Gökhan Bulut
En son Halk TV’ye kayyım atandı. Kimilerinin beklediği kimilerinin şaşırdığı bir gelişme oldu. Bu “tedbirin”, kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu’nun ticari faaliyetlerindeki usulsüzlükler nedeniyle hayata geçirildiği söylense de asıl amacın habercilik faaliyetinin engellenmesi olduğu açık. Bununla birlikte, son yıllarda artan ve geçen haftalarda oldukça yoğunlaşan (kayyım atama, erişim engeli, yayın durdurma, gözaltı, tutuklama, tedbir kararı vb.) sansür uygulamalarını yalnızca “habercilik” ile düşünmemek gerek. Elbette, fon vurgunu gibi haberlerin, LGBTİ+’ların medyada temsiliyetinin, iktidarın belirledikleri dışında her türlü bilgi ve görüşün engellenmesi, sansürün görünürdeki ve öncelikli hedefi. Öte yandan, gazeteciliğin toplumsal işlevleri ve AKP iktidarının siyasal programı düşünüldüğünde, meselenin görünenden çok daha geniş olduğu anlaşılacaktır.
AKP “sıradan bir iktidar” olmadığı gibi içinden geçtiğimiz günler de -tüm dünya için- sıradan günler değil. Bugünlerin özgün niteliklerini ve dolayısıyla da bugünlerde uygulanan sansürün toplumsal karşılığını yakın geçmişteki örneklerinden ayırmak gerek. Geniş baktığımızda manzara daha net görülecektir.
TASFİYE PROGRAMINDA SIRA PARLAMENTODA
Kapitalizm dünya genelinde yeni bir döneme girdi. Bir önceki küresel dönem 1980’lerde başlayan “neoliberal-muhafazakar” aşamaydı. SSCB dağılmış, ABD ve kapitalizm tek kutup ve seçenek olarak kalmıştı. Dünyada Reagan(izm)-Thatcher(izm) ikilisiyle anılan, Türkiye’de Özal(izm) ile simgelenen bu aşamada refah devletinin tasfiyesi ve sermaye sınıfının mutlak iktidarı sağlandı. “Sosyal haklar” büyük ölçüde kaldırıldı, başta işçi sınıfının olmak üzere toplumun örgütlü ilişkileri ve örgütleri zayıflatıldı, yalnızca iktisadi teşekküller değil doğa da dahil, halka ait olan ne varsa sermayeye terk edildi. Yaklaşık 40 yıl süren bu “temizlik” dönemi 2010’larda kendi sınırlarına ulaştı ve tamamlandı. Kapitalizm 15-20 yıldır artık yeni bir programla ve stratejiyle hareket ediyor. “Yeni orta çağ”, “tekno feodalizm” gibi adlandırmalarla anlaşılmaya çalışılan bu dönemde, tüm dünyada sağ popülist otoriter iktidarlar göreve geldi ve bu sefer “siyasal haklar” hedefe kondu. Bir önceki dönemde, yüzyıllar boyunca verilen mücadelelerle kazanılmış sosyal haklar gasp edilirken bu dönemde o mücadelelerin siyasal alandaki kazanımlarına sıra geldi. Sermaye bir önceki dönemde “refah devleti”ne saldırıp onu yok etmişken bu dönemki gündeminde artık “parlamenter temsili demokrasi”nin devre dışı bırakılması var. Emperyalizmin ekonomik stratejileri ve savaş/işgal politikaları da buna göre şekilleniyor. Trump’la kristalize edilebilecek bu yeni küresel dönemde iktidarlar neoliberalizmi de muhafazakarlığı da bir ileri adıma taşıyor.
TÜRKİYE DENEYİMİ
İşte kapitalizmin bu aşamasında AKP de Türkiye’de yeni bir rejim inşa ediyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile başlayan süreç, önümüze konacak yeni anayasayla tümüyle kurumsallaştırılmış olacak. Her yeni rejim kurulduğunda sermaye birikim/sömürü modelinin ilerletilmesi, devlet-toplum ilişkisinin koparılıp yeniden düzenlenmesi, tüm demokratik kamusal alanın dağıtılıp yeniden kurulması, yurttaşlığın (ve yurttaşlık haklarının) geçersizleştirilerek yeniden tanımlanması söz konusudur. Dolayısıyla yeni bir rejim kuruyorken AKP’nin yaptığı da budur.
