında herhangi bir şekilde ifadesinin alınmadığının belirtildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 02/05/2011 tarihli yazısında aynı şekilde adı geçen kişinin ifadesinin alınmadığının belirtildiği, bu itibarla FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin sıklıkla öne sürdükleri Ergenekon soruşturmasında Muhsin Yazıcıoğlu’nun gizli tanıklık yaptığı hususunun, dolayısıyla gizli tanık beyanının aksinin ispatlandığı.” (İddianame, s. 71)
İddianamede yer alan bu ifadelerin, sözde gizli tanıkların beyanlarının gerçeği yansıtmadığını ortaya koyduğu belirtilmiştir. Daha sonra bu kişilerle ilgili soruşturmaların yürütüldüğü, ilk soruşturmanın 2000 yılında başladığı, 2006 yılında haklarında Ankara’da yeniden dava açıldığı ve bazılarının tutuklandığı ifade edilmiştir.
MUHSİN BAŞKAN 1981 YILINDA C-5’TE İŞKENCE GÖRDÜ, 28 ŞUBAT SÜRECİNDE BÇG TARAFINDAN FİŞLENDİ. 2006-2009 YILLARINDA EMNİYET İSTİHBARAT BÜNYESİNDEKİ C-5 BÜROSU TARAFINDAN İZLENDİ VE TAKİP EDİLDİ
2006-2013 yılları arasında devletin en hassas kurumlarına “Cemaat” yerleşmiş ve bu kurumları ele geçirmiştir. Cemaatin hâkim olduğu Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı bünyesindeki C Şube, emniyet içinde “sağ terör ve azınlıklar masası” olarak bilinmektedir.
Bu yapının ilk kurucusu, Trabzon Emniyet Müdürlüğünün ardından Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığına atanan Ramazan Akyürek’tir. 2004’te Trabzon İl Emniyet Müdürü, 2007’de İstihbarat Daire Başkanı, 2012’de ise Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanı olarak görev yapan Ramazan Akyürek de asla masum değildir.
Akyürek, kendisine bağlı cemaat mensubu istihbarat elemanlarıyla Emniyet İstihbarat bünyesinde gizli bürolar kurmuş; cemaat mensubu istihbaratçılara çok sayıda siyasetçinin, gazetecinin, askerin ve sivil bürokratın telefonunu dinletmiş, birçok muhbiri düzenlenen kumpaslarda kullanmıştır.
Ramazan Akyürek gibi istihbaratın önemli isimlerinden biri de bir dönem İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü C Şube Amirliği görevini yürüten, daha sonra Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı C Şube Müdürlüğünde görev yapan Ali Fuat Yılmazer’dir.
Emniyetteki görevlerinin önemli bir bölümünü istihbarat birimlerinde geçiren Ali Fuat Yılmazer, Türkiye’nin yakın siyasi ve adli tarihinde tartışılan çok sayıda soruşturmayla birlikte anılmıştır. Yılmazer’in bir dönem İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünde, daha sonra ise Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı C Şube Müdürlüğünde görev yaptığı bilinmektedir.
Bu ikili ekip, söz konusu yasa dışı şube üzerinden Hrant Dink’in yanı sıra ulusalcı hareketleri, Ergenekon ve benzeri grupları ve Muhsin Yazıcıoğlu’nu takibe almıştı. Ankara’daki Emniyet İstihbarat Dairesi bünyesinde bu illegal şubeyi kuran istihbaratçıların, suikastla öldürülen kişileri ve daha sonra operasyona dönüşen konuları olaylar gerçekleşmeden önce takibe almış olmaları, tam bir “cemaat kumpasıyla” karşı karşıya olduğumuzu gösteriyordu.
Nitekim 2015 yılında Hrant Dink dosyasına gönderilen bilgi ve belgelere göre, cemaat mensubu istihbaratçıların Haziran 2006’da yasa dışı biçimde kurdukları ve 23 Mayıs 2012’de İçişleri Bakanının onayıyla yasal hâle getirilen C-5 bürosunda, terörist gibi takip edilen kişilerden biri de BBP Genel Başkanı ve liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’ydu.
