Mardin’i çağdaş sanatın merkezlerinden birine dönüştürmek ve bölgeye sanatın dili üzerinden yeni yaklaşımlar kazandırmak amacıyla düzenlenen Mardin Bienali bu yıl 15 Mayıs-21 Haziran arasında düzenlenecek. 15 yılı geride bırakan bienal, Peugeot ana sponsorluğundaki 7. edisyonuyla da, bölgede var olan sanatsal birikim ve üretimin görünürlüğüne katkıda bulunma hedefini taşıyor. Bu yıl küratörlüğünü Türkiye ve Avrupa’daki müzelerle uzun yıllardır çalışan İstanbul Modern’in artistik direktörü Çelenk Bafra üstleniyor. Danışma kurulunda ise Esra Aliçavuşoğlu, Fırat Arapoğlu, Mehmet Said Aydın, Evin Sevgi Baran ve Paolo Colombo var.

Bu yılki tema gökzemin.
Bienalin bu yılki kavramsal pusulası, kendiliğinden türeyen bir kelime ‘Gökzemin’den geliyor. “Aşağıyla yukarının, karanlıkla aydınlığın, gerçeklikle hayalin birbirine dokunduğu bir aralıkta doğdu” diyor Bafra bu kelime için. Mardin’de ‘gök’, hayal gücü ve ütopyalarla örülüyorken; ‘zemin’, karmaşık gerçekliklerin ağırlığını taşıyor. Yukarı Mardin’in zamanlar ötesi ufku, Dara’nın antik katmanları ve Kızıltepe’nin güncel yaşamı arasında hareket eden bienal, maddi ile hayali, mitik olan ile gündelik olan arasındaki bağları sanatsal bir dille örmeyi amaçlıyor. İlk kez 2005 yılında bir grup sanatçıyla Diyarbakır-Mardin hattına araştırmaya gelen Bafra, sonraki yıllarda da sanatçılar, bağımsız sanat kolektifleri ve sivil toplum oluşumlarıyla bağını hiç koparmadan şehirle ilişkisini hep korumuş. “Mardin’in esnafını, sanatçısını, sabahını ve akşamını, delilerini ve akıllılarını, havasını ve suyunu, havzasını ve florasını anlamaya çalıştım ve çalışıyorum. Küratör olarak davet edildikten sonra kendime şu soruyu sordum; ‘bugünün dünyasında, bugünün Mardin’inde bütün bu ağırlıklar/karşıtlıklar/çelişkiler/kırılmalar ve adaletsizlikler içinde hayal kurmak hala mümkün mü? Mümkünse bu hayal gerçekliğin zemininden kopmadan nasıl kurulabilir? Gökzemin, bu sorudan türeyen bir kelime. Birbirine zıt gibi görünen iki kelimeyi bir araya getiriyorum. Ama onları uzlaştırmaya, birleştirmeye, birbiri içinde kaynatmaya çalışmıyorum.” diyor.

Gökzemin’in içinde barındırdığı ‘ikilik’ bienalin kavramsal rotasına da yansıyor. Türkiye’nin batısı ve doğusundan birbirine karşıt görünen iki edebi yapıt, Aristophanes’in “Kuşlar” komedyası ve Ferîdüddîn Attâr’ın “Kuşlar Meclisi” olarak bilinen mesnevisi “Mantıku’t-Tayr” bu anlamda ilham kaynağı olmuş. Her iki metin de kuşları yalnızca doğanın değil, arayışın, eleştirinin, direnişin ve dönüşümün simgeleri olarak sunuyor. Aristophanes, insanların kuşlarla güç birliği yaparak bulutlarda ütopik bir şehir kurduğu satirik anlatısıyla iktidar ve ideal arasındaki gerilimi ironik bir dille görünür kılıyor. Attâr ise kuşları yedi vadiden geçirdiği manevi bir yolculukta benlikten sıyrılmaya ve kolektif hakikate yönelmeye davet ediyor. 7. Mardin Bienali, bu iki ilham kaynağını birlikte düşünerek özgürlük, hakikat ve yeni dünyaların nasıl tahayyül edilebileceğine dair bir düşünsel alan açmayı hedefliyor.

Eski şehrin dışına çıkan sergiler
Mardin Bienali bu yıl ilk kez eski şehrin dışına çıkarak izleyiciyi bölgenin farklılıklarını keşfetmeye çağırıyor. Şehrin doğası, mimarisi, tarihsel birikimi ve toplumsal dokusu, “Gökzemin”in kavramsal yönelimini olduğu kadar duyusal atmosferini de belirliyor.

  • Yukarı Mardin: Çok dinli ve dilli yapısıyla, kadim mimarisiyle ve geniş panoramasıyla bienalin gelenekselleşmiş merkezi. Eski şehrin gökle yer arasında asılı duruyormuş hissi, bienalin düşünsel dünyasına eşlik eden bir metafora dönüşüyor.

  • Kızıltepe: Tarih boyunca ticaretin ve günlük yaşamın merkezi. Kentsel hareketliliğin, toplumsal ilişkilerin ve politik gerilimlerin iç içe geçtiği bu canlı ortam, bienale eleştirel bir dinamizm kazandırıyor.

  • Dara Antik Kenti: Arkeolojik katmanları ve manevi atmosferiyle tarihî bir yankı alanı. Yer ile gök arasında salınan Mezopotamya doğasını temsil ederek bienalin düşünsel ve duyusal keşiflerinin zeminini oluşturuyor.