Son zamanlarda toplumsal ahlakı sorgulatan olaylar yaşıyoruz. Sabah programlarına yansıyan skandallar, vicdanları sızlatan cinayetler, yağma olayları haber bültenlerinden eksik olmuyor. Herkesin aklında aynı soru var: "İnsani değerlerimize ne oluyor?" Haber Global Web Özel'e açıklama yapan psikologlar ve toplum bilimciler, Türk toplumunun ahlaki yapısına ne olduğunu anlattı.

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hakan Türkçapar, ahlaki ve etik davranışın insan yapısında doğal bir özellik olduğunu belirterek, "Şu anda yaşadığımız etik ve ahlaki sorunlar sosyal antropolojik veya kültürel, sosyal toplumsal etkiler ve sosyal öğrenme gözlemsel öğrenme ile ilgili. Örneğin, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları orada kurallara uyarken Türkiye’ye geldiklerinde aynı kurallara uyum göstermiyor. Bunun arkasındaki mantığa baktığımızda toplumun genel davranış tarzı kurallarla olan ilişkisinin kişinin tavrını etkilediğini görüyoruz" dedi.

SORUN AİLEDE
Ahlaki etik davranışın ailede aktarımı azaldığında okul ve toplum içinde de bu ahlaki değerlerin verilemediğini belirten Türkçapar, "Maalesef toplumumuzun giderek ahlaki bunalımı arttırıyor. Yaşadığımız ahlaki sorunu tek etkenle açıklama hata olur ve bu dar bakış açısı sorunun çözümüne de engel olur. Türkiye’de tek bir etken değil çoğul etken söz konusu. Bu da çalışmaların çok dikkatli bir analiz ve gösterilecek büyük bir çabayla değiştirilebileceğini düşündürüyor. Bu çabanın toplumun tüm katmanlarını kapsaması gerekiyor" diye konuştu.

Yenidoğan Çetesi, kamuoyunun vicdanını sızlattı.

NASIL DÜZELECEĞİZ?
Sosyolog Zeliha Bürtek, toplumun nasıl düzeleceğiyle ilgili şunları söyledi: "Toplum olarak sosyal çürümeyi kazanma ve kaybetme geriliminde yaşıyoruz. Diğer taraftan bireylerin sözde etik görünümündeki -burada sosyal, dini, gelenek, yerel yapıların inşa ettiği bütün ilişkiler yer almakta- varoluşlarının gerçekleriyle yüzleşilmeye başlandı: Hırsızlık, haksız edinilmiş haklar, her türlü suiistimaller. Sosyal çürüme, yıllara yayılmış haksızlığın ve usulsüzlüğün, istismarın herkesin kavrayabileceği gerçekliğidir. Bu durum iki şekilde toparlanabilir. Bireyin kendini sorguladığı iç hesaplaşma, bu cesaret gerektirecek. Diğeri, devlet yapısının yeniden düzenlenerek, bilimsel bilgi ve ahlak temelli eğitimle toplumu inşa edecek hukuk devletinin inşa edilmesi."

ÇIKAR ÖNCELİKLİ HAYATLAR
Kültür Antropoloğu İlker Çayla, günümüz dünyasında, bireylerin kendi çıkarlarına gömüldüğünü ve sosyal bağların sığ bir hale dönüştüğüne dikkat çekti. Çayla, "Yenidoğan Çetesi skandalı, bebeklerin hayatlarının maddi kazanç uğruna hiçe sayılması bu çürümenin vahim bir yansımasıdır. Esnafın fahiş fiyatlarla müşterileri kandırması, günlük yaşamda ahlaki değerlerin erozyonunu gözler önüne seriyor. Kurumların, rasyonel ve objektif yönetim ilkelerinden uzaklaşarak keyfi uygulamalara yönelmesi ve gelir adaletsizliğinin artması, bu çürümenin kurumsal ve toplumsal boyutlarını ortaya koyuyor" dedi.

EKONOMİK EŞİTSİZLİKLER
"Ekonomik eşitsizlikler ve gelir adaletsizliği, bireyleri çıkar odaklı ve hesapçı bir zihniyete yöneltti; zengin ile yoksul arasındaki uçurum, toplumsal güveni ve dayanışmayı zedeliyor" diyen Çayla, değerlendirmesini şöyle sürdürdü: "Eğitim sistemindeki eksiklikler, eleştirel düşünce ve etik değerlerin gençlere aktarılmasını engelliyor. Sosyal medyanın sorumsuz kullanımı, ilişkilerin niteliksizleşmesine yol açıyor. Esnaf cephesinde, turistik bölgelerde bir bardak çayın 100 liraya satılması gibi durumlar, kazanç hırsının ahlaki sınırları zorladığını gösteriyor. Türkiye’de ahlaki çürüme, toplumsal güveni zedeliyor; insanlar kurumlara, birbirine ve kendilerine olan inancını kaybediyor. Kamusal yatırımların artırılması, özellikle sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerde, gelir adaletsizliklerini azaltarak bireylerin etik dışı yollara sapma eğilimini düşürebilir; sosyal yardım programları ve asgari ücret düzenlemeleriyle yoksulluk sınırındaki kesimlere destek sağlanabilir.

Kaynak: Web Özel