C-5 ADLI KARANLIK BÜRO, MUHSİN BAŞKAN HAKKINDA 213 EVRAK, 61 BELGE VE RAPOR TOPLAMIŞTIR
1 Haziran 2006 ile 23 Mayıs 2012 tarihleri arasında yasa dışı olarak çalıştığı ileri sürülen bu şubede tutulan takip belgelerinin bir kısmı liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgiliydi. Asıl önemli mesele, Muhsin Yazıcıoğlu şehit edilmeden önce takip edilip edilmediği ve takip edildiyse hangi konularda bilgi ve belgelerin toplandığıydı.
Muhsin Yazıcıoğlu suikastıyla ilgili olarak kamu görevlilerinin yargılandığı davada Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından hazırlanan 81 sayfalık ek mütalaa bu konuya ilişkin bilgiler içermektedir. Emniyet İstihbarat Dairesinin 8 Aralık 2015 tarihli yazısına göre, 9 Eylül 2008 ile 23 Mayıs 2012 tarihleri arasında Muhsin Yazıcıoğlu’nun adının geçtiği 214 evrakın bulunduğu tespit edilmiştir.
Emniyet Müdürü Ali Fuat Yılmazer’in görev yaptığı dönemde Gülenist yapının elemanları, “Cemaat Çalışma Grubu” (CÇG) adı altında devlet içinde paralel bir yapılanmaya girişmiştir. C-5 adlı illegal yapının, Muhsin Yazıcıoğlu hakkında 9 Eylül 2008 ile 23 Mayıs 2012 tarihleri arasında düzenlenen toplam 214 evraktan 61 belge ve raporu C-5 adlı büroya gönderdiği belirtilmektedir.
Söz konusu 214 evraktan 25 Mart 2009 ile 1 Nisan 2009 tarihleri arasındaki 61 evrakın, liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü ve cenazesine katılan devlet erkânı, siyasiler, sivil toplum kuruluşları ve geniş toplumsal kesimlerle ilgili olduğu ifade edilmektedir. Basında Emniyet kaynaklarına dayandırılarak yayımlanan haberlere göre, şehit liderimizin cenazesine 1,5 milyon kişi katılmıştır.
C-5 bürosuyla ilgili ilk yazıyı kaleme alan gazeteci Nedim Şener’dir. Şener, 26 Ekim 2015 tarihinde Posta gazetesinde bu konuyla ilgili bir yazı yayımlamıştır. Daha sonra Hürriyet gazetesinde de aynı konuyla ilgili çeşitli yazıları yayımlanmıştır. Son 11 yıldır basında “C-5 dosyasından Muhsin Yazıcıoğlu çıktı” ve benzeri başlıklarla haberler yer almaktadır.
12 Haziran 2006 tarihinde yasa dışı olarak faaliyetlerine başlayan C-5 kod adlı yapılanmanın resmî kuruluş tarihi ise 23 Mayıs 2012’dir.
İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, 2 Ekim 2014 tarihli savcılık ifadesinde, “İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürlüğü nezdinde C-5 bürosunun kuruluşu ve bu büro hakkında bilginiz var mı?” sorusuna şu yanıtı vermiştir:
“Ulusalcılık faaliyetleri benim dönemimde çok fazla arttı, bununla ilgili olarak eskiye nazaran arkadaşların çalışmaları da arttı, bu bana arz edildi, bu çerçeveden ne kadar personel ihtiyacı varsa tahsis ettim, ne istedilerse yaptım, böyle bir büro kurulmuş olabilir, Ali Fuat Yılmazer o dönemde böyle bir büro kuralım diye teklif getirdiyse mevzuata göre büro kurulmuştur.”
İstihbarat Dairesi Başkanlığı bünyesindeki C Şube, “sağ terör ve azınlıklar masası” olarak bilinmektedir.
Milletin adamı, demokrasi ve millî iradeyi canı pahasına savunan şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, hangi faaliyeti ve hangi gerekçeyle sözde yasallaştırılan bu karanlık büro tarafından takibe alınmış olabilir?
