Bazı hayvan toplulukları despotlar tarafından demir yumrukla yönetilirken bazıları da doğal olarak eşitlikçi bir yapıya sahip. Hepsinin bizlere verebileceği dersler var.
Yirminci yüzyılda despotlar az değildi. Acımasız liderler muhaliflerini ezdi geçti ve çizginin dışına çıkmaya cesaret edenleri dehşetle bastırdı. Stalin, Mao, İdi Amin ve ev faresi Bill gibi...
1950'lerin başında ekoloji ve fare uzmanı Peter Crowcroft, İngiltere'nin Suffolk bölgesindeki eski bir İkinci Dünya Savaşı eğitim üssünde yaptığı alışılmadık deneyde Bill adını verdiği farenin topluluk içinde yükselişini izledi. Fareler, ülke geneline stratejik gıda rezervi olarak yerleştirilen tahılın büyük bölümünü yiyordu. İngiltere hükümeti bu kemirgenlerin garip davranışlarını kontrol altına almak amacıyla fareleri daha iyi anlamak istedi ve Crowcoft'a eski bombardıman üssünde bir fare gözlem laboratuvarı kurması talimatı verildi.
İlk günlerinde Crowcoft, Bill'i Charlie adını verdi bir fareyle tanıştırdı. Crowcroft çalışmasının detaylarını yazdığı "Mice All Over" (Her Yerde Fareler) adlı kitabında "Bill'in buluşmanın ilk anında Charlie'nin üzerine atılışındaki vahşete çok hazırlıksızdım" diyor. İki fare kısa bir süre kıyasıya dövüştü ve zaferi kazanan Bill oldu. Bir despot doğmuştu.
Despotluk birçok hayvan topluluğunda görülüyor. Sadece farelerde değil. Babunlar, çizgili firavun fareleri ve çıplak köstebek fareleri, ekolojistlerin "hakimiyet hiyerarşisi" olarak adlandırdığı, en tepede demir yumrukla hüküm süren bir veya daha fazla bireyin oturduğu hayvanlardan sadece birkaçı. En çok yiyeceği onlar alır. En iyi cinsel partnerleri onlar bulur. Davranışları tüm grubu bir yöne veya diğerine yönlendirir.
Laboratuvarlarda, genellikle küçük kafeslerde tutulan fareler, despotluğa eğilimli oluyorlar. 2019'da Varholick ve meslektaşları bu davranışla ilgili bir çalışma yayınladılar. Üçerli gruplara ayırdıkları ve standart laboratuvar kafeslerinde tuttukları düzinelerce fareyi gözlemlediler. Varholick, farelerin birbirlerine karşı nasıl konumlandığının kafeste kiminle birlikte olduklarına bağlı olarak değişebileceğini tespit etti. Bunu, tüp testi adı verilen bir yöntem kullanarak değerlendirdiler. İki fareyi bir tüpün zıt uçlarına koydular. İlk geri çekilen fare, dolaylı olarak kendini ast ilan etmiş oldu.
Doğada, çevresel faktörler belirli bir fare grubunda despotizmin ortaya çıkıp çıkmayacağını tayin edebiliyor. 2008 yılında yapılan ünlü bir çalışma, Güney Afrika'da yaşayan babun topluluklarında genellikle despotların hüküm sürdüğünü ortaya koydu. Araştırmacılar "Grup halinde yiyecek arama kararları, bu kararlardan en büyük faydayı sağlayan birey, yani baskın erkek tarafından sürekli olarak yönlendiriliyordu" diyor.
Huchard, bu gruplardaki baskıcı erkeklerin dişileri hem çiftleşmeye zorlamak hem de korkutmak için kovaladıklarını, böylece dişinin başka bir erkek babunla çiftleşme şansını azalttıklarını anlatıyor. Bunun trajik sonuçları olabiliyor.
Çıplak köstebek fareleri, beslendikleri bitki yumrularını ararken, büyük ön dişlerini kullanarak tüneller kazdıkları yer altında yaşıyorlar. Çıplak köstebek faresi topluluklarında, üreyen tek dişi olan kraliçeler "agresif itme, kuyruk çekme ve kakma davranışlarıyla" üstünlüklerini gösteriyorlar.
Bazı hayvan topluluklarının tepesindeki dişiler kesinlikle acımasız. Gruptan ayrılmak ise riskli. Hayvan ve insan toplumlarındaki despotizmi inceleyen bağımsız antropolog Laura Betzig, "Bir sonraki öğünde yiyeceğin nereden geleceğini kimse bilmiyor" diyor. "Orada kalıp korkunç despotlara katlanıyorlar." Betzig ayrıca, kraliçe dışındaki dişilerin bıraktığı yumurtaları yiyen işçi karıncaları da örnek gösteriyor. Kraliçe, yumurtaları yok etmek için işçilerden oluşan bir ordu, bir polis gücü kullanıyor.
Peki, insan toplulukları tüm bunlardan ne kadar ders çıkarabilir? Varholick, "Kendimizi anlamanın yolu, diğer hayvan toplumlarını incelemekten geçer" diyor. Ekanayake-Weber, insanlar birbirleriyle işbirliği yaptıklarında daha iyi durumda oluyorlar. Bu işbirlikçi, eşitlikçi yönü gerçekten daha fazla incelememiz gerekiyor. Bunu yaptığımızda, bir tür "süper organizma" haline gelebileceğimizi söylüyor. Tıpkı tek başına hiçbir karıncanın başaramayacağı şeyleri, örneğin büyük nesneleri taşımayı, birlikte yapan karıncalar gibi.
İnsanlar karıncalardan, babunlardan ve köstebeklerden farklı. Binlerce yıldır olduğu gibi, bu gezegende benzersiz bir yol çiziyoruz. Ancak hayvanlar alemi bize hala birçok ders veriyor.
Strier, "Hayatımın yarısını örümcek maymunlarını izleyerek geçirdi. Bu dönemde öğrendiklerimi insanlarla ilişkilerimde kullanıyorum" diyor. "Böylesine barışçıl bir birlikteliğe sahip başka bir primatı izlemek ilham verici."




