İzmir bir belediye başkanının siyasi kariyerinden ibaret değil. Bu kentte yaşayan, çalışan, üreten milyonlarca insanın yaşam alanı. O milyonlarca insanın sandıkta verdiği oy, hiçbir siyasetçinin cebinde taşıyacağı kişisel bir mülk değil. İzmir’in geleceğine ilişkin son sözü, yine İzmir’de yaşayan yurttaşlar söylemeli.
16.10.2026 05:00
Giriş: 16.10.2026 05:00
Güncelleme: 16.10.2026 05:00
A- A A+
BirGün EGE
İzmir’de sandığa giden yurttaşlar yalnızca bir belediye başkanı seçmedi. Kentlerinin geleceğine, nasıl yönetilmek istediklerine ve hangi siyasi anlayış tarafından temsil edileceklerine ilişkin tercihlerini de ortaya koydu. Hatta 31 Mart 2024 tarihinde konulan sandık bir yerel seçim ötesinde rejime karşı bir referandum niteliği taşıdı. O sandıktan CHP’nin adayı Cemil Tugay 1 milyon 292 bin 118 oy aldı. AKP adayını 314 bini aşkın oy farkıyla geride bıraktı. Bu aynı zamanda İzmirlinin bir bütün olarak AKP’ye verdiği yanıttı. Ve açıkça belirtmek lazım ki konunun Cemil Tugay’la hiç bir ilgisi yoktu
Hiç kuşkusuz geçen hafta AKP’ye geçen Cemil Tugay da bu durumun farkında. Ona verilen oyların asıl olarak rejime karşı bir tutum olduğunu bilmeyecek kadar politika dışında bir isim değil. Sadece gittiği yerin şeklini hızla alabilme becerisi olduğu için meseleyi kendi etrafında bir hikâyeye çeviriyor.
Tugay’ın siyasi yolculuğundaki bu keskin dönüş, İzmir’de büyük tepkiyle karşılandı. Ancak Tugay’ın geçişini yalnızca bir siyasetçinin sözünden dönmesi ya da kişisel tercihi olarak okumak, meselenin önemli bir boyutunu eksik bırakır. Tugay bu anlamda ne ilk -gidişata bakılırsa- ne de son olacak gibi duruyor. Bu tablo, yerel siyasetin tek tek başkanların siyasi hesaplarına ve kişisel tercihlerine terk edildiği, örgütlü iradenin ve ortak ilkelerin geri plana itildiği bir yönetim anlayışını da tartışmaya açıyor. Bir kişinin rozet değiştirmesiyle belediyenin siyasi yönünün değişebildiği bir düzende, halkın iradesini güvence altına alacak mekanizmalar nerede duruyor? Asıl mesele, yalnızca kimin hangi partiye geçtiği değil; yerel yönetimlerin kişilerin tasarrufundan çıkarılıp halkın ortak iradesine nasıl bağlanacağıdır. Halkın söz ve karar sahibi olduğu, denetim ağlarıyla uygulamalara yön verdiği bir yerel yönetim anlayışının yerine; ‘başkan ve adamlarının’ yön tayin ettiği, yukarıdan indirgemeci, kariyerist yaklaşımların egemen olduğu bir yönetim anlayışı sürüyor. Bu da her türlü ilkesizliğe, bireysel çıkarlara, omurgasızlığa ve ‘geçişlere’ yol açabiliyor. Örgütlü bir yaşamın, kent hakkı mücadelesinin içinden gelmeyen kadrolar yaşanan baskı ikliminin içinde rüzgârın yönüne göre kendini konumlandırmaktan imtina etmiyorlar.
TUGAY TEK DEĞİL
İzmir’de yaşananlar yalnızca Cemil Tugay’ın parti değiştirmesinden de ibaret değil. AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni kazanma hedefi yıllardır biliniyor. Ancak 31 Mart 2024 seçimlerinde de sandıktan istediği sonuç çıkmadı. İzmir’in 30 ilçesinden 28’inde CHP adayları seçildi. AKP Menemen’de, MHP ise Aliağa’da belediye başkanlığını kazandı. Ne var ki sandıktan çıkan bu tablo, sonraki iki buçuk yılda farklı bir hâl aldı. Önce Menderes’te CHP’li Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in tutuklanarak görevden uzaklaştırılmasının ardından belediye meclisinin seçtiği AKP’li Asuman Şen başkanvekilliğine geldi. Ardından Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, CHP’den ayrılarak AKP’ye katıldı. Onu Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız izledi. Son olarak Cemil Tugay’ın da AKP’ye geçmesiyle, iktidar partisi sandıkta kazanamadığı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na siyasi transfer yoluyla ulaştı.