Bu büroyu kuranların kirli amacının; Türk milliyetçisi, Ülkücü, vatansever, millî ülkü ve şuur sahibi insanları, kurumları, hareketleri ve çevreleri itibarsızlaştırmak ve bunlara kumpas kurmak olduğu ileri sürülmektedir.
KUMPASÇILAR KUMPAS KURMAKLA SUÇLANDI, YARGILANDI VE TUTUKLANDI
Ali Fuat Yılmazer, 22 Temmuz 2014 tarihinde gerçekleştirilen operasyonun ardından başlayan hukuki süreçte tutuklandı. Soruşturmanın merkezinde yasa dışı dinleme faaliyetlerine ilişkin suçlamalar bulunuyordu. Yılmazer’in adı, sonraki dönemde FETÖ yapılanmasına ilişkin davalarda ve bazı soruşturmalarda kumpas kurulduğu yönündeki suçlamalarla da anıldı.
13 ve 25 Eylül 2006 tarihlerinde gerçekleştirilen birinci ve ikinci dalga operasyonlarda, eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve bazı emniyet müdürleri hakkında yeniden tutuklama kararları verilmiştir.
2007 yılından itibaren Muhsin Yazıcıoğlu’nun C-5 adlı yasa dışı büro tarafından takip edildiği ileri sürülmüştür. Devletimizin içine kriminal yapıların ve kripto unsurların sızdığı, milletin adamı, millî ve yerli lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun yakından takip edilmesinden anlaşılmaktadır.
AKP iktidarının desteklediği cemaatin istihbaratçıları, başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere birçok kişiyi dinlemişlerdir. Bunu, Ergenekon davasının çökmesinden sonra telefonları dinlenen kişilerin listelerinin yayımlanmasıyla gördük.
Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül sonrasında cunta rejimi tarafından özellikle Ülkücüler için kurulan Ankara Mamak’taki C-5 adlı işkence merkezinde günlerce işkence görmüştü. Aradan 26 yıl geçtikten sonra devlet içinde gizli bir yapılanmaya giden bir yapının özel elemanları da Emniyet İstihbarat bünyesinde C-5 adlı bir büro kurmuşlardı.
28 Şubat sürecindeki Batı Çalışma Grubu (BÇG), 2005 yılındaki Doğu Çalışma Grubu (DÇG) neyse 2006 yılında kurulan C-5 adlı özel büro da odur. Bunların hepsi, demokrasi düşmanı ve ülkeyi kaosa sürüklemek amacıyla kurulduğu ileri sürülen karanlık yapılardır.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun, o süreçte AKP iktidarı tarafından himaye edilen, korunan ve desteklenen cemaatle ilişkili bu yapının kontrolündeki C-5 bürosu tarafından bu nedenle takip edildiği ileri sürülmektedir.
Ülkücü düşmanlığı yaptığı belirtilen C-5’in iki ismi de bizlere yabancı değildir. Darbeden 28 yıl sonra, yine C-5 adlı illegal yapı Muhsin Başkan’ın peşine düşmüştür.
Gülenist yapının elemanları, “Cemaat Çalışma Grubu” (CÇG) adı altında devlet içinde paralel bir yapılanmaya girişmişlerdir. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül 1980 öncesinde POL-DER ve benzeri yapılar tarafından, 28 Şubat sürecinde ise BAAS zihniyetli olarak nitelendirilen BÇG gibi hukuk dışı yapılar tarafından yakından izlenmiş ve takip edilmiştir.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun millî ve yerli duruşu, küresel emperyalizm ve onun yerli iş birlikçileriyle mücadelesi, hedef alınmasında en önemli etkenlerden biri olmuştur. Yazıcıoğlu; Amerikancı darbeler zincirine, ordu içindeki cuntalara ve demokrasi dışı arayışlarda bulunan vesayetçi çevrelere, millet ve demokrasi adına karşı çıkmıştır.
