Dinler; genel olarak toplumsal düzeni, insan ilişkilerini, demografik yapıyı ve bazen de insan sağlığını korumak ve sürdürülebilir hale getirmek için inanan insanların yaşam tarzlarına ve kültürlerine yönelik bazı kurallar koyar. Bu kurallar kişinin cinsel yönelimi ya da kimliği gibi bireysel konularda olabileceği gibi toplu halde ibadet etme veya bazı davranışlardan kaçınma gibi toplumsal konularda da olabilir. İnsanların günlük yaşamlarını önemli ölçüde etkileyebilen bu dini kurallar, insanın nasıl besleneceği ve hangi gıdaları tüketeceği gibi konularda da bazı kısıtlamalara gider. Gelin, özellikle İslam ve Yahudilik dinlerinde kesinlikle yasaklanıp "terefa" ya da "haram" şeklinde nitelenen domuz eti ve ürünlerinin yasaklı tarihine biraz daha yakından bakalım.

Yahudilik'te ve İslam'da Domuz Eti Neden Yasaktır?

Yahudilikte "temiz", "yenmesinde sakınca olmayan" besinler koşer (İng: "kosher") olarak adlandır. "Terefa" terimi ise koşer olmayan besinleri tanımlamak için İslam dinindeki "caiz" ifadesinin karşılığı olarak kullanılır. Bu yeme-içme kuralları "kaşerut" olarak da tanımlanan, Levikitus Kitabı'nın 11. bölümünde yer alır ve buna göre domuz eti ürünlerinin terefa sayılmasının nedeni domuzların geviş getirmemesine bağlanır.

İslam'da ise durum, domuzun herhangi bir biyolojik fonksiyonuna dayanmaz. Kuran'da domuz ve domuz ürünlerinin "haram" sayılma gerekçeleri daha çok domuzların yaşayış tarzı ile ilgilidir. Domuzların çöpçü olarak adlandırılabilecek beslenme şekilleri ve bu yüzden kirli sayılmaları, Kuran'da belirtilen birincil neden. Ancak domuz etinin saf olmadığı, birçok hastalık ve parazit taşıdığı (özellikle tirişinella spiralis) için de yasaklandığını belirten ayetler vardır.

Türkiye'de Erken Dönem Domuz Eti Tartışmaları

Türkiye'de domuz etinin ve ürünlerinin tüketilip tüketilemeyeceğine dair tartışmalar, Cumhuriyet öncesi döneme kadar dayanır. 1924 yılında İstanbul Mezbahanesi'nin baş veteriner hekimliğine yükselen Ahmet Nevzat Tüzdil, 1925 yılında doktora çalışmaları için Almanya'ya gider. Bu dönemde aynı zamanda İstanbul Şehremaneti Mecmuası'na yazılar gönderir. 1925 yılının Eylül ve Ekim aylarında gönderdiği iki yazıyla domuz eti tartışmasını başlatır. Çünkü iki yazı özetlendiğinde şu sonuca varılır: Trişinella sprilaris ve tenya solyum parazitleri, eskiden kontrol edilemiyorken şu anda tam olarak kontrol edilebilir ve bu yüzden dini kitaplarda yasak olmasına karşın domuz eti tüketilebilir. Dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras bir röportajında domuz etinin güzel bir yiyecek olduğunu belirtmiştir.

Bu tartışmalara dönemin siyasi iktidarı da dahil olur ve domuz etinin Türkiye'de de rahatça tüketilmesini teşvik eden yorumlar toplumsal yankı uyandırır. Kırsal alanda ya da küçük çiftliklerinde az da olsa domuz yetiştiriciliği başlar. 1933 yılında yayınlanan bir kitapta ise domuz etinin tezkiye edildikten sonra tüketilebileceği savunulur. O dönemde Türkiye'deki gayrimüslim toplumlar, farklı kanallar aracılığıyla az miktarda domuz eti ithalatı yapabiliyordu. 1940'lı yıllarda devlet destekli bazı fabrika ve hayvan çiftliklerinde domuz yetiştiriciliğine başlandı.

Günümüzde Türkiye'de Domuz Yetiştiriciliği

Türkiye tarihinde domuz yetiştiriciliği, azalan gayrimüslim toplum nedeniyle domuz etinin hâlâ "haram" kategorisinde sayılmasıyla yıllar geçtikçe azaldı. Önce devlet işletmeleri daha sonra özel çiftlikler domuz yetiştiriciliği ve satışını durdurdu. 2006 yılında Türk Gıda Kodeksi'nde yapılan değişiklikle domuz eti "kasaplık et" statüsüne alınarak üretimi ve satışı yasal hale gelmiştir ve 2024-25 verilerine göre Türkiye'de 80'in üzerinde faal domuz çiftliği bulunmaktadır.