Bilim tarihine meraklı olanlarımızın çoğunda İskenderiye Kütüphanesi’ne dair hayal gücümüzü harekete geçiren kişi Carl Sagan olmuştur. Efsanevi Cosmos serisinin ilk dakikalarından itibaren bu muhteşem kütüphane ve bilim merkezinin nasıl yüzyıllarca ışık saçtığını dinledik. Yok oluşuyla medeniyet yürüyüşümüzün aksadığını da gördük. Bu yazımızda, medeniyet tarihimizde önemli bir yere sahip olan İskenderiye ve Bağdat kütüphanelerinin kuruluşları, gelişimleri ve tarih sahnesine vedalarını inceleyerek her iki kurumun da tarihine ışık tutmaya çalıştık.
İskenderiye Kütüphanesi ve Mouseion Nasıl Kuruldu, Büyüdü ve Yok Oldu?
İskenderiye, bir zamanlar Antik dünyanın Yedi Harikası'dan birine ev sahipliği yapıyordu. İmparatorluğundaki diğer birçok şehir gibi İskenderiye ismi de Makedonyalı III. Alexandros’tan ya da bildiğimiz adıyla Büyük İskender’den gelir. Şehir, MÖ 330 civarlarında, efsanevi imparatorun danışmanı Yunan Mimar Dinokrates’in hazırladığı şehir planı üzerinde kuruldu.
Sokrates’ten beri Yunanlılara işlemiş olan merak ve bilgi açlığının varisi olan Büyük İskender, bu geleneğin öğrencisiydi de aynı zamanda. Yaşça daha büyük olsa da aynı dönemde yaşadığı Aristo’dan ders aldığı rivayet edilir. Miletos okulunun son düşünürü Anaksimenes’den de etkilenmiş ve fikir hayatını bu çok önemli filozofların da etkisiyle şekillendirmiştir. İskender’in hayali, uzak toprakları hem fethetmek hem de keşfetmekti. Kozmopolit şehirlerden birinin ve ikonik bilgi rezervinin tohumu bu adamın vizyonu ile atılmıştı. Ordusuna mühendisler, mimarlar ve tarihçiler de eşlik ediyordu. Ancak MÖ 323’deki zamansız ölümü, işleri daha da hızlandıracak bir aileyi sahneye çıkardı: Ptolemaios Hanedanı.
Mısır'ı ele geçiren Ptolemaios I Soter, MÖ 320'de İskenderiye’yi başkent yaptı. Şehir, Ptolemaios Hanedanı'nın merkezi oldu ve yavaş yavaş antik dünyanın kültürel merkezine dönüşmeye başladı. Antik Çağ tarihçilerine göre Soter’in arzusu; kütüphanesini, ciddiye alınacak metinler olmak kaydıyla tüm insanların yazılarıyla donatmaktı. Bu nedenle kütüphanenin kuruluşunda etkisi olan isimlerden ilki Soter'di. Bir diğer isim ise eski bir Atinalı politikacı olan Demetrius idi. Atina'da iktidarını kaybettikten sonra, Soter'in (yaklaşık MÖ 297) sarayına sığınan Demetrius, kralın danışmanı oldu. Yeni danışmanının çok yönlü bilgisinden etkilenen kral, MÖ 295 civarlarında, neredeyse dünyadaki tüm kitapları alabilecek bir bütçeyi -antik rivayetlere dayanır- önüne koydu. Daha sonra Demetrius, Soter’in himayesi altında, "müze" kelimesinin de kökeni olan Yunan mitolojisindeki ilham perileri "Musalara" adanmış "Mouseion"u kurduğu iddia edilir. Bu yapı entelektüel, felsefi dersler ve tartışmalar için bir merkezdi. Mouseion Tapınağı'nın İskenderiye'deki Kütüphane kompleksinin ilk bölümü olduğu düşünülüyor ama bununla ilgili kesin bir bilgi yok. Tapınak, ayrıca Kraliyet Sarayı'nın arazisinde yer alıyordu. Aynı zamanda konferans alanlarına ev sahipliği yapıyordu.
