Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, Gazze'de yaşanan soykırımın ve işgalin tarihi arka planını kaleme aldı. Aksa Tufanı'nın ardından başlayan İsrail'in şiddet, soykırım ve işgal planı üçüncü yılına girerken, bu sürecin gerçekten 7 Ekim 2023'te mi başladığı sorusu akıllara geliyor. Gazze'de yaşayan Filistinlilerin, İsrail işgali altında maruz kaldıkları şiddet ve baskı, uluslararası toplum tarafından görmezden gelindi.
7 Ekim öncesi Gazze'nin kronolojisine bakıldığında, şiddet, mülksüzleştirme, yerinden etme ve işgal gibi durumların tarihi bir devamlılık içinde olduğu görülüyor. 1948'den beri Filistinliler, yurtlarında onurlu direniş ile ölüm arasında bir seçim yapmak zorunda kalmışlardır.
1948 işgali sonrası Gazze halkı, topraklarından sürülmüş ve mülteci durumuna düşmüştür. 1967'deki Altı Gün Savaşı ile Gazze'nin stratejik önem kazanmasıyla birlikte, bu bölge üzerindeki baskılar artmıştır. 1987'de Birinci İntifada, bu baskılara karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.
Oslo Anlaşması ile bir umut doğmuş olsa da, bu durum İsrail'in daha fazla avantaj elde etmesine sebep olmuştur. Hamas, bu baskılar altında doğarak Gazze halkının tek umudu haline gelmiştir.
BM Goldstone Komisyonu, 2008-2009 Gazze savaşında işlenen savaş suçlarına dair güçlü kanıtlar sunmuş, ancak bu raporlar göz ardı edilmiştir. Sonuç olarak, Gazze halkı, baskı ve şiddet ile baş başa bırakılmıştır. 7 Ekim 2023'te başlayan olayların, aslında çok daha öncesine dayandığı ve İsrail'in işlediği savaş suçlarının bir devamı olduğu vurgulanmaktadır.





