Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın etki alanında yer alan İstanbul, tarih boyunca şehri fiziksel ve sosyal olarak dönüştüren pek çok deprem gördü. Roma İmparatorluğu, Bizans ve ardından Osmanlı dönemleri boyunca bu bölgede yaşanan depremlerin İstanbul'daki yıkıcı etkisi sık sık tarihi kayıtlarda yer buluyor. Son 2000 yılda yaşanan depremlerin ardından tutulan kayıtlarda "Hasar görmeyen ev, yıkılmayan baca kalmadı" ifadesiyle sıkça karşılaşılıyor.
Uzmanlar, İstanbul’un tarih boyunca değişik ölçeklerde etkilendiğini ve farklı büyüklüklerde yüzlerce deprem yaşanmış olabileceğini belirtiyor. İstanbul’da yaşayanların hayatında her zaman deprem olduğunu söyleyen uzmanlar, 358 yılında ve daha sonra 6. yüzyılda hasara yol açan depremler olduğunu ifade ediyor. Örneğin, 1509 depremi olan ‘Kıyamet-i Suğra’ (Küçük Kıyamet) büyük yıkımlara neden oldu. Bu depremin ardından şehir surları zarar gördü, pek çok kule yıkıldı, 100 civarı cami hasar gördü.
Tsunamiler de İstanbul tarihinde önemli bir yere sahiptir. 1509 depreminden sonra oluşan dalgalar şehir surlarını aşarak semtlere ağır zararlar verdi. 1894 depreminin ardından ise İstanbul’da ilk bilimsel çalışmalar yapılmaya başlandı. Bu deprem şehirde büyük hasara yol açmış, çok sayıda kişi evsiz kalmış, depremzedelerin bir kısmı akrabalarında, otellerde kalırken bir kısmı çadır ve barakalarda yaşamıştır.
Sonuç olarak, İstanbul’un geleceğinde depremler önemli bir rol oynayacak. Bilim insanları, depremin ne zaman olacağını bilmemekle birlikte şehirde hazırlık yapılması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor. Elisabeth Angell, depremlerin İstanbul hayatının bir gerçeği olduğunu ve gelecekte de bu gerçeğin değişmeyeceğini vurguluyor.





