Küresel iklim değişikliği, dünya genelinde aşırı hava olaylarını daha sık ve daha yıkıcı hale getirirken, bilim insanları tropikal fırtınalar konusunda alarm veriyor. Okyanusların giderek ısınmasıyla birlikte kasırga ve tayfunların şiddeti öyle bir noktaya ulaştı ki, mevcut sınıflandırma sisteminin artık yetersiz kaldığı tartışılıyor. Uzmanlara göre, rüzgâr hızları Kategori 5’in çok ötesine geçen bu fırtınalar için tamamen yeni olan ve ‘Kategori 6’ denilebilecek sınıflandırma yapılması gerekebilir.
Bilim insanlarının son yıllarda üzerinde durduğu temel unsur, okyanusların yalnızca yüzeyde değil, derinliklerinde de hızla ısınması. Özellikle Filipinler’in doğusu, Batı Pasifik ve Karayipler ile Kuzey Atlantik’te bulunan ‘sıcak nokta’ olarak adlandırılan bölgeler, en güçlü tropikal siklonları besleyen alanlar olarak öne çıkıyor. Bu bölgelerde sıcak su tabakası yüzeyin çok altına kadar uzanıyor ve bu durum, fırtınaların karaya yaklaşırken zayıflamasını engelliyor.
Araştırmalar, Kategori 5’i aşan şiddetteki fırtınaların sayısının son yıllarda belirgin biçimde arttığını ortaya koyuyor. Kayıtlara geçen en güçlü kasırga ve tayfunların yarısından fazlasının yalnızca son on yılda meydana gelmiş olması, bilim dünyasında ciddi endişe yaratıyor. Uzmanlar, bu eğilimin tesadüf olmadığını ve büyük ölçüde insan kaynaklı iklim değişikliğinden beslendiğini vurguluyor.
Bu konuda uzun süredir çalışan Tayvan Ulusal Üniversitesi Atmosfer Bilimleri Bölümü’nden Prof. Dr. II Lin, tropikal siklonların yeni bir kategoriyle tanımlanması gerektiğini savunan isimlerin başında geliyor. Lin, özellikle 2013 yılında Filipinler’i vuran ve binlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açan Haiyan Tayfunu’nun ardından bu konuya yoğunlaştıklarını belirttti. Lin ve ekibi, 2014 yılında yayımladıkları bilimsel çalışmada, rüzgâr hızı 160 knot’ı aşan fırtınaların ‘Kategori 6’ olarak adlandırılmasını önerdi.
Mevcut Saffir–Simpson Kasırga Ölçeği’nde 137 knot ve üzerindeki tüm fırtınalar Kategori 5 olarak sınıflandırılıyor. Ancak Lin’e göre bu durum, aşırı uçtaki fırtınalar arasındaki farkları görünmez kılıyor. Çoğu kategori yaklaşık 20 knot’lık rüzgâr aralıklarını kapsarken, Kategori 5 çok daha geniş bir aralığı içeriyor. Bu nedenle ayrı bir Kategori 6 tanımının hem bilimsel tutarlılığı artıracağı hem de kamuoyunun riskleri daha net anlamasını sağlayacağı ifade ediliyor.
Tarihteki bazı fırtınalar, önerilen bu yeni kategoriye açıkça giriyor. 2005’teki Wilma Kasırgası, Atlantik’te şimdiye kadar ölçülen en şiddetli kasırga olarak kayıtlara geçti. Haiyan Tayfunu ve 2019’da Japonya’yı vuran Hagibis Tayfunu da Kategori 6 kriterlerini karşılayan örnekler arasında yer alıyor. Öte yandan 2015 yılında Meksika açıklarında oluşan Patricia Kasırgası, saatte 185 knot’a ulaşan rüzgârlarıyla şimdiye kadar gözlemlenen en güçlü tropikal siklon olarak öne çıkıyor. Lin, Patricia için “Dünyanın kralıydı” ifadesini kullanıyor.
Analizler, bu tür aşırı fırtınaların artık daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. 1982– 2011 yılları arasında 160 knot’ı aşan yalnızca sekiz fırtına kaydedilirken, 2013–2023 döneminde bu sayı 10’a yükseldi. Son 40 yılda toplam 18 adet Kategori 6 seviyesinde fırtına yaşanması ve bunların yarısından fazlasının son on yılda meydana gelmesi, eğilimin hızlandığını gösteriyor.
Bilim insanlarına göre bu artışın temel nedenlerinden biri, okyanuslardaki derin sıcak su katmanlarının genişlemesi. Normal koşullarda güçlü fırtınalar, alttan daha soğuk suları yukarı çekerek kendi enerjilerini tüketir. Ancak sıcak nokta bölgelerinde ısı çok derine indiği için bu soğuma mekanizması etkisiz kalıyor ve fırtınalar güç kaybetmeden yoluna devam edebiliyor. Yine de uzmanlar, sıcak okyanusların tek başına bu aşırı fırtınaları yaratmaya yetmediğini vurguluyor. Atmosferik koşulların da uygun olması gerekiyor. Bu durumu değerlendiren Lin, “Sıcak noktalar gerekli ama yeterli bir koşul değil” ifadelerinde bulundu.
Araştırmalar, bu sıcak noktaların genişlemesinin yaklaşık yüzde 60 ila 70’inin insan kaynaklı iklim değişikliğiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Bu da gelecekte Kategori 6 seviyesindeki fırtınaların daha da yaygınlaşabileceği anlamına geliyor. Bilim insanları, böyle bir kategorinin resmen tanınmasının, hükümetlerin afet planlamasını güçlendireceğini ve halkın karşı karşıya olduğu riskleri daha iyi anlamasına yardımcı olacağını savunuyor.





