Öğrenilmiş çaresizlik kavramı, pozitif psikolojinin kurucusu Martin Seligman tarafından literatüre kazandırılmış önemli bir psikoloji terimidir. Bu kavram, organizmanın tekrar eden olumsuz koşulları değiştiremeyeceğine ve kontrol edemeyeceğine inanması sonucunda, şartlar değişse bile çaba göstermemesi ve mevcut olumsuz duruma katlanması durumunu ifade eder.

Deney: Seligman, çaresizliğin nasıl oluştuğunu anlamak için bir dizi deney gerçekleştirmiştir. İlk aşamada üç köpek üzerinde yapılan deneyde, birinci köpeğe elektrik şoku verilmiş, ancak şoku durdurabileceği bir panel konulmuştur. İkinci köpeğe şok verilmiş, fakat bu köpeğin kurtulmasına imkan verilmemiştir. Üçüncü köpeğe ise şok verilmemiştir. Deneyin ikinci aşamasında, köpekler bir kutuya konulmuş ve şok verilerek kutunun şoksuz tarafına atlamaları beklenmiştir. Kontrolü öğrenen köpek, birkaç saniyede karşı tarafa geçmiştir. Ancak daha önce çaresizlik deneyimlemiş olan köpek, çabalarının işe yaramayacağını düşündüğü için pes etmiştir.

Bu deney, çaresizliğin öğrenildiğini göstermektedir. Farklı hayvanlar ve insanlar üzerinde yapılan benzer deneylerle de öğrenilmiş çaresizliğin oluştuğu görülmüştür. Seligman, çaresizliği öğrenmiş köpeklere destek vererek onların kutunun şoksuz bölümüne geçmelerini sağlamış ve bu süreçte köpekler eylemlerinin işe yaradığını gördüklerinde kalıcı olarak çaresizlikten kurtulmuşlardır.

İşleyiş Mekanizması: Öğrenilmiş çaresizlik, organizmanın çevresi üzerindeki kontrol eksikliği ile ilgilidir ve üç aşamada gerçekleşir: İlk aşamada organizma, davranışlarının acıyı azaltmadığını fark eder. İkinci aşamada bu kontrol yoksunluğunun devam edeceğini düşünmeye başlar. Son aşamada ise pasiflik, vazgeçme, pes etme gibi çaresizlik belirtileri gösterir.

Öğrenilmiş Çaresizlik ve Umut: Umut, öğrenilmiş çaresizlikle doğrudan ilişkilidir. Öğrenilmiş çaresizlik düzeyi yükseldikçe, umut düzeyi düşer. Bu durum, umutsuzluğa yol açar.

Öğrenilmiş İyimserlik: Seligman, öğrenilmiş çaresizliğin panzehiri olarak öğrenilmiş iyimserliği önermektedir. İyimser bireyler karşılaştıkları olumsuzlukları geçici ve dışsal nedenlere bağlama eğilimindedirler. Bu durum, depresyon riskini azaltabilir ve başarıya ulaşma ihtimalini artırabilir.

Sevgiyle ve iyimserlikle kalın…