Avvenire gazetesine konuşan Metsola, içinde bulunulan jeopolitik ortamda Avrupa’nın daha birleşik, daha güçlü ve daha bağımsız hale gelmesi gerektiğinin giderek daha açık biçimde görüldüğünü belirtti.

“Uluslararası hukuk temel taşımızdır”
Başkan Metsola, Avrupa kendi geleceğini tartışırken Orta Doğu İsrail ve ABD’nin İran’a saldırılarıyla alev aldı. Uluslararası hukuk öldü mü, yoksa İran halkı için hâlâ bir umut mu?
Bu konu üzerine birçok tartışma yapılacaktır. Avrupa Parlamentosu için uluslararası hukuk temel bir ilkedir. Ancak bu hukukun, kendi halkını öldüren, bölgeyi vekil güçleri aracılığıyla istikrarsızlaştıran, Ukrayna’ya karşı Rusya’ya dron sağlayan ve küresel bir tehdit oluşturan tiran bir rejimi meşrulaştırmak için kötüye kullanılmasına izin verilmemelidir.
Eğer İran rejimi uluslararası hukuka bizim saygı duyduğumuz gibi saygı gösterseydi, İran halkı özgür olurdu, Jina Mahsa Amini hayatta olurdu ve İran’da neredeyse 50 yıldır hüküm süren terör ortamı olmazdı. Ayrıca Avrupa ve Körfez ülkeleri ayrım gözetmeyen saldırılarla karşı karşıya kalmazdı.

“Orta Doğu’daki istikrarsızlık Avrupa’yı da etkiler”
– Bu durum sizi ne kadar endişelendiriyor?
Orta Doğu’daki istikrarsızlığın küresel sonuçları olduğu açık ve bu Avrupa’yı da doğrudan ilgilendiriyor. Son günlerde bunun sonuçlarını gördük: Avrupa ve ABD üslerine, Körfez ülkelerindeki sivil ve enerji altyapılarına ve İsrail’de sivillere yönelik saldırılar gerçekleşti. Bunların hepsi kınanması gereken ve hiçbir şekilde haklı gösterilemeyecek eylemler.
Şu anda yaşananların İran rejiminin daha fazla tırmanışına yol açmamasını sağlamalıyız, çünkü bunun etkileri hepimizi ilgilendirir.

“Avrupa’nın önünde dar bir fırsat penceresi var”
İspanya Senatosu’nda “Bu yeni dünyada bir şey açık: Avrupa yerinde sayamaz, büyümek zorunda” demiştiniz. Ne demek istemiştiniz?
Avrupa Birliği’nin nasıl bir birlik olmak istediğine karar vermesi için dar bir fırsat penceresi var. Zorluklar karşısında birleşmiş ve güçlü bir Avrupa’dan söz ediyorum.
Hazırlıklı ve proaktif olan, sadece tepki veren değil; güçlü ve aynı zamanda iş dünyasına açık bir Avrupa. Bu fırsat penceresi derken kastettiğim, rekabet gücümüzü ve güvenliğimizi güçlendirmek için şimdi siyasi irademizi göstermemiz gerektiğidir.

“Avrupa daha bağımsız olmalı”
Donald Trump’ın politikaları transatlantik ilişkileri zedeliyor mu?
Avrupa kesinlikle daha özerk olmalı ve kendine daha fazla güven duymalı. Bağımlılıklarını azaltmalı ve güvenliği konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeli.
Savunmaya yapılan yatırımlar inovasyonu geliştirir, ekonomiyi canlandırır ve yüksek nitelikli iş alanları yaratır. Daha güçlü bir Avrupa aynı zamanda daha güvenilir bir müttefiktir.
Bununla birlikte ABD ve NATO hâlâ transatlantik güvenliğimizin temelini oluşturuyor. ABD ile ilişkilerimiz tarih ve ortak değerlere dayanıyor ve bu bağları güçlendirmeye devam edeceğiz.
Avrupa’nın daha çevik, esnek ve verimli olması gerekiyor. Bazı ülkeler belirli alanlarda daha hızlı ilerleyebiliyorsa buna izin verilmelidir. Schengen, euro ve savunma politikalarında bu zaten yaşandı.
Bu birlikten kaçış değil, aksine birlik yolunda daha güçlü hale gelmenin bir yoludur.

“Öncelik: bürokrasiyi azaltmak ve iç pazarı güçlendirmek”
Metsola’ya göre Avrupa’nın öncelikleri arasında aşırı bürokrasiyi azaltmak ve enerji, telekomünikasyon ve finans hizmetlerinde iç pazarı güçlendirmek bulunuyor.
Ayrıca tasarruf ve yatırım birliğinin tamamlanması, sermayenin Avrupa içinde daha serbest dolaşmasını sağlayacak ve büyüyen şirketlerle start-uplar için finansman yaratacak.

“Savunmaya yatırım caydırıcılıktır”
Metsola, Avrupa’nın yıllarca güvenliğe yeterince yatırım yapmadığını ancak artık daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi.
Avrupa ülkeleri ilk kez savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarma taahhüdünde bulundu. Son dört yılda AB genelinde savunma harcamaları yüzde 60’tan fazla arttı.
Artık Avrupa’nın daha hızlı üretmesi, daha akıllı satın alması ve savunma sanayilerinin daha iyi iş birliği yapması gerekiyor.

“Avrupa barış projesidir”
Metsola, Avrupa Birliği’nin doğası gereği bir barış projesi olduğunu vurguladı. Ancak barışın korunması için güç ve kararlılık gerektiğini, bu nedenle Avrupa’nın güvenliği konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi.
Bu yaklaşımın Ukrayna’da gerçek, adil ve onurlu bir barış için de gerekli olduğunu ifade etti.

“Ukrayna’ya destek konusunda birlik sürüyor”
Avrupa Parlamentosu kısa süre önce Ukrayna için 90 milyar euroluk krediyi onayladı. Metsola’ya göre Ukrayna’ya destek konusunda Avrupa’da bir “yorgunluk” yok.
AB ülkeleri şimdiye kadar 19 yaptırım paketi kabul etti ve yenisinin de kısa sürede onaylanacağına inanılıyor.

“Göç politikası ortak kurallar gerektirir”
Metsola son olarak göç konusuna değinerek, göçün Avrupa çapında bir mesele olduğunu ve ortak bir Avrupa çözümü gerektirdiğini söyledi.
Yeni göç paktının kriz yönetimi yerine öngörülebilir prosedürler, dayanışma ve ortak sorumluluk getirdiğini belirten Metsola, dış sınırların kontrol edilmesinin Avrupa’yı kapatmak anlamına gelmediğini, aksine gerçekten korunmaya ihtiyacı olanlar için iltica sisteminin daha iyi işlemesini sağlayacağını vurguladı.
Aynı zamanda Avrupa’da kalma hakkı olmayan kişilerin geri gönderilmesinin de güvenilir biçimde uygulanması gerektiğini ifade etti.