İran-İsrail geriliminde Körfez ülkelerinin tutumu

Dr. Mehmet Rakipoğlu, Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi olarak, İran-İsrail geriliminde Körfez ülkelerinin tutumunu analiz ediyor.

İsrail'in 13 Haziran 2025'te başlattığı İran'a yönelik geniş çaplı saldırılar ve İran'ın bu saldırılara karşı misillemeleri, Körfez ülkelerini jeopolitik bir ikilemle karşı karşıya bıraktı. Güvenlik, enerji-su güvenliği ve diplomasi ekseninde üçlü bir sınavla karşılaşan Körfez ülkeleri, hem İran'ın bölgesel nüfuzundan duydukları endişeyi hem de İsrail'in kontrolsüz agresifliğinin yarattığı istikrarsızlığı yönetmek zorunda.

Güvenlik paradoksu
Körfez ülkeleri, coğrafi konumları ve sınırlı askeri kapasiteleri nedeniyle İsrail-İran çatışmasının "ilk mağdurları" olma riskini taşıyor. İran'ın balistik füze menzilindeki bu ülkeler, kritik altyapılarının savunmasızlığını deneyimlemişti. Haziran 2025'te gerçekleşen İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik operasyonları, bölgedeki güvenlik endişelerini artırdı.

Körfez'in savunma stratejisi, iki eksenli bir paradoksa dayanıyor: ABD'nin sağladığı güvenlik şemsiyesi ve normalleşme eğilimleri. Körfez İş Birliği Konseyi (KİK) üyeleri, dış güvenlik garantilerine bağımlılıklarını sürdürüyor, ancak Washington'ın İsrail'e koşulsuz desteği, bu bağımlılığı sorgulatıyor.

İran'ın saldırıları, Körfez ülkeleri arasında yeni diplomatik gerilimler yarattı. Özellikle Katar'daki El-Udeyd Üssü'nün hedef alınması, bölge için önemli bir kırılma anıydı. Körfez'deki askeri kırılganlık, hibrit bir savunma modeline yönelimi zorunlu kılıyor.

Enerji ve su güvenliği
İran-İsrail gerilimi, Körfez'in ekonomik can damarlarını tehdit ediyor. Hürmüz Boğazı, küresel arzın önemli bir kısmını taşıyor. İran'ın boğazı kapatma tehdidi, Körfez ülkelerini alternatif güzergahlara yöneltmiş olsa da bu projelerin yeterli kapasitesi yok. Çatışmalar, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açıyor.

Nükleer ve su krizi riskleri de bulunuyor. İsrail'in İran'ın nükleer tesislerini hedef alması, bölgedeki su kaynaklarını tehdit ediyor. Körfez'in stratejik su rezervleri ve radyasyon izleme sistemleri gibi önlemler alması gerektiği vurgulanıyor.

Diplomasi ve denge siyaseti
Körfez ülkeleri, çok boyutlu dış politika inşa etmeye çalışıyor. Katar ve Umman, arabuluculuk yaparak ateşkes sağlama çabası içinde. Körfez ülkeleri, hem ABD hem de Çin ve Rusya ile diplomatik kanalları açık tutarak krizin büyümesini engellemeye çalışıyor.

Sonuç olarak, Körfez ülkeleri, İsrail-İran gerilimini "kim kazanırsa kazansın, biz kaybederiz" perspektifiyle değerlendiriyor. Bu ülkeler, çözümü çok taraflı diplomaside görüyor. İran'ın saldırılar öncesinde ABD'ye bilgi vermesi, gerilimin kontrollü tutulduğuna dair umutları artırıyor. Körfez'in çıkış yolu, uluslararası aktörlerle koordineli bir ateşkes mücadelesi vermekten geçiyor. 2025 krizi, Körfez'in "dengeli tarafsızlık" stratejisinin sınırlarını test etse de diplomatik esnekliğini güçlendirme fırsatı sunuyor.