Maraş KKTC’nin egemenlik alanındadır, Türkiye’nin garantörlüğü ve Türk askerinin varlığı pazarlık konusu değildir!

Hırvatistan’ın Split kentinde gerçekleştirilen MED9 Zirvesi’nde Kıbrıs meselesine ilişkin ortaya konulan yaklaşım, Avrupa Birliği’nin yıllardır sürdürdüğü çifte standartlı politikanın yeni bir örneğidir.

Dokuz Akdeniz ülkesinin bir araya gelerek Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini, eşit uluslararası statüsünü ve kendi geleceğini belirleme hakkını görmezden gelen değerlendirmelerde bulunması kabul edilemez. Öncelikle şu soruyu sormamız şarttır; MED9 ülkelerine Kıbrıs Türk halkı adına karar verme yetkisini kim verdi?

Kıbrıs Türk halkı bu adanın asli ve eşit kurucu halklarından biridir. Kendi devletine, demokratik kurumlarına ve özgür iradesine sahiptir. Hiçbir uluslararası oluşum, Kıbrıs Türk halkını yok sayarak adanın geleceğini belirleyemez.

Kıbrıs meselesinin asıl sorumlusu kimdir?

Kıbrıs meselesinin temelinde Rum tarafının kendisini adanın tek meşru temsilcisi olarak görmesi ve uluslararası toplumun bu iddiayı desteklemesi bulunmaktadır.

1963 yılında ortaklık Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin çökmesiyle Kıbrıs Türk halkının devlet yönetiminden dışlanması, bugünkü sorunun tarihî başlangıç noktalarından biridir.

2004 yılında yaşananlar ise uluslararası adaletsizliğin en çarpıcı örneğidir. Annan Planı’na Kıbrıs Türk halkı evet, Rum halkı hayır dedi. Buna rağmen Rum yönetimi Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilirken Kıbrıs Türk halkına verilen izolasyonların hafifletilmesi sözleri yerine getirilmedi.

Şimdi aynı Avrupa Birliği çevreleri, Kıbrıs Türk halkına yeniden eski müzakere modellerini dayatmaya çalışıyor. Bu anlayışla ne adalet sağlanabilir ne de kalıcı bir çözüm bulunabilir.

Federasyon defteri kapanmıştır!

Yarım asrı aşkın süredir devam eden federasyon müzakereleri sonuç vermemiştir. Rum tarafının siyasi zihniyeti değişmeden, Kıbrıs Türk halkının egemenliği kabul edilmeden yeni bir federasyon sürecine girilmesi, geçmişte yaşanan başarısızlıkların tekrarlanmasından başka bir anlam taşımayacaktır. Artık gerçeklerle yüzleşilmelidir.

Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı devlet bulunmaktadır.

Kalıcı çözümün yolu, bu iki devletin egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesinden geçmektedir.

Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’nin de desteklediği iki devletli çözüm politikası, yalnızca diplomatik bir tercih değil, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve geleceğini esas alan stratejik bir zorunluluktur.

Maraş üzerinden egemenlik tartışması açılamaz!

MED9’un Maraş konusunda ortaya koyduğu yaklaşım da kabul edilemez.

Maraş, KKTC’nin egemenlik alanı içerisinde bulunmaktadır. Bölgenin geleceğine ilişkin kararlar, uluslararası hukuk, mülkiyet hakları ve mevcut hukuki mekanizmalar gözetilerek KKTC’nin yetkili makamları tarafından alınmalıdır.

Mülkiyet sorunlarının çözümünde Taşınmaz Mal Komisyonu gibi hukuki mekanizmalar bulunmaktadır.

Rum tarafının siyasi taleplerinin, Kıbrıs Türk halkının egemenlik haklarının önüne geçirilmesi doğru değildir.

Daha da önemlisi, Maraş konusunda sürekli açıklamalar yapan ülkelerin, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonlar karşısında aynı duyarlılığı göstermemeleridir.

Maraş üzerinden KKTC’ye baskı uygulanmasını kabul etmiyoruz.

Türkiye’nin garantörlüğü kırmızı çizgimizdir!

MED9 ülkelerinin anlaması gereken bir başka gerçek de Türkiye’nin Kıbrıs’taki tarihî ve hukuki konumudur. Türkiye, Kıbrıs meselesine sonradan dâhil olmuş sıradan bir üçüncü ülke değildir.1960 Garanti Antlaşması’ndan kaynaklanan hak ve sorumlulukları bulunan garantör devlettir.

15 Temmuz 1974’te Yunan cuntasının desteklediği darbe, adanın Yunanistan’a bağlanması tehlikesini yeniden gündeme getirmiştir. 20 Temmuz 1974’te gerçekleştirilen Türk Barış Harekâtı, Kıbrıs Türk halkının güvenliği açısından tarihî bir dönüm noktası olmuştur.

Türk askerinin varlığı, Kıbrıs Türk halkı açısından güvenliğin en önemli teminatıdır.

Bugün Rum yönetiminin silahlanma faaliyetleri, yabancı ülkelerle geliştirdiği askerî iş birlikleri ve Doğu Akdeniz’deki askerî hareketlilik ortadayken Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğünü tartışmaya açmak gerçekçi değildir.

Türk askerinin adadaki varlığı ve Türkiye’nin garantörlüğü pazarlık konusu yapılamaz.

AB’nin çifte standardı artık sona ermelidir!

MED9 ülkeleri Rum yönetiminin Schengen sürecine destek verirken Kıbrıs Türk halkının dünyayla doğrudan bütünleşmesinin önündeki engelleri neden sorgulamıyor?

Kıbrıs Türk gençleri uluslararası spor organizasyonlarına katılmakta güçlük çekerken, üreticiler doğrudan ticaret imkânlarından mahrum bırakılırken, doğrudan uçuşlar gerçekleştirilemezken Avrupa’nın eşitlik söylemi ne kadar inandırıcı olabilir?

Kıbrıs Türk halkı artık tutulmayan sözler değil, somut adımlar beklemektedir.

Doğrudan ticaret, doğrudan uçuş ve doğrudan temasların önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Bu hakların kullanılması Rum yönetiminin siyasi onayına bağlı tutulmamalıdır.

KKTC’nin geleceğine Kıbrıs Türk halkı karar verir!

MED9 ülkelerine açık bir çağrıda bulunuyorum:

Kıbrıs meselesine yalnızca Rum yönetiminin penceresinden bakmaktan vazgeçiniz.

Kıbrıs Türk halkının egemenliğini ve özgür iradesini kabul ediniz.

Adadaki iki devlet gerçeğini görmezden gelmeyiniz.

Kıbrıs Türk halkını başarısızlığı defalarca görülmüş federasyon müzakerelerine geri döndürmeye çalışmak yerine iki devlet arasında karşılıklı saygıya dayanan iş birliğini destekleyiniz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vardır ve var olmaya devam edecektir.

Hiçbir zirve bildirisi, hiçbir siyasi baskı ve hiçbir tek taraflı karar bu gerçeği değiştiremez.

Anavatan Türkiye ile omuz omuza sürdürdüğümüz mücadelede hedefimiz açıktır:

Egemen eşitlik, eşit uluslararası statü, iki devletli çözüm ve KKTC’nin uluslararası tanınması!

Kıbrıs Türk halkının egemenliğinden, devletinden ve geleceğinden taviz verilmemelidir.

MED9 ülkeleri artık şunu anlamalıdır: Kıbrıs Türk Halkı yok sayılarak Kıbrıs’ta çözüm olmaz!