Kral tarafından seçilen bir rahip, Mouseion’un yöneticisiydi ve ayrıca el yazması koleksiyonundan sorumlu bir kütüphaneci de vardı. Bazı kaynaklar, Soter'ın oğlu olan Ptolemaios II Philadelphus'un, MÖ 282 - MÖ 246 arasındaki hükümdarlık döneminde, babası tarafından kurulan Mouseion Tapınağı'nı tamamlamak için "Kraliyet Kütüphanesi"ni kurduğunu ifade ediyor.
Bundan sonra da kelimenin tam anlamıyla bir kitap avı başladı. İskenderiye limanına giren her gemi aranıyordu. Bir kitap bulunursa iade edilme ya da el konulmasına karar vermek için Kütüphaneye götürülüyor ve sahibine ödeme yapılarak bir kopyası çıkarılıp teslim ediliyor, aslı ise Kütüphane envanterine alınıyordu. Bilimsel araştırmalar yapma, ders verme, tercüme yapma, kopyalama faaliyetleri ve kitap toplama ile ilgilenen 100'den fazla bilgin ve görevlinin Mouseion'da bulunduğu tahmin ediliyor. Kütüphane'deki eser sayısına dair genellikle telaffuz edilen rakam 500.000 civarı, ancak bu rakamın kitapların sayısına mı yoksa papirüs rulolarının sayısına mı atıfta bulunduğu belirsizdir.
Öte yandan, bir kitabın tamamını meydana getirmek için birçok papirüs rulosuna ihtiyaç duyulduğunu göz önüne aldığımızda, çok yüksek ihtimalle papirüslerin sayısına atıfta bulunulduğunu söyleyebiliriz. Ptolemaios III Euergetes döneminde Kütüphane'de o kadar çok eser birikmişti ki şehrin güneydoğu kesiminde, Rhakotis bölgesinde, Tanrıça Serapis’e adanan Serapeion tapınağında bir kardeş kütüphane ya da şube kuruldu. Bu arada, Romalı devlet adamı ve düşünür Seneca’nin eser sayısına dair verdiği rakam çok daha mütevazı bir rakam: 40.000.
Bir rivayete göre Euergetes; Atinalılardan Sophocles, Aeschylus ve Euripides'in orijinal el yazmalarını ödünç istedi. Atinalılar el yazmalarını geri alabilmeyi garantilemek için 500 kg altın talep ettiler. Kütüphaneciler el yazmalarını kopyaladılar, orijinalleri tutup Atinalılara (altınları alıkoyabileceklerini söyleyerek) sadece kopyaları verdiler. Tekrar belirtmek gerekir ki bu tamamen bir rivayetten ibaret.
Mouseion Tapınağı ve İskenderiye Kütüphanesi, pek çok seçkin bilim insanına ev sahipliği yaptı. Bunların belki de en önemlisi Yunan matematikçi, coğrafyacı, astronom ve filozof Eratosthenes idi. Coğrafya biliminin temelini atan bu deha, deney yoluyla dünyanın çevresini hesaplayan ilk insandı. Eratosthenes, Kuzey Yarımkürede 21 Haziran’da, Yengeç Dönencesine (23° 27’ Kuzey enlemi) güneş ışığının dik düşeceğini biliyordu. 24° Kuzey enlemindeki Syene’de, öğle vakti tam 12.00’de toprağa dik olarak saplanan bir çubuğun neredeyse gölgesi olmayacağı bilgisine sahipti. İskenderiye’de, saat 12.00’de toprağa dik olarak sapladığı çubuğun ise belirgin bir gölgesi vardı. O zamanlarda astronomların sık kullandığı gereçlerden olan Güneş Saati Kadranı kullanarak gölgenin açısını 7° 12’ olarak ölçtü. İki şehir arasındaki bildiği uzaklık üzerinden de 1 dereceyi 700 stadyum olarak buldu. 360 ile çarpınca 252.000 rakamına ulaştı. Antik Mısır’da 1 stadyum yaklaşık 157 metredir. Bu rakamlar Eratosthenes’i 39.690 km rakamına götürdü. Bu rakam ekvator çevresinde 40.000 km olarak ölçülen gerçek rakamdan sadece %1'lik bir sapma demektir.
