“Kızım evlenecek”, “Oğlum yurt dışından gelecek”. Tüm bunlar, ev sahiplerinin kiracıları çıkarmak için sunduğu gerekçeler. Eğer doğruysa, kiracı çıkmak zorunda. Ama samimi değillerse, mahkeme de ev sahibinin yanında değil.
Yargıtay, bu tür taleplerin samimi ve belgeli olması hâlinde geçerli sayılacağına hükmetti. İhtiyacın birinci derecede yakına olması, üst soya, alt soya, kardeşe, çocuğa yönelik olması lazım. İhtiyacın gerçek ve samimi olması şart.
Ev sahipleri, "Çocuğum oturacak", "Ben oturacağım" diyerek kiracıyı çıkarabiliyor. Haklılarsa, sözleşme devam ediyor olsa bile mahkemeye başvurarak kiracıyı çıkarabilirler. Ancak ev sahibi samimi değilse, yani yalan söylüyorsa, bu durumda kiracı da haklı sayılır.
Kiracı ve ev sahibi davaları giderek artıyor. Bir ev sahibi, 5 yıllık kontratla kiraya verdiği evden kiracıyı tahliye etmek istedi. Sebep olarak, konuta kendisinin ve çocuklarının ihtiyacı olduğunu öne sürerek dava açtı.
İlk derece mahkemesi, ev sahibinin lehine karar vererek kiracının tahliyesine hükmetti. Ancak mahkeme, sözleşmenin 5 yıllık olmasını dikkate almadı. Yargıtay, süresi dolmadan açılan davada usul hatası tespit etti ve kararı bozdu.
Yargıtay’ın baktığı nokta, ihtiyacın gerçek olup olmadığıdır. Mahkemeler bunu inceliyor. Eğer ihtiyacı olan kişi evi boşalttıktan sonra başka kiracı yerleştirirse, çıkarılan kiracıya tazminat ödemek zorunda kalabilir.
Ev sahiplerinin tahliye talebi varsa, ihtiyaç durumunu açık ve belgeli şekilde sunmaları gerekiyor. Ev sahibinin barınma ihtiyacı gerçekse, tahliye kaçınılmaz.