TERÖR ÖRGÜTLERİ DE HAREKETİMİZ ALEYHİNE ALGI OPERASYONLARI VE KARANLIK YAYINLAR YAPMIŞTIR
Terör örgütü KCK’nın eski başkanı ve “HPG” adlı silahlı yapıyı yıllarca yöneten Murat Karayılan da “Ergenekon BBP’yi kullanıyor” şeklindeki iddiaları ortaya atmıştır. Öznur, Karayılan’ın MOSSAD ile bağlantısı olduğunu da ileri sürmektedir.
KCK Eş Başkanı Cemil Bayık da İngiliz istihbaratının bir elemanına verdiği ve 27-29 Ağustos 2013 tarihlerinde yayımlanan açıklamasında, “Büyük Birlik Partisi, Ergenekon tarafından kullanılmaktadır.” iddiasını dile getirmiştir.
Cemil Bayık, 30 Ocak 2014 tarihinde Kandil bölgesindeki bir köy evinde yaptığı açıklamada şehit liderimiz Muhsin Başkan’a hakaret etmiş ve hareketimizi Ergenekon ile ilişkilendirmeye çalışmıştır.
Bayık’ın açıklaması şöyledir:
“BBP denen parti nedir? Türkiye’deki bütün cinayetlerin ardında onlar var. Muhsin Yazıcıoğlu kim? Eski Ülkü Ocakları Başkanı ve birçok devrimciyi katleden adam. 12 Eylül öncesi Ülkü Ocakları nasıl MHP'nin vurucu gücüyse, bugün Alperen Ocakları da derin devletin ve cemaatin vurucu gücüdür.”
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu da Ermenilerin en büyük dostları olduğunu söylerken şu ifadeleri kullanmıştır:
“İstihbarat örgütleri ile BBP iç içedir ya da bugün devletin gönüllü vurucu gücüdür. Bir zamanlar Ülkü Ocakları ne ise bugün de BBP'nin Alperen Ocakları odur. Onun yerini almaya çalışıyor.”
Bütün bölücüler, derin sol örgütler, Amerikancı liberaller ve solcular, iç savaş tahrikçileri ve beşinci kol grupları, koro hâlinde liderimize ve hareketimize iftiralar atmış, algı operasyonları yapmaya kalkışmışlardır.
BÜTÜN BÖLÜCÜLER, DERİN SOL ÖRGÜTLER, CIA DEVRİMCİLERİ, GLADİO’NUN “BİZİM ÇOCUKLARI” VE BEŞİNCİ KOL GRUPLARI ŞEHİT LİDERİMİZE, HAREKETİMİZE VE ALPEREN GENÇLİĞİMİZE SALDIRMIŞLARDIR
Taraf, Aydınlık, Sabah, Cumhuriyet ve BirGün gazeteleri ile PKK yanlısı günlük gazeteler; Aktüel, Tempo, Nokta ve Birikim gibi dergiler, Muhsin Yazıcıoğlu ve BBP karşıtlığında ortak hareket etmişlerdir. Hareketimiz aleyhine iftiralarla dolu, kirli ve karanlık yayınlar yapmışlardır.
Bir kez daha ifade ediyorum: Bu ülkenin en yiğit, en delikanlı liderini; bütün ömrünü milletinin mutluluğuna ve saadetine adamış, kırk yıllık siyasi yaşamı boyunca ülkenin birliğini ve beraberliğini savunmuş, kamplaşmaya, cepheleşmeye ve kutuplaşmaya karşı çıkmış, her türlü emperyalizmle mücadele etmiş, darbecilere ve cuntacılara boyun eğmemiş, ser vermiş ama sır vermemiş, bölücülükle ve bölücülerle mücadele etmiş, bütün vatan hainlerine karşı tavır koymuş, ülkesine ve milletine hizmet yolunda Keş Dağları’nda şehit düşmüş millî ve yerli bir siyaset ve devlet adamı olan Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’na Ergenekon’da “gizli tanık” olduğu ve “derin odaklarla ilişkisi bulunduğu” yönünde iftira atanları en ağır biçimde kınıyorum.
12 Eylül darbecilerine, vesayetçilere ve bürokratik oligarşiye; 28 Şubat sürecinde ve e-muhtıra döneminde Amerikancı ve NATO’cu olarak nitelendirdiği generallere millet ve demokrasi adına meydan okumuş, hepsine hak ettikleri dersi vermiş olan milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu’na iftira atanların tamamı korkak, namert ve alçaktır.