Merkezin bir başka muhteşem sakini İskenderiyeli matematikçi Euclides (Öklid) idi. 2.000 yılı aşkın süre geometri öğretimi onun teoremleri ile yapıldı. Muhtemelen, 13 ciltlik eseri "Elementler"in büyük bir kısmı Kütüphane'de yıllarca dirsek çürütülerek yazıldı. Anatominin babası diyebileceğimiz Yunan hekim Herophilos, Rodoslu şair Apollonios ve Yunan matematikçi, coğrafyacı ve astronom Claudios Ptolemaios, yani Batlamyus farklı zamanlarda burada çalışmış isimlerdi. Tüm bu isimlere ilaveten, gelmiş geçmiş en büyük bilginlerden biri kabul edilen Arkhimedes yani Arşimed de İskenderiye Kütüphanesinde bulunmuş olabilir. Ancak bu konu net değildir. Çalışmalarından ikisinin girişinde Eratosthenes’e hitap etmesi, merkezde bulunma ihtimalini düşündürmektedir. Kütüphane'nin kayıtlardan bilinen son yöneticisinin Antik Çağ'ın ikonik kadın filozof, matematikçi ve astronomu Hypatia'nın da babası olan matematikçi bilgin Theon olduğu düşünülüyor.
Mouseion’ın günümüze ulaşan en iyi tarifi, revaklar ve sütunlu yürüyüş yollarıyla birbirine bağlanan konferans ve ziyafet salonlarına sahip büyük bir bina ve bahçe kompleksi olduğundan bahseden Yunan coğrafyacı ve tarihçi Strabon’a aittir. 4. yüzyıla kadar varlığını sürdüren Mouseion ve Kütüphanenin tarihin sahnesinden ne zaman çekildiği, bunun birdenbire mi olduğu yoksa yavaş yavaş mı olduğu konusu hâlâ belirsizliklerle doludur. Hatta yakılması üzerine anlatılan teoriler muhtemelen İskenderiye Kütüphanesinin kendisinden daha popüler hale gelmiştir.
Yakılma-yıkılma hikâyeleri arasında en popüleri Julius Caesar’ı işaret eder. MÖ 47’de İskenderiye şehrini işgali sırasında kendisini limandaki Mısır filosu tarafından sarılmış bulduğu ve kendi güvenliği için Mısır gemilerine ateş emri verdiği iddia ediliyor. Seneca’nın da aralarında olduğu bazı tarihi isimler ateşin kontrolden çıktığını, cephaneliklere ve el yazması depolarına sıçrayarak şehirde Kütüphane dahil pek çok yapıya zarar verdiğini ifade ediyor. Şehrin neredeyse tamamen yandığı bu yangın sonrası çok az sayıda da olsa ana Kütüphane'den kurtarılan eserlerin Serapeion Tapınağı’na taşındığı iddia edilse de bununla ilgili kesin ve güvenilir bir kanıt yok.
İskenderiye’deki Serapeion Tapınağı ve Kütüphanesinin günümüze ulaşan kalıntıları. İkinci şüpheli ise Roma İmparatoru I. Theodosius idi. Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu’nun resmi dini ilan eden Theodosius, Antik Yunan’dan kalan metinlerde varlığını sürdüren pagan inançlarını Hristiyanlığın yayılması önünde kafa karıştırıcı bir engel olarak görüyordu. MS 391'de, pagan inançlarını tarihe gömme girişiminin bir parçası olarak İskenderiye'deki Serapeion Tapınağı'nın imhasını yaptırdığına bazı buluntular uzun yıllardır mevcuttu. Ancak sonradan ulaşılan yeni kayıtlar, aslında Theodosius’un ardılı olan imparator Marcian’ın MS 455 yılında Mısır valisine gönderdiği ferman ile belirli sapkın doktrinleri savunan metinlerin yok edilmesini emretmiştir.