İZMİR’İ SAVUNACAĞIZ
Bir yanda geçim derdiyle boğuşan emekçiler, barınacak ev bulamayan gençler, düşük ücretlerle yaşamaya çalışan işçiler ve emekliler var. Diğer yanda ise İzmir’in değerli arazileri, kıyıları ve kamusal kaynakları üzerinde yıllardır süren rant ve yapılaşma tartışmaları. Basmane Çukuru, İnciraltı, Buca Cezaevi alanı, Çeşme Projesi... İzmir’in geleceğini ilgilendiren bu alanların her biri yıllardır kent mücadelesinin konusu. Meslek odaları, yaşam savunucuları ve yurttaşlar bu bölgeler için kamu yararını esas alan kararlar alınmasını istiyor. Şimdi aynı sorular daha yüksek sesle soruluyor: Bu alanların geleceği ne olacak? Kentin kamusal varlıkları korunacak mı? Alınacak kararlarda halkın ihtiyaçları mı, sermayenin talepleri mi belirleyici olacak?
Tartışılması gereken yalnızca hangi projenin yapılacağı değil, o projeye kimin karar vereceğidir. İmar planları, ihaleler, kıyıların kullanımı ve belediye bütçesi birkaç yöneticinin kapalı kapılar ardında alacağı kararlarla belirlenmemeli. Mahallelerde yaşayanların, o kentte çalışanların, meslek odalarının ve ilgili toplumsal kesimlerin karar süreçlerine etkin biçimde katılması; kararların şeffaf, denetlenebilir ve kamu yararına uygun olması gerekir. Çünkü kamuculuk, kamuya ait kaynakları belediyenin yönetmesi kadar, o kaynakların nasıl kullanılacağına halkın da karar verebilmesidir. Tugay, AKP’ye geçişini İzmir’e hizmet etme gerekçesiyle açıklıyor. Merkezi iktidarla uyumlu çalışarak kentin sorunlarını çözebileceğini savunuyor. Oysa bir belediyenin hizmet üretebilmesi için iktidar partisine mensup olması gerekmemeli. Kentlerin merkezi bütçeden hak ettikleri kaynakları alması, altyapı yatırımlarının yapılması, ulaşım ve sosyal hizmetlerin desteklenmesi bir siyasi pazarlık konusu olamaz. Bunlar iktidarın lütfu değil, yurttaşların hakkı. Nitekim Tugay’ın AKP’ye katılmasının ardından İzmir’de protestolar başladı.
Demokrasi, beş yılda bir sandığa gidip sonrasında olup biteni seyretmek değil. Halkın kendi kenti, emeği ve geleceği üzerinde söz sahibi olabilmesi demek. Kentin parkları, kıyıları, arazileri ve meydanları halkındır. Belediye bütçesi halkın kaynaklarından oluşur. Kamusal hizmetler halkın hakkıdır. Bunların hiçbiri bir siyasetçinin parti değiştirmesiyle başka bir anlam kazanmaz. Cemil Tugay’ın siyasi tercihi değişti. Ancak İzmir’in sorunları yerli yerinde duruyor. İşçiler hâlâ haklarını, gençler barınacak ev, emekliler insanca yaşayacak gelir arıyor. Kentin kamusal alanları üzerindeki tartışmalar da bitmiş değil. Şimdi yanıt bekleyen soru şu: Yeni siyasi dönemde İzmir’in kaynakları ve kararları kimin yararına kullanılacak? Çünkü İzmir bir belediye başkanının siyasi kariyerinden ibaret değil. Bu kentte yaşayan, çalışan, üreten milyonlarca insanın yaşam alanı. Ve o milyonlarca insanın sandıkta verdiği oy, hiçbir siyasetçinin cebinde taşıyacağı kişisel bir mülk değil. İzmir’in geleceğine ilişkin son sözü, yine İzmir’de yaşayan yurttaşlar söylemeli.




