İlk, ortanca, son ya da tek çocuk olmak kişiliğimizi gerçekten şekillendiriyor mu? Kaynak, Emmanuel Lafont
Bazı ailelerde "en büyük kız çocuk sendromu" doğru olabilir. Çünkü gerçekten küçük kardeşlerine bakmak zorunda kalarak büyümüş olabilirler ve bu deneyimin kendilerini şekillendirdiğini düşünebilirler.
Kardeşlerin dünyaya gelme sırasının kişiliklerini şekillendirip şekillendirmediği sorusu aileleri ve psikologları yıllardır düşündürüyor. Fakat bilimsel kanıtlar da sanıldığı kadar net değil. İki kız kardeşin büyüğü olarak, genelde en büyük çocukla ilişkilendirilen özellikler bana göre beni de tanımlıyor: sorumluluk sahibi, özenli, mükemmeliyetçi. Annem de ailesinde en büyük kız çocuğuydu ve bu kişilik özellikleri onda da var. Fakat diğer yandan küçük kız kardeşim biraz daha gamsız ve aynı evde, aynı ebeveynlerle büyüdüğümüz ve yakın olduğumuz halde kişiliklerimiz çok farklı. Bu farklılığın dünyaya gelme sıramız ile ilgili olup olmadığını hep merak ettim.
100 yıldan uzun süredir bilim çevreleri ve insanların ilgisini çekse de, kardeşler arasındaki doğum sırasının kişiliklerimizi şekillendirip şekillendirmediği hala tartışmaya açık. Bu alandaki araştırmalarda geçmişte tutarsız sonuçlara ulaşıldı. Bunun bazı nedenleri var ama basitçe söylemek gerekirse: Ölçümü zor. ABD'nin Texas eyaletindeki Houston Üniversitesi'nden Psikoloji Doçenti Rodica Damian, daha önceki çalışmalarda genelde küçük örneklem grupları olduğunu söylüyor. Buna ek olarak, genelde sorulara deneklerin kendisi yanıt verdiğinden önyargılardan etkilenebiliyor.
Son çalışmalar bir dizi kafa karıştırıcı değişkenin, doğum sırasının sistematik olup olmadığını, yani her insanı aynı şekilde etkileyip etkilemediğini incelemeyi zorlaştırdığına işaret ediyor. Örneğin toplam kardeş sayısı bir faktör olabilir. Örneğin, iki çocuklu bir ailedeki dinamiklerin, yedi çocuklu bir aileye kıyasla farklı olması beklenir. Farklı büyüklükteki ailelerde en küçük ya da en büyük çocuk olmak çok farklı bir deneyim olabilir ve doğrudan kıyaslanabilir değil. Araştırmalar, doğum sırasının zekada etkili olduğunu düşünüyor. Ailenin büyüklüğü ve herhangi bir ailede çocuk olma deneyimi, birçok diğer faktörle de iç içe geçmiştir. Örneğin ailenin sosyoekonomik durumu gibi. Daha üst düzey sosyoekonomik statüye sahip aileler genelde daha az sayıda çocuk yapmaya eğilimli oluyor. Ayrıca, kişinin yaşı ve cinsiyeti de ailede ve ötesindeki deneyimlerini etkileyebiliyor.
Bu bağlamda, araştırmacılar doğum sırasının kişiliklerimiz üzerinde tutarlı ve herkeste aynı sonuçlar yaratan etkileri olduğu sonucuna varamadı. Fakat bu doğum sırasının hiç ilgisinin olmadığı anlamına da gelmiyor. Belli ailelerde ya da kültürlerde rol oynayabiliyor. Almanya'daki Leipzig Üniversitesi'nden kişilik araştırmacısı Julia Rohrer "Bence insanların çok fazla eski moda ya da en başından bu yana hiç gerçeklerle desteklenmemiş çok fazla inancı var" diyor.
Rohrer ve çalışma arkadaşları, birkaç bin kişinin verilerini içeren İngiltere, ABD ve Almanya'dan aldıkları üç veri setini inceledikten sonra "doğum sırasının genel anlamdaki kişilik özelliklerine kalıcı bir etkisi olmadığı" sonucuna vardılar. Ancak çalışmada doğum sırasının belirli bir kişilik özelliğine, zekaya etkisi olduğu teyit edildi. Zeka karmaşık bir olgu ve çalışmada zeka sadece testlerdeki performansla ve deneklerin kendilerinin bildirdiği zekayla ölçüldü.
Rohrer, doğum sırası ve diğer kişilik özellikleri konusundaysa, genel geçer bir şablon olmasa bile bireyin deneyiminin değerlendirilmesinin hala anlamlı olabileceğini söylüyor. Rohrer "en büyük kız kardeş sendromu" gibi terimler için de "Aynı koşullarda büyüyen diğer insanları bulabileceğiniz bir etiket sağlıyor. Böylece deneyimlerinizi paylaşabilirsiniz" diyor.
İngiltere'de tarihi olarak en büyük çocuk olma hakkı erkeklerin. Bu da ilk erkek çocuğun ailenin servetini ve unvanlarını miras alması anlamına geliyor. Ancak son dönemdeki çalışmalara bakılırsa durum pek böyle değil ve kardeş olmadan büyümek bencilliğin ya da narsisizmin artmasına neden olmuyor.
Damian ve çalışma arkadaşlarına göre dünyaya gelme sırasının kariyerler üzerindeki etkileri de kayda değer değil. Bilim insanları arasında geçmişteki hakim görüş büyük çocukların daha akademik ve bilimsel, küçük çocukların ise daha yaratıcı kariyerler edindiği yönündeydi. Fakat Damian bunun tam tersini tespit etti. İlk doğanların daha yaratıcı kariyerlere yöneldiği tespit edildi.