İskenderiye Kütüphanesi ve Mouseion’a yakılıp yıkılarak bir son biçen anlatıların en zayıfı Halife Ömer’e dairdir. Anlatılara göre Arap komutan ve Mısır Valisi Amr bin Âs, İskenderiye’yi fethettiği günlerde buradaki Kütüphane ve Mouseion ile karşılaştığında ne yapması gerektiğine dair kararsız kalıyor ve Hz. Ömer’e bir mektup yazarak fikrini soruyor. Cevap şöyle geliyor: Eğer bu Kütüphanede bulunan kitapların ihtiva ettiği bilgiler Kur'an'da varsa bunlara artık lüzum yoktur. Kuranda yoksa zaten hem lüzumsuzdur hem de dine aykırıdır’. Bu cevap üzerine Amr bin Âs da İskenderiye Kütüphanesi’ndeki kitapları yöredeki yüzlerce hamama dağıtarak yaktırıyor. Ancak bu hikâyenin de rivayetten öte anlam yüklenecek hiçbir kanıtı veya kaydı yoktur, zira Araplar İskenderiye'deki bir Hristiyan kütüphanesini yok etmiş olsa da 7. yüzyılın ortalarında Kraliyet Kütüphanesinin artık mevcut olmadığı neredeyse kesindir. Bununla birlikte kurumun eğitim ve araştırma işlevleri 5. yüzyıla kadar devam ediyor gibi görünüyor.
Günümüzdeyse tüm bu tanıdık yok oluş senaryolarına alternatif sunan yeni bir tez var masada: Columbia Üniversitesinden Prof. Roger S. Bagnall, Kütüphanenin ve Mouseion’un kuruluşundan tarih sahnesinden çekilene kadarki tüm hikâyesini Alexandria: Library of Dreams (Tür: "iskenderiye: düşler kütüphanesi") isimli makalesinde toparlamış. Detaylı makalenin asıl ilgi çekici kısmı ise Kütüphanenin hem kapasitesi hem de sonuna dair farklı bir perspektif ortaya koyması. Bagnall’ın tezi, merkezin sonunun tek bir felaketle gelmediğini, yüzyıllara yayılan bir yavaş ölümle sahneden çekilme şeklinde gerçekleştiğini savunuyor. Dahası, Büyük Kütüphanenin tarih sahnesine vedasını tek bir felakete ya da bilinçli bir saldırıya bağlamaya çalışmanın boş bir iş olduğunu söylüyor.
Bagnall, insanların görüşleri ve eğilimleri değiştikçe Kütüphanenin içeriğinin de ihmal edilmesiyle birlikte İskenderiye'deki Kütüphanenin sonunun dört ya da beş yüz yıllık bir sürece yayıldığını düşünüyor.
Özetle İskenderiye Kütüphanesi, zamanına göre kapsamlı olsa da, 20. yüzyılın büyük araştırma kütüphaneleriyle karşılaştırılabilecek ölçekte değildi. 1258’de Moğolların Bağdat’ı istila etmesiyle Beyt'ül Hikme de yok olmuştur. Moğollar, binlerce kitabı yakarken yakmaya yetişemediklerini de Dicle Nehri’ne atmışlardı. Kaynaklarda aktarılana göre nehir günlerce mürekkep renginde akmıştır.
Uzun zamandır hem varlıkları hem de yok oluşlarının kültürel evrimimize etkileri üzerinden bir efsaneye dönüşen iki kütüphanenin gerçekteki etkileri, bilim adamlarının doğru metinler oluşturma ve bunu yapmanın yolları üzerine düşünmeye çalıştıkları filolojik geleneği başlattı. Her iki kütüphane de sistematik bilgi derlemeye yönelik birçok girişim içeriyordu. Bilginin ve bilimsel gelişimin gelecek kuşaklara sistematik aktarımının bilinçli akımlarından biriydi. Her iki merkezin kuruluşlarını takip eden yıllardan başlayarak günümüze kadar, entelektüel araştırmanın ve kütüphane fikrinin evrensel sembolleri haline gelmesi hâlâ anlamlıdır.
Bu iki kütüphane; yok oluşlarıyla kültürel tarihimizde devasa boşluklara neden olmuş kitap depolarından çok daha fazlasıdır. Yaratıcı başarıların ancak onlara değer veren bir kültürel ortamı teşvik ettiğimizde hayatta kalacağını binlerce yıl önce kanıtlamışlardır.




