Etki Can Bolatcan
Türkiye basın tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Gittikçe daralan medya alanları, tekelleşme ve gazetecilere dayatılan yeni çalışma koşullarının yanı sıra iktidarın muhalefet zeminlerini yok etmeye yönelik girişimleri, medyanın var olma mücadelesini zorlaştırıyor.
Türkiye’de son 20 ayda 10’dan fazla ulusal medya kuruluşuna TMSF tarafından kayyum atandı. Kayyum politikaları sonucunda halkın haber alma hakkı büyük ölçüde engellenirken yüzlerce gazeteci işsiz bırakıldı.
15 Mart 2025’te Flash TV’ye kayyum atanmasıyla başlayan dönem, takibinde Ekotürk TV’ye ve Can Medya Grubu’na (Habertürk, Show TV, Bloomberg HT, Show Max, Show Türk, HT Spor) atanan kayyumlar ile devam etti. İlerleyen günlerde ise muhalif medya kuruluşlarına yönelik kayyum politikaları da arttı. 24 Ekim 2025’te TELE1’e kayyum atanarak gazeteci Merdan Yanardağ casusluk suçlamasıyla tutuklandı. Geçtiğimiz günlerde ise medyaya yönelik baskılar ve kayyum politikaları, bir şafak operasyonuyla Halk TV haber merkezinin polislerce basılması ve kanala kayyum atanmasıyla yeniden gündeme geldi. Sadece kayyum politikaları değil, T24’ün sitesinin ve hesaplarının kapatılması, bianet.org’un tekrar tekrar erişime engellenmesi yalnızca son birkaç haftada yaşandı.
Türkiye’de siyasal iktidarların basına yönelik saldırıları tabi ki ilk değil, ancak basına yönelik bu kadar düşmanca politikaların güdüldüğü, sansürün bu kadar normalleştiği, muhalif her sesin bu kadar sert baskı yöntemleriyle susturulduğu bir silsile döneminin yaşanmışlığı da kalıcılığı da bir soru işareti.
KAYYUM YÜZLERCE GAZETECİYİ İŞSİZ BIRAKTI
Gazeteciliğin iktidar eliyle yaşadığı dönüşüm ve maruz kaldığı baskılar ise bunlarla sınırlı değil. Neoliberalizm ve teknoloji ile yeniden biçimlenen gazetecilik, basın emekçilerini çoklu görevler beklentisiyle, zamansız mesai dayatmasıyla, düşük ücretlerle, kadrosuzlukla, işten çıkarmalarla, gözaltılarla ve tutuklamalarla baş başa bırakıyor.
Yaratılan kayyum düzeni ile sarayın kadrolu kayyumu İbrahim Paşalı tarafından Flash TV emekçilerinin 140’ı işten çıkarılmış, 40’ı kalıcı olarak işsiz bırakılmıştı. TELE1 yönetimine kayyum atanmasının hemen ardından, editoryal bağımsızlığın gasp edilmesini kabul etmeyen kanal çalışanları ve gazeteciler 31 Ekim 2025’te toplu olarak istifa etmek zorunda kalmıştı. Bu çalışanların alternatif bir mecra olarak kurdukları TELE2 ise RTÜK lisans maliyetleri nedeniyle Ekim 2026 başında yayınını sonlandırarak TELE3 olarak yayın hayatına devam etmeye mecbur bırakıldı. Can Medya Grubu ve Ekotürk’te yönetimin TMSF’ye geçmesiyle birlikte de haber merkezlerinde kadro daraltmalarına gidilmiş ve editoryal kadrolar tasfiye edilmişti. Ya da bir kayyuma bile gerek kalmadan, Yılmaz Özdil Sözcü TV’de göreve gelmeden bir gün önce 14 gazeteci işsiz bırakılmıştı.
Bugün de Halk TV emekçileri, haber merkezlerinin basılmasının, yönetici kadrosunun gözaltına alınmasının ve kayyum kararının ardından derin bir işsizlik kriziyle karşı karşıya kaldı. Halk TV emekçilerinin yayın merkezinden paylaştıkları videodaki gazetecilerin yüzlerinden hem yeniden biçimlenen gazeteciliğin bıraktığı yorgunluk izleri hem de iktidar baskısının yarattığı kaygı ortamının endişeleri okunabiliyor.
