Mutluluğun bir formülü ya da yolu var mı diye soran­lara, “hayatınıza anlam katan tutkuyla bağlandığınız bir şeyler varsa mutluluğa ulaşmak daha kolaydır” diye cevap veriyorum. Çünkü tutkuyla bağlı olduğu­muz bir etkinlik ya da meşguliyet mental iyi oluş açısından güçlü bir kaynaktır. Nitekim büyük he­kim ve filozof Er-Razi bu duru­mu, “insan için meşguliyetten daha iyi bir tedavi yoktur” diye­rek ifade etmiştir. Pozitif psiko­loji yaklaşımı da tutku kavramı­na kayıtsız kalmamış ve bu mef­humun kavramsallaştırılması, tanımlanması ve diğer kavram­larla ilişkilerinin anlaşılması için onu pek çok araştırmaya ko­nu etmiştir.

Tutku, psikoloji sözlüklerin­de yoğun, çok kuvvetli, harekete geçirici his ya da inanç olarak ta­nımlanmaktadır. Pozitif psiko­loji alanında, Robert Vallerand ve arkadaşları tutkuyu, bireyin sevdiği (hatta âşık olduğu), an­lamlı bulduğu, zaman ve enerji harcadığı, kendini tanımlayan bir aktiviteye yönelik duyduğu güçlü bir eğilim olarak tanım­lamışlardır. Bu etkinlik bireyin kimliğine entegre olur ve kişinin kendini tanımladığı bir özelliğe dönüşür. Herhangi bir etkinli­ğin tutku olarak değerlendirile­bilmesi için kişinin onu severek yapması, bu etkinliğe değer ver­mesi ve güçlü bir yönelim için­de olması, kimliğinin bir parçası olarak kişinin benliğinde yer al­ması ve söz konusu bu etkinliğe önemli düzeyde zaman ve enerji harcaması gerekmektedir.

Peki tutkunun sağlıklı ve za­rarlı formlarından bahsedebilir miyiz? Nasıl ki aşkın, güvenme­nin, umudun sağlıklı ve zararlı formları varsa, tutku için de aynı şey geçerlidir. Tutku alanyazın­da “uyumlu tutku” ve “takıntılı tutku” olmak üzere iki farklı şe­kilde ele alınmaktadır. Uyumlu tutku, pozitif psikolojinin idea­lize ettiği, sağlıklı ve olumlu so­nuçlar doğuran tutku türüdür. Uyumlu tutkuda, etkinlik kişi­nin kendi kontrolündedir; ki­şi bu aktiviteyi yapmak ister an­cak hayatına hükmetmesine izin vermez. Yani kişi söz konusu et­kinliği özgür iradesiyle seçer ve keyif aldığı için yapar. Bir zorun­luluk hissi yoktur. Farklı neden­lerle (hastalık, yoğun iş temposu vs.) etkinliği yapamadığı zaman­larda bir stres ve kaygı yaşamaz. Tutkulu olduğu aktiviteyi haya­tının iş, aile, sosyal ilişkiler gibi diğer alanlarıyla dengeli bir şe­kilde bütünleştirir. Kişi etkinlik sırasında akış, keyif, mutluluk ve tatmin duygularını deneyimler. Uyumlu tutku, özerklik ve esnek ısrarcılıkla karakterizedir. Bu tutku türünde, aktiviteler birile­rini memnun etmek, alkış almak ya da onları yenmek için değil iç­sel bir motivasyonla yapılır.

Tutkunun zararlı formu ola­rak nitelendirilebilecek diğer bir tutku türü ise takıntılı tutkudur. Bu tutku türü ihtiras olarak da ifade edilebilir. İhtiras, tutkudan doğan ama denetimsiz hale gel­miş bir arzu ve hırs karışımı ola­rak nitelendirilebilir. Takıntılı tutkuya sahip kişiler, muhteris olarak da tanımlanır. Takıntılı tutku kısa vadede başarı getirse de yaşam dengesini, mutluluğu ve sağlığı olumsuz etkileyen, da­ha zorlayıcı ve sağlıksız bir tutku türüdür. Bu tutku türünde, akti­vite kişiyi kontrol eder. Birey et­kinliği yapmaya mecbur hisse­der. Sosyal onay alma gibi dışsal motivasyonlar daha hakimdir. Aktivite, kişinin kimliğinin o ka­dar merkezinde yer alır ki diğer yaşam alanlarıyla çatışmaya gi­rer. Kişi, aktiviteyi yapamadığın­da yoğun stres, kaygı, huzursuz­luk ve suçluluk hisseder. Uyumlu tutkunun aksine kişi etkinlik sı­rasında bile performans kaygısı yaşayabilir.

Vallerand ve arkadaşlarının yaptığı, 97 çalışmayı ve 26 bin ka­tılımcıyı kapsayan bir meta-ana­liz çalışmasına göre uyumlu tut­ku, mutluluk, yaşam doyumu, moral yükselmesi, anlam, yaşam enerjisi ve özsaygı gibi olumlu durumlarla pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Takıntılı tutku ise kaygı, suçluluk, öfke, stres, duy­gusal tükenmişlik, depresif belir­tiler gibi durumlarla ilişkili bu­lunmuştur. Yine uyumlu tutku­da sürdürülebilir bir performans söz konusuyken takıntılı tutku­da kısa vadeli performans artışı olsa da uzun vadede tükenmiş­lik yaşama riski bulunmaktadır. Uyumlu tutkuda, kişinin yaptığı iş ve uğraşı onun için bir anlam kaynağı olup hayatına anlam kâtabilirken, takıntılı tutkuda zo­runluluk ve kendini ispat ön pla­na çıkabilir.

Sonuç olarak sağlıklı, bizim kontrolümüzde olan, iş-yaşam dengemizi bozmayan, bizi akış durumuna sokan, hayatımıza anlam katan, özsaygımızı ve ya­şam tatminimizi artıran tutkuy­la bağlandığımız bir meşguliyet mental sağlığımız açısından güç­lü bir kaynak olarak değerlendir­ilebilir. Öte yandan, bizi esir alan, iş-yaşam dengesini bozan ve dış­sal motivasyon kaynaklı olan ta­kıntılı bir tutku, suçluluk, kaygı ve stres yaratır. Bu tür bir meşgu­liyet ise mental ve fiziksel sağlığı­mız açısından bir risk faktörüdür.

Sizi hapsetmeyen, özgür kılan bir tutkuya sahip olmanız dileğiyle.