Şehit liderimize iftira atanlar, psikolojik savaş elemanları ve beşinci kol mensuplarıdır. Bu çevrelerin NATO merkezli Gladio’dan emir ve talimat aldıkları ileri sürülmektedir. Bunların birçoğunun Soğuk Savaş döneminden kalma Marksist, ateist, etnik ve mezhep ayrımcılığı yapan karanlık zihniyetin mensupları olduğu iddia edilmektedir.
CIA’nın, solcuların, Soros’un çocuklarının, AB fonlarından beslenenlerin, stratejik maşa olarak nitelendirilen PKK’nın ve derin sol yapıların iftiraları bize sökmez. Bu iftira kampanyalarının kesinlikle küresel merkezli olduğu ileri sürülmektedir.
Yalan, yanlış ve kirli bilgilerle ortalığı karıştıran, soruşturmayı ve en önemlisi kamuoyunu farklı yönlere sevk etmeye çalışan karanlık fitne ve fesat merkezleri vardır. Komplo teorileri üretenler, dezenformasyon yapanlar ve toplumu manipüle etmeye çalışanlar, elim olayın ilk gününden beri ortalıkta dolaşmaktadır.
O yiğit adam, milletin adamı, kırk yıllık siyasi yaşamında millî bir duruş ve ilkeli bir tavır ortaya koymuştur. İstikameti hep doğru olmuştur. Asla güç odaklarına teslim olmamıştır. Hain, derin ve karanlık odaklarla delikanlıca mücadele etmiştir. Sistemin adamı değil, davasının adamı olmuştur; çıkarların ve küçük hesapların adamı ise asla olmamıştır.
Muhsin Başkan, milletin sözcüsüydü. Küresel ve derin odakların değil, derin milletin, kadim milletin temsilcisiydi.
Yazılı ve görsel medyada, elim olayla ilgili olarak bilerek bilgi kirliliği oluşturan, hedef saptıran, olayı sulandırmaya çalışan ve kamuoyunu manipüle etmek isteyen; dün Amerikancı generallere, bugün ise AKP hükümetine yaltaklanan ve yaranmaya çalışan sözde gazeteci ve yazarları da çok iyi biliyoruz. Bunları da diğerleri gibi not ettik.
MUHSİN YAZICIOĞLU, HEM HÜKÜMETİ HEM DE MÜTTEFİKİ CEMAATİ DEFALARCA “YANLIŞ YAPIYORSUNUZ” DİYE UYARDI
2007-2008 yılları arasında ordumuza yönelik kumpaslara da öfke duyuyordu. Ordumuz ile ordu içindeki darbeci eğilimlerin birbirinden ayrılmasını, darbe hazırlıkları yapanların Türk Silahlı Kuvvetlerinden derhâl tasfiye edilmesini ve emekliye sevk edilmelerini AKP hükümetinden istiyordu.
TSK içindeki küçük bir grubun darbeci zihniyeti yüzünden ordumuzun “darbeci” olarak gösterilmesini doğru bulmuyordu. Ordu içindeki vatansever subayların Ergenekon kumpasının içine dâhil edilerek ordu düşmanlığı yapılmasını ve itibar suikastlarına girişilmesini şiddetle kınıyordu.
Dönemin cemaat medyasının önde gelen isimlerinin yüzlerine de yaptıkları yanlışları, haksızlıkları ve itibar suikastlarını söylemiştir. Bu konuyla ilgili çok sayıda beyanı ve konuşması arşivlerde bulunmaktadır.
Şehit liderimizin millî duruşundan ve tavrından rahatsız olan şer odakları, bilerek ve bilinçli olarak ortalığı karıştırmaya ve davayı sulandırmaya çalışmaktadırlar. Hainlerin kirli emellerine ulaşamayacaklarına inanıyoruz. Bu davayı milletimiz, onun dava arkadaşları ve Alperen evlatları takip edecektir. Sonuna kadar gidecek, peşini bırakmayacaklardır.





