Her yaz aynı trajedinin perdesi açılıyor. Güneş tepemizde kavurucu bir kılıç gibi sallanmaya başladığında, Ege ve Akdeniz’in zümrüt yeşili yamaçlarından yayılan duman kokusu genzimizi yakıyor. Çam iğnelerinin çatırtısı, yangın söndürme helikopterlerinin pervane sesleri ve ardından gelen koyu, kapkara bir sessizlik... Türkiye, neredeyse bir asırdır kendi ciğerlerini yutan bir yangın çemberinin içinde çırpınıyor.

Ormancılar Derneği’nin bilançosu korkutucu: 1937'den 2024'e uzanan 88 yıllık süreçte 126 binden fazla yangında yaklaşık 1,9 milyon hektar ormanımızı kaybettik. Yıllık ortalama yangın sayısı 1.435 iken son 10 yılda (2015-2024) bu sayı neredeyse iki katına çıkarak yılda 2.732'ye ulaştı. Muğla, İzmir ve Antalya, yangın sayısı ve yanan alan bakımından felaketin merkezi hâline geldi. 2021'de 150 bin hektarı aşkın alanı ve 8 canı yitirdik. 2024'te 3.400'den fazla yangınla sarsıldık. Hafızamızda hâlâ taze olan 2025 yazında ise yalnızca birkaç ay içinde 80 bin hektardan fazla alan küle döndü, 17 canımızı kaybettik. Yangınların yüzde 47,4'ü “bilinmeyen”, yüzde 29,5'i ise “ihmal ve dikkatsizlik” başlığı altında kayda geçiyor. Bu yıkım, aslında tek bir soruyu yüzümüze çarpıyor: Biz neden hep alevler boyumuzu aştıktan sonra koşmaya başlıyoruz?

Yangınla mücadeleyi her kış unutup yazın alevler kapıya dayandığında hatırlamak, su alan bir teknede kovayla su boşaltmaya benziyor. Oysa yangına karşı savaş, helikopterlerin havalandığı anda değil, henüz küçük bir kıvılcım bir dalı tutuşturmadan önceki “altın dakikalarda” kazanılır. Alevlerin karşısında zaman, ya en büyük düşmanımız ya da en sadık müttefikimizdir.

İşte tam bu noktada, Arjantinli üç gencin trajik bir hikâyeden doğan teknolojisi ufkumuzu açmalı: Satellites on Fire.

2020'de aile dostlarının evini yangında kaybetmesine tanık olan Franco Rodríguez Viau, Joaquín Chamo ve Ulises López Pacholczak, bu yıkımın ortasından uluslararası bir umut çıkardı. Yüzlerce acil durum görevlisiyle görüşen ekip, en hayati ihtiyacın “erken tespit” olduğunu fark etti ve yapay zekâyı termal uydu görüntüleriyle birleştiren bir sistem kurdu. Bu teknoloji, devasa bütçeli NASA sistemlerinden bile ortalama 35 dakika daha erken yangın tespiti yapabiliyor.

35 dakika... İlk bakışta kısa görünen bu süre, bir orman yangınında binlerce hektar ormanın, yüzlerce canlının ve insan hayatının kurtulması demektir. Yangının katlanarak büyüdüğü düşünüldüğünde, 35 dakikalık erken uyarı itfaiye ekiplerine devasa bir yangın dalgasıyla değil, kontrol edilebilir bir kıvılcımla mücadele etme fırsatı sunuyor.

Gezegenin çevresel sorunlarına çözüm arayan prestijli 2026 Earthshot Prize’ın finalistleri arasına giren bu sistem, karmaşık ve pahalı altyapılara ihtiyaç duymuyor. Kamuya açık verileri yerel kameralar, dronlar, hava durumu ve yıldırım kayıtlarıyla birleştiren yapay zekâ yazılımı, her coğrafyanın arazi yapısına kolayca uyarlanabiliyor. Söndürme ekiplerine ve bölge sakinlerine uyarılar WhatsApp ya da SMS kadar basit yollarla iletilebiliyor. Arjantin Ulusal İtfaiyeciler Konseyi’nin 70 istasyonda aktif olarak kullandığı, İspanya’da sigorta şirketi Allianz iş birliğiyle ilk iki ayda 100 binin üzerinde uyarı gönderen ve bugün 21 ülkede 92 milyon hektar alanı koruyan bu platform, teknolojinin insanlığın hizmetindeki en somut örneklerinden biri.

Peki, Türkiye olarak biz neden bu ve benzeri akıllı teknolojileri, yapay zekâ uyarı sistemlerini ve entegre termal izleme ağlarını vakit kaybetmeden bünyemize katmıyoruz? Türkiye'nin İHA ve akıllı kulelerle başlattığı teknolojik hamleyi, küresel yapay zekâ ve entegre uydu ağlarıyla daha da ileriye taşıması gerekir.

Ormanlarımızı korumak, alevler yükseldiğinde ağıt yakmakla ya da kahraman itfaiyecilerimizin üstün gayretine sığınmakla sınırlı kalamaz. Kış aylarında sessizliğe gömülüp yazın alevlerin ortasında strateji üretme alışkanlığımızı bırakmak zorundayız. Yapay zekâ çağında, gökyüzündeki uyduları birer koruyucu melek gibi ormanlarımızın üzerine yerleştirmek ve kıvılcımı düştüğü saniyede yakalamak bir tercih değil, millî bir zorunluluktur.

Cennet vatanımızın ciğerleri her yıl biraz daha küçülürken, bilimin ve teknolojinin sunduğu her imkânı sahaya sürmeliyiz. Orman yangınlarıyla mücadele, alevlerle değil zamanla yapılan bir yarıştır ve biz bu yarışta 35 dakikalık bir avantaja asla “hayır” diyemeyiz.