TGS’nin 2025-2026 Basın Özgürlüğü Raporu ve Gazeteciler Cemiyeti’nin 2025 Medya İzleme Raporu’nda gazetecilerin bu kaygıları da incelenmiş. Bugün Türkiye’de mesleğini sürdürmeye çalışan gazeteciler hakkında yapılan çalışmalar incelendiğinde:
• Basın-yayın işkolunda sendikalaşma oranı %13,34 gibi bir seviyeye gerilemiş durumda. Basın-yayın 20 işkolu içinde en düşük sendikalaşma oranına sahip sektör.
• İletişim fakültesi mezunları arasındaki işsizlik oranı %9,5 - %12,7 bandında gezinerek ülke ortalamasının oldukça üzerinde.
• Medyada ortalama ücret 42 bin TL seviyesinde ve sektör çalışanlarının %61’i bu ortalamanın dahi altında kazanmakta. Gazetecilerin neredeyse yarısı açlık ve yoksulluk sınırının altına hapsedilmiş durumda.
• Gazetecilerin %80’inden fazlası geleceğe dair hiçbir yatırım planı yapamadığını, maaşının yarısından fazlasını kira ve barınmaya yatırdığını, kredi kartı borçlarını asgari tutarla çevirmeye çalıştığını ve %82’si sektörün geleceğinden derin bir kötümserlik duyduğunu ifade etmekte.
Elbetteki ülkedeki medya sektörüne dair veriler ne bu sayılarla ne bu sorunlarla sınırlı. Gazetecilik mesleğinin bu koşullara itilmesi mevcut rejimin temel politikalarından. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın hazırladığı Basın Özgürlük Raporu incelendiğinde “Sansür Yasasının” yürürlüğe girdi 2022’den Nisan 2026 tarihlerine kadar:
• 88 gazeteci hakkında toplam 113 soruşturma başlatıldı.
• 29 gazeteci gözaltına alındı ve altı gazeteci tutuklandı. Bir gazeteci hakkında konutu terk etmeme şeklinde adli kontrol tedbirine hükmedildi.
• Nisan 2025 – Nisan 2026 tarihleri arasında görülen ceza yargılamalarının 16’sında gazetecilerin TCK 217/A suçlaması ile yargılandığı görüldü. 16 ayrı ceza dava dosyasında 19 gazeteci yargılandı. Beş ceza dava dosyasında yedi gazeteci hakkında beraat kararı verilirken 12 gazeteci hakkında ceza yargılamaları devam etti.
Halk TV’ye kayyumun atandığı hafta başından bugüne kadar ev hapsindeki gazeteci Murat Ağırel, Halk TV çalışanı gazeteci Bahadır Özgür gözaltına alındı. Merdan Yanardağ, Tuğba Tekerek, Derya Okatan, Nadiye Gürbüz… Onlarca gazeteci cezaevinde. T24’ün haberine göre son 70 günde 25 gazeteci gözaltına alındı.
BÜTÜN MÜMKÜNLERİN KIYISINDA…
Bu koşullar altında gazetecilerin yüzde 82’si gibi bir kısmının sektörün geleceğine kötümser yaklaşması şaşırtıcı değil elbette. Ancak bu kötümserliğin nasıl dağıtılabileceği de ortada. Abdülhamit’in istibdat rejimi 24 Temmuz’da nasıl yerle bir edildiyse, gazetecilerin haklarına savaş açan patronlara karşı gazetecilerin birliği nasıl BASIN’ı yarattıysa, 68 Fransa’sında medya nasıl fethedildiyse, 12 Eylül’ün kan dolu yasakları bir bisikletin ardındaki radyo kesicilerle nasıl bertaraf edildiyse bugün de bu karanlıktan çıkmak mümkün.
Meslek örgütlerinin bu rapor ve verilerin dışına taşmasıyla mümkün, dayanışmanın formalite kurum ziyaretlerinin ötesine geçmesiyle mümkün, örgütlenme zeminlerinin yaratılmasıyla mümkün, ezilmek istenen toplumsal muhalefet damarlarının birleşemsiyle; gazeteciliğe ve ülkeye dair tükenmeyen inançla mümkün.
*Brecht’in şiirinden: “Karanlık zamanlarda haber de yapılacak mı?/Elbette, haber de yapılacak, karanlık zamanları anlatan…”




