ABD, özel kuvvetler operasyonuyla Caracas'tan alıp New York'ta mahkemeye çıkarttığı Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizmle suçlayarak ABD hukukuna göre yargılamayı amaçlıyor. Maduro ise kendisini "savaş esiri" şeklinde tanımlayarak uluslararası hukuk rejiminin uygulanmasını istediğini gösteriyor.

Manhattan Federal Mahkemesinde pazartesi yapılan ilk duruşmada mavi-turuncu hapishane üniforması giyen 63 yaşındaki Maduro, tercüman aracılığıyla, "Suçsuzum. Suçlu değilim. Ben namuslu bir adamım. Hala ülkemin başkanıyım." dedi ve kendisini "savaş esiri" (POW - Prisoner of War) olarak tanımladı. Bu durum savaş esiri kavramının içeriğini gündeme getirdi.

Savaş esiri, silahlı çatışma sırasında düşman tarafından yakalanan ve tutulan kişilerin "savaş esiri" sayılabilmesi için öncelikle uluslararası nitelikte bir silahlı çatışma durumunun bulunması gerekiyor. ABD'nin de 1955 yılında tarafı haline geldiği Cenevre Sözleşmeleri'ne göre, çatışmalara katılan ve diğer tarafın eline geçen herhangi bir kişinin savaş esiri olduğu varsayılıyor.

ABD, Caracas'ta gerçekleştirdiği operasyonu "kolluk operasyonu" olarak tanımlıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "Uyuşturucu kaçakçılığı örgütlerine karşı savaştayız. Bu, Venezuela'ya karşı bir savaş değil." diyerek Venezuela ile aralarında savaş olmadığını belirtiyor. Ancak bazı açıklamalar, silahlı çatışma veya işgal durumunun seçenek olarak masada durduğunu gösteriyor.

ABD'nin operasyonu "kolluk operasyonu" olarak nitelemesi, konuyu uluslararası hukuk korumasından alıp kendi belirlediği yerel hukuk eksenine getirmek istemesi anlamına geliyor. ABD'nin durumu kolluk operasyonu olarak tanımlaması, Venezuela'ya karşı silahlı çatışma durumunu kabul etmemesi ve böylece Uluslararası İnsancıl Hukuk yerine kendi ulusal hukukunu uygulamak istemesi anlamına geliyor.

Maduro'nun durumu, ABD'nin Guantanamo'da uyguladığı stratejinin bir devlet başkanına uygulanması olarak yorumlanıyor. ABD, Maduro'yu ne savaş esiri olarak tanıyarak uluslararası hukukun korumasına tabi tutmak ne de devlet başkanı sıfatıyla diplomatik dokunulmazlık tanımak istiyor.

Savaş esirlerinin hakları 1949 tarihli Üçüncü Cenevre Sözleşmesi'nde düzenleniyor ve gözaltında tutan gücün, savaş esirlerinin sağlık durumlarını korumak, temel ihtiyaçlarını sağlamak, işkenceden kaçınmak ve kişiliklerine saygı gösterme yükümlülüğü bulunuyor. Maduro'nun durumu, bu yükümlülüklerin ihlal edildiğini gösteriyor.

Devlet başkanlarının yargı bağışıklığına sahip olduğu uluslararası alanda kabul görüyor. ABD'nin Maduro'yu kendi iç hukukunda yargılaması, bu ilkeye aykırı kabul ediliyor. ABD, geçmişte de benzer bir strateji kullanarak Panama lideri Manuel Noriega'yı yakalayıp yargılamıştı.

Uluslararası hukuk uzmanları, ABD'nin Venezuela'ya yönelik operasyonunun, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 2. maddesinin 4. paragrafında yer alan kuvvet kullanma yasağını açıkça ihlal ettiğini belirtiyor.