HAYATINI BORÇLU OLDUĞUNU ÖLDÜREN KAPİTALİZM
Burjuvazi, tarih sahnesine çıktığında kendi tikel sınıf çıkarlarını ulusun genel çıkarları olarak örgütlemişti. Bu süreçte basını da kullanmıştı. Şimdi ise burjuvazinin böyle bir yanılsama yaratmaya ihtiyacı kalmamış görünüyor. Burjuvazi, kendisi ile ulus arasında bir denge noktasına artık gereksinim duymadığından, çıkarını korumak ve ilerletmek için topyekûn ulusun tasfiyesini programlayabilecek seviyeye ulaştı. Burjuvazi için bunun karşılığı, ulus devlet formunun, demokratik anayasaların, parlamenter sistemin, haklarla ve özgürlüklerle tanımlanan yurttaşlık modelinin aşındırılması, deyim yerindeyse aşılmasıdır. Kapitalizmin var olmak için demokrasiye, iktidarların seçilmek için ulusa, burjuvazinin yönetmek için parlamentoya ihtiyacı kalmamıştır. Parlamenter demokrasiler, hak sahibi yurttaşlar ve onların oluşturduğu ulus, geçmiş on yıllarda kapitalizmin varlığını sağlayan unsurlardı. Artık varlığını tehdit eden unsurlara dönüştü, o nedenle de burjuvazi ve onun iktidarları tarafından tasfiye süreçleri başlatılmıştır.
MODERN ULUS DEVLET VE GAZETECİLİK
Liberal demokrasinin çok kullandığı (aslında tam bir ideolojik yanılgı üreten) “4. güç” olan gazeteciliğe de ihtiyaç kalmamıştır. Daha net bir ifadeyle, yasama, yürütme, yargı güçlerinin demokratik işleyişini ortadan kaldırarak hepsini tek bir merkeze bağlayan otokratik iktidarların, gazeteciliğe “katlanmasına” gerek kalmamıştır. Liberal demokrasilerdeki o gazetecilik nasıl bir gazeteciliktir? İnsanların “gerçeğe ulaşma hakkı” için çalışan, kendisi bizatihi demokratik karar alma mekanizmalarına katılım kanalı işlevi de gören, halkın kendi tercihlerini belirlerken ihtiyaç duyduğu tüm bilgileri sağlayan böylece de yurttaşların “ulus” düzeyinde yaşamasına sosyolojik zemin hazırlayan bir “kurum”dur gazetecilik. Yurttaşlar gazetecilik yoluyla hem haber alırlar hem de durum, görüş ve taleplerini yönetimlere ulaştırmış olurlar. Yüzyıllardır süregelen mücadelelerle kazanılmış parlamento gibi, yasalarla güvence altına alınan özgürlükler gibi, sosyal haklar gibi gazetecilik de modern ulus devletlerin ve yurttaşlığın temel bileşenlerindendir.
HABER ALMA HAKKINDAN YURTTAŞ OLMA HAKKINA
Dolayısıyla önceki dönemlerde uygulanan sansür “basın özgürlüğü” ile ilgiliyken bu dönemdeki sansür, yeni rejimin kurucu aparatlarından biridir ve yalnızca basın-yayın faaliyetleriyle değil yurttaşlığın yeniden tanımlanmasıyla ilgili bir meseledir. Bugün “halkın haber alma hakkı”, basit bir “bilgiye erişim hakkı” değil yurttaşların kendi geleceğini belirleme talebidir. Engellenmek istenen yalnızca haberler değil yurttaşlardan oluşan ulusun, iktidarları düşünsel olarak sorgulama, politik olarak yargılama ve hukuki olarak görevden alma hakkıdır. Halktan bilgi gizlenmesi değil, halkın zihinsel, siyasal, yasal nitelik ve statülerinden arındırılması için kullanılan bir yıkıcı aparattır artık bugün sansür. Gazetecilik, insanların bireysel düşüncelerinin kolektif bir tutuma dönüşmesini sağlar ve bu, yurttaşlığın esaslarından biridir. Bugün ortadan kaldırılmak istenen de budur.
Özetle bugün halkın haber alma hakkı kişilerin yurttaş, yurttaşların ulus olma hakkıdır. Gazetecilerin mesleklerini özgürce yapabilmelerini savunmak, yurttaşların kendileri hakkında karar verebilmeye devam etmesini savunmaktır.



