Komplo teorilerini neden seviyoruz?

Dünyanın her yerinde uzaylılarla, zengin ailelerle, masonlarla ilgili komplo teorileri vardır. Kimileri Elvis'in asla ölmediğini, kimileri ABD'nin Ay'a asla gitmediğini iddia ediyor. Mesela, yol çalışmalarının bizi daha fazla benzin kullanmak ve böylece "yeni dünya düzenini" finanse etmek için hükümet tarafından düzenlendiğine sizi ikna etmeye kararlı bir yabancıyla karşılaştınız mı? Bazı insanlar bu komplo teorilerine gerçekten inanıyor. Peki, bazılarımızın Ay'a inişin sahte olduğuna inanmasına neden olan nörolojik bir sebep var mı? Bu, Pareidolia'dan kaynaklanıyor. Yani insan beyninin rastgele bir görüntü, ses ve olgu topluluğundaki örüntüleri deşifre etme ihtiyacından.

Beyin neden kalıplar arar? İnsan evriminin bir parçası olarak çevresel faktörleri tanımak için programlandık. Bu, dünyayı anlamamıza yardımcı olur ve ani, bilinmeyen tehditlerden bizi korur. Beynimiz rastgele olayları yorumlar ve bir bağ arar. Zihnimiz için, bir dizi bağlantısız olaydan çok bir komplo teorisi daha tercih edilebilir ve daha anlaşılırdır.

Güvenlik: Endişeli zamanlarda yaşıyoruz. İnternetin gelişimi, sürekli olarak bilgiye ulaşabilmemizi sağlıyor. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre, gıda ve barınmadan sonra en önemli ihtiyacımız güvenliktir. Modern zamanların yarattığı güçsüzlük ve bilinmeyene karşı duyulan korku, beynimizin cevaplar üretip rahatlık sağlamasına neden olur. Görünmeyen bir grup insanın belirli bir kötü amaçla tüm bu kötü şeyleri yaptığını kararlaştırmak, "bunlar sadece rastgele olaylar" düşüncesinden daha rahatlatıcı ve güven verici bir kavramdır.

Topluluk: İnsanlar bir sürüden türemiştir. Belirli bir şeye inanan bir "çete"nin parçası olmak, topluluk ve aidiyet duygusu sağlar. Ne kadar tuhaf ve mantıksız olursa olsun, aynı inançlara sahip olanlara yönelmek, özel bir kulübün parçası olduğumuzu hissetmemize yardımcı olur. İnternet sayesinde benzer düşünen insanları bulmak ve düşüncelerinizi herkesle paylaşmak artık çok daha kolay.

Niyet: Psikolog Dr. Rob Brotherton, "niyet önyargısı" kavramını ele alıyor. Çocukken çevremizdeki her şeyin bir nedeni olduğunu varsayarız. Ancak, gelişimle birlikte bazı şeylerin kasıtlı olarak gerçekleşmediğini öğreniriz. Ancak aşırı bilgi yüklemesi ve dikkat dağıtıcı unsurlar nedeniyle, her eylemin arkasında bir niyet olduğuna inanmaya başlayabiliriz.