İtalya, yargı sisteminde reform öngören bir anayasa değişikliğini oylamak için 22-23 Mart'ta referanduma gidiyor. Giorgia Meloni yönetimi, zaman zaman siyasetin alanına girmekle suçladığı yargıda tarafsızlık ve modernleşme için reformun şart olduğunu savunuyor. Muhalefet ise Meloni hükümetini yargı bağımsızlığına darbe vurma girişimiyle suçluyor.

Reform paketi, hakim ve savcıların bir pozisyondan diğerine geçmesini önlemek için "kariyer ayrımı" öngörüyor. Ayrıca, Yüksek Yargı Konseyi'nin (CSM) yapısını ve üyelerin belirlenme sistemini değiştirmeyi amaçlıyor. Özerk konsey, hakim ve savcıların görev yerleri, terfi ve disiplin işlemlerinden sorumlu.

Bugün konseyin üyelerinin üçte ikisi hakim ve savcılar tarafından seçiliyor, üçte biri parlamento tarafından atanıyor. Reform paketi ise CSM'yi biri hakimler diğeri savcılar olmak üzere iki ayrı kuruma dönüştürüyor. Üye seçimi de kuraya bağlanıyor. Ayrıca, hakim ve savcılara yönelik görevi kötüye kullanma suçlamalarını denetlemekle görevli bir Yüksek Disiplin Mahkemesi kurulmasını öngörüyor.

Hükümet, bu değişikliklerin siyasi eğilimler bazında gruplaşma ve "lobileşmeyi" önleme, savcılar ile hakimler arasında tarafsızlığı sağlama ve yargılama sürecini hızlandırma amacı taşıdığını söylüyor.

İtalya'da faşist rejimin devrilmesi sonrası yazılan anayasa, "anti-faşist" tedbirler arasında yargı sistemini siyasi baskılardan koruma, denge-denetleme amaçlı kurum ve sistemler içeriyor. Siyasi geçmişinde neo-faşist hareketlerin de bulunduğu bir başbakanın anayasayı ve CSM'nin yapısını değiştirme planı bu nedenle de büyük tartışmaya neden oldu.

Başbakanlık Müsteşarı Alfredo Mantovano, bu kaygılara "Anayasa müzelik bir eser değildir" yanıtı vererek değişimleri savundu. Bu tartışmaların arka planında, hükümetin, bazı kritik girişimlerinin mahkemeler tarafından bloke edilmesi nedeniyle zaman zaman yargıyla yaşadığı çatışmalar da bulunuyor. Örneğin, Başbakan Meloni sığınma talebinde bulunan göçmenlerin Arnavutluk'ta inşa edilen göç merkezlerine yollanması projesini bloke eden yargıçları siyasetin alanına müdahale etmekle suçluyor.

Hükümetin "tarihi bir proje" diye sunduğu Messina Boğazı Köprüsü inşası da Sayıştay tarafından onaylanmayınca Meloni bu kararı "hükümet ve parlamentonun yetki alanına yapılan bir başka müdahale" diye eleştirmiş, yargı reformunun "bu tahammül edilemez müdahaleye en uygun yanıt" olduğunu söylemişti.

Muhalefet liderleri, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları, reformun yargı bağımsızlığını zayıflatacağını savunarak "hayır" oyu vermeye çağrıda bulunuyorlar. Örneğin, Demokratik Parti lideri Elly Schlein "Bu reform, yalnızca hakimleri değil, tüm vatandaşları koruyan temel bir ilke olan yargının bağımsızlığını zayıflatıyor" eleştirisi yaptı.

Başbakan Meloni ise referandumda "evet" oyu verilmesi çağrısıyla sosyal medyada yayımladığı videoda, "Biz İtalya'yı Avrupa'ya yaklaştırmak istiyoruz, ancak her zaman olduğu gibi başta sol kesim olmak üzere birileri, bu ülkenin her türlü modernleşmesine karşı çıkıyor" diye konuştu. Ayrıca, referandum sonucu, 2027'de yapılması beklenen genel seçimler öncesinde hem Meloni hükümeti hem de muhalefet için bir test olarak görülüyor.

Referanduma iki hafta kala anket yayımlama yasağı başlamadan önce yapılan son araştırmalar "evet" ve "hayır" oylarının çok yakın olduğunu, katılım oranının belirleyici olabileceğini gösteriyordu. Ipsos tarafından ay başında yapılan ankete göre katılım yüzde 42 oranında olursa 'hayır' oyları yüzde 52,4 ile önde görünüyordu. Katılım oranı yüzde 49'a çıkarsa 'evet' yüzde 50,2 ile öne geçiyordu. Başbakan Giorgia Meloni, referandumu kaybetse de istifa etmeyeceğini söyledi.