İstanbul, insan sesinin büyüsüyle buluştu: Dünyanın farklı sesleri 2. Uluslararası A Cappella Festivali’nde bir araya geldi. Festival notlarını yaratıcısı, koro şefi Başak Doğan’a sorduk.

Piyano yok. Gitar yok. Saksafon yok. Davul yok… Sahnede hiçbir enstrümanın bulunmadığı, sadece birbirinden farklı bedenlerin / insanların var olduğu bir birliktelik… Enstrümanlar, bu bedenler… Ve bir harfin sese, sesin notaya düşüp melodide buluştuğunu düşünün! Ve tüm bunlar bir festivalle taçlansın! Dünyanın dört bir yanından gelen topluluklar ve solo sanatçılar, yalnızca kendi seslerini kullanarak, farklı kültürlerin ritim ve melodilerini bir araya getirdi. Koro şefi Başak Doğan’ın 120 kişilik gönüllü ekibiyle hayata geçirdiği Uluslararası A Cappella Festivali, Grammy ödüllü Avi Kaplan’dan Kamerunlu One Heart A Cappella’ya, dünyanın dört bir yanından 600 müzisyeni İstanbul’da buluşturdu.

Ağustos ayının son günlerinde gerçekleşen bu buluşmaya tanık olanlardan biri olarak diyebilirim ki, tek kelimeyle etkileyiciydi! İstanbul’da bir sahnede, küçük bir koltukta oturuyordu bedenim ama duyduğum sesler ve hissettiğim / gördüğüm enerji, asla o mekâna ve o bedene sığmıyordu. Bu açıdan da gündemin hiçleştirdiği hemhalime ilaç gibi gelen bir festivaldi: DenizBank sponsorluğundaki VoiceUp A Cappella Festival. (İç ses: Üstelik tüm şehrin sakinlerine ücretsiz.)

“Yalnızca bir müzik etkinliği değil, aynı zamanda sesle kurulan evrensel bir dostluk köprüsü”… Bu tanımın hakkını veren festival, 6 gün boyunca 25 ülkeden farklı kadrajdaki müzisyenleri İstanbul’un dört bir yanındaki sahnelerde sanatseverlerle buluşturdu. Toplamda 7.500 kişinin izlediği festival, şehrin farklı noktalarında düzenlenen atölye ve konserlerle İstanbulluları da içine çekerek kenti akapella müzikle yeniden tanıştırdı diyebilirim. Türkiye’yi uluslararası arenada da tanıtan Başak Doğan’ın öncülüğünde gerçekleşen festival ikinci yaşını kutladı. Dileğim, nice yıllara yayılması!

Festival açılışında oradaydım; muazzam bir buluşmaydı. Yıllardan bu yana festivaller düzenliyorum. Bunun asıl çıkış noktası “merak” aslında. Yurt dışında etkileşimde bulunduğum hocalarım, benimle aynı işi yapan koro şefleri ve eğitmenlerle bizim alandaki meraklı genç yetişkinlerimizi bir araya getirmeyi amaçlamıştım. Zaman içinde ülkemizin içinde bulunduğu konjonktür, gençlerin yurt dışında bulunan uzman isimlerle buluşturmasını zorlaştırmaya başladı.

Festivalin hemen ardından görüyorum ki bunu ziyadesiyle başarmışız. 7.500 kişi ücretsiz konserlerimizi izledi, atölyelerimize katıldı. Şimdi katılımcılardan, sevgi ve minnet dolu mesajlar alıyoruz. Ancak beni en tatmin eden şey sanırım şu; tüm atölye katılımcıları, eğitimciler, korolarımız hepimiz aynı sahnede buluşup, birlikte geliştirdiğimiz yeni üretimleri paylaştık. Bu tarifi pek mümkün olmayan bir mutluluk benim için.

25 farklı ülkeden katılımcımız vardı. Headliner’ımız Avi Kaplan ile yaptığımız gala konseri için saatler süren provalarımız oldu. Duygu Soylu ve Evrencan Gündüz’ün de bizimle olduğu, Avi’yle ortak yarattığımız konser tasarladık ve sahneye mükemmel diyebileceğim bir ses kürasyonu sunduk. Festivalin kürasyonunu yaptığımız 2 yıllık süre boyunca çok fazla iniş-çıkış yaşadık. Bizim ilk günden bu yana ana sponsorumuzun desteği bize müthiş bir itici güç olmasına rağmen, yolda bize sonradan katılan bazı kurum ve markalarla yollarımız, beklenmedik ekonomik gelişmeler nedeniyle ayrıldı. Neredeyse son güne kadar kaynağımıza dair, lojistik ihtiyaçlarımıza dair pek çok sorun yaşadık.

Sonuç olarak, festivalin duygusu, jeopolitik konumlarımızdan arınıp, nereli olduğumuza bağlı kalmaksızın birbirimizin kültürlerine merak duygusuyla baktık; sadece müziği, metotları, yetenekleri ve üretimlerimizi paylaştık. Yani müthiş bir açıklık oluştu, güvenli ve mutlu bir alandı. Yan yana durmanın, aynı anda nefes alıp, seslerle ortak bir armonide birleşmenin herkese iyi geldiğini mutlulukla seyrettim, çok kişiden bunu uzun zamandır ilk kez deneyimleyebildiklerini huzur ve umutla dolduklarını duydum, gerçekten en ihtiyacımız olan işte bu his.