İran savaşı Körfez'in 'güvenli liman' imajını nasıl yıktı?

Lübnan'a bombalar yağarken, Irak'ta kalabalık pazar yerlerinde intihar saldırıları düzenlenirken, hatta IŞİD Suriye'de yabancı işçileri kaçırıp vahşi gösterilerle infaz ederken bile Dubai adeta kesintisiz bir eğlence merkezi olmayı sürdürdü.
Dünyanın zenginleri, yapay adalarda malikâneler satın alıyor, Abu Dabi'deki Louvre'u geziyor ya da Katar çöllerinde safari yapıyordu.
Savaşlar, protestolar ve istikrarsızlıkla sarsılan bir bölgede, Basra Körfezi ülkeleri yıllar boyunca kendilerini bir güvenlik ve refah vahası olarak konumlandırdı.
Bu ülkelerin çabaları ve sundukları avantajlı vergi politikaları, milyarlarca dolarlık yabancı yatırımı çekti. Dubai, Abu Dabi ve Doha gibi şehirler, dünya milyarderleri ve lüks turizm için cazibe merkezlerine dönüştü; aynı zamanda uluslararası etkinlikler ve kongreler için tercih edilen konumlar haline geldi.
Ancak bu yanılsama 28 Şubat'ta dağıldı. O gün ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları bir savaşı başlattı. Tahran ise yalnızca İsrail şehirlerini ve bölgedeki ABD üslerini bombalamakla kalmadı, aynı zamanda Washington'un Körfez'deki müttefiklerini de hedef aldı.
Savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkileyebilir?
İran füzeleri bir anda alışveriş merkezlerinin, lüks gökdelenlerin ve yatlarla dolu limanların yakınlarına düşmeye başladı. Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Umman'da yaşayanlar ile on binlerce yabancı çalışan ve turist dehşet içinde bu anlara tanıklık etti.
Savaş, dünyanın en lüks otellerinden bazılarına bile ulaştı. Düşürülen bir İran insansız hava aracının parçaları Dubai'deki Burj al Arab'ın üzerine düşerken, Palm Jumeirah'taki Fairmont The Palm oteli doğrudan isabet aldı.
18 Mart Çarşamba günü ise Katar'ın devlet petrol şirketi, Ras Laffan sanayi kompleksinin füze saldırıları sonucu "ağır hasar" gördüğünü açıkladı.
Körfez başkentlerinde savaşın yansımalarına karşı öfke büyüyor. Uçuşlardan otel rezervasyonlarına, kongrelerden uluslararası etkinliklere kadar geniş bir iptal dalgası yaşandı. Bahreyn ve Suudi Arabistan'daki Formula 1 organizasyonları bile bu durumdan etkilendi.
Buna ek olarak Hürmüz Boğazı'nın kapanması yakıt ihracatını durma noktasına getirdi.
Güvenli liman imajı zedeleniyor
Kuveyt Üniversitesi'nden profesör Badr al Saif, "Körfez ülkeleri Ortadoğu'da güvenli sığınak imajı oluşturmaya çalıştı. Ancak son haftadaki gelişmeler bu imajı zedeledi" dedi.
Bölge ülkeleri, lükse olduğu kadar güvenliğe de yatırım yaptı. Tümü otokratik yönetimlere sahip olan bu monarşiler, terörden korunmak için geniş çaplı gözetim sistemlerine yatırım yaptı.
Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi'nin Financial Times tarafından aktarılan verilerine göre, yalnızca turizm sektörü bölgede günde yaklaşık 600 milyon dolar kaybediyor.
Oysa yıl için beklenen turizm geliri 207 milyar dolardı.
Harvard Kennedy School'a bağlı Belfer Merkezi'nden araştırmacı Elham Fakhro, "Güvenlik imajı kısmen yapaydı, ancak aynı zamanda da gerçekti. Çünkü Körfez ülkeleri onlarca yıl boyunca kendilerini bölgedeki en kötü gelişmelerden izole etmeyi başarmıştı" diyor.
Fakhro'ya göre yatırımcı ve turist güveninin yeniden kazanılması mümkün, ancak bu "çatışmanın ne kadar süreceğine bağlı".
İran'la savaş, Körfez ülkelerini doğrudan hedef haline getirirken, bu durumun maliyeti son derece yüksek oldu. Bölge halkı ve yöneticileri arasında ciddi bir öfke ve hayal kırıklığından söz etmek mümkün.
Bu öfkeyi en açık dile getiren isimlerden biri Emirlikli milyarder iş insanı Khalaf Ahmad al Habtoor oldu.
Al Habtoor, ABD Başkanı Donald Trump'a hitaben yazdığı açık mektupta, "Bizi İran'la bir savaşa sürükleme yetkisini kim verdi? Bu tehlikeli kararı hangi temele dayanarak aldı?" diye sordu ve "Tetiği çekmeden önce yan etkileri hesaplandı mı?" ifadelerini kullandı.
Körfez ülkeleri, ABD ile ilişkilerine büyük yatırımlar yaptı. Askeri üsler sağladılar, lojistik destek sundular, büyük ekonomik taahhütlerde bulundular ve ABD'nin bölgesel politikalarıyla uyumlu hareket etmenin iç politik maliyetini üstlendiler.
Körfez monarşileri, 1979'daki İran Devrimi'nden bu yana Tahran yönetimiyle gergin bir ilişki sürdürüyor.
Bu nedenle bölge ülkeleri özellikle de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, güvenliklerini büyük ölçüde ABD ile olan ittifak üzerine kurdu.
Körfez ülkelerinin, istemedikleri bu savaşta kolay bir çıkış yolu yok. Ancak uzmanlara göre çatışma ne kadar kısa sürerse zarar da o kadar sınırlı olur.
Kısa vadede bir ateşkesin, toparlanma sürecinin başlamasına imkân tanıyabileceği görüşünü savunuyor.
Savaş uzadıkça ekonomik kayıplar artacak, yabancı iş gücü bölgeden ayrılacak ve özellikle Dubai gibi ekonomiler için kritik olan sermaye kaçışı hızlanacak.
Savaş bugün sona erse bile İran tehdidi ortadan kalkmayacak ve bölgenin üzerinde asılı kalmaya devam edecek.
Son yıllarda olduğu gibi müzakereye dönüş bir çıkış yolu olabilir. Suudi Arabistan ile İran'ın Çin arabuluculuğunda diplomatik ilişkilerini yeniden kurması bunun bir örneğiydi.