ABD Başkanı Donald Trump, yaptığı açıklamada "Varlıklarımızı çalmaları ve terör, uyuşturucu kaçakçılığı, insan kaçakçılığı gibi çeşitli diğer nedenlerden dolayı Venezuela rejimi yabancı terör örgütü ilan edilmiştir. Bu nedenle bugün Venezuela'ya giriş ve çıkış yapan yaptırımlara tabi tüm gemilere abluka uygulanması talimatını veriyorum" ifadelerini kullandı. Trump'ın açıklamasındaki “Varlıkları çalma” vurgusu küresel şaşkınlık yaratırken verili tarih durumun tam tersi yönde olduğunu ortaya koymakta. ABD, kuruluşundan itibaren genişleme, kaynak ele geçirme ve işgal üzerine kurulu olan bir düzeni dünyaya dayattı. Birleşik Devletler'in genişlemesi Amerikan yerlilerinin topraklarından Filipinler’e, Irak’tan Libya’ya kadar tüm kıtalarda askeri, ekonomik ve kültürel yöntemlerle ilerleyerek dünyanın kaynaklarını kendi çıkarına yönlendirdi. İşte o genişlemenin kısa tarihi:
19. yüzyılda “Manifest Destiny” doktriniyle genişleyen ABD, yerlilerin topraklarını gasp etti, Meksika ve Filipinler’i işgal etti ve Hawaii Krallığı’nı devirdi. ABD'nin Latin Amerika'ya müdahaleleri ise hiçbir zaman bitmedi.
SÖMÜRGE YAYILIMI
Amerikan emperyal genişlemesi, 19. yüzyılın “Manifest Destiny” (Kaderin Tecellisi) doktriniyle meşrulaştırıldı. Milyonlarca Amerikan yerlisinin toprakları gasp edilirken, Meksika’nın yarısı savaşla ilhak edildi; Hawaii Krallığı ABD deniz piyadeleriyle devrildi, Filipinler 200 binden fazla sivilin öldüğü savaşla işgal edildi. 1900’lere gelindiğinde ABD, Karayipler’deki adalardan Pasifik Okyanusu'na uzanan dev bir sömürü zincirine sahipti.
PETROL İMPARATORLUĞU
20. yüzyılda bu genişleme biçim değiştirerek “petrol imparatorluğu”na dönüştü. Standard Oil ve Chevron gibi Amerikan enerji şirketleri, Orta Doğu ve Latin Amerika’da hükümetler devrilirken yeni rejimleri kendi petrol çıkarlarına bağladı. 1953’te İran Başbakanı Musaddık’ın devrilmesinin, Anglo-Amerikan petrol tekellerinin CIA desteğiyle yürüttüğü bir darbe olduğu resmi belgelerle ortaya çıktı. Donald Trump ise “Trump Corollary” adıyla Monroe Doktrini’ni yeniden canlandırarak Latin Amerika’yı yeniden “Amerikan nüfuz alanı” ilan etti.
SÜREKLİ İŞGAL HALİ
ABD, Latin Amerika’yı “arka bahçesi” olarak tanımlayan Monroe Doktrini’ni 1823’te ilan etti. Bu doktrin, o dönemden bu yana askeri müdahalelerin de kılıfı oldu. Küba, Haiti, Nikaragua, Guatemala ve Panama, 20. yüzyıl boyunca Amerikan işgallerine uğradı. Guatemala’da 1954’te seçilmiş hükümetin devrilmesi, United Fruit Şirketi'nin çıkarlarını koruma operasyonuydu. Nikaragua’da, Somoza diktatörlüğü onlarca yıl boyunca ABD silahlarıyla ayakta tutuldu. Uzmanlar petrol rezervleri bakımından dünyanın en zenginlerinden biri olan Venezuela'nın da bu çerçevede yeniden kuşatıldığının altını çiziyorlar.
İNSANİ MÜDAHALE KILIFI
ABD’nin yayılmacılığı “özgürlük getirme” iddiasıyla, Orta Doğu’da da milyonlarca insanın yaşamına mal oldu. Irak, 2003’te “kitle imha silahları” olduğu gerekçesiyle işgal edildi ancak bu silahların hiçbir zaman olmadığı gerçeğinin kamuoyundan saklandığı ortaya çıktı. Irak'ın enerji sektörü yabancı şirketlere açıldı. Libya, 2011’de “insani müdahale” adıyla NATO bombardımanına uğradı. Asya’da ise ABD'nin Vietnam'daki savaşı yüzbinlerce sivilin ölümüne yol açarken ABD şirketleri silah satışlarını katladı.
ABD, Irak, Libya ve Somali müdahaleleriyle ülkelerin petrol ve maden kaynaklarını kontrol altına aldı; IMF ve askeri üsler aracılığıyla da bu dayatımı kalıcı hale getirdi.
MADENLERİ DENETİMİNE ALDI
ABD, 1992 yılında Somali'ye asker çıkararak Afrika'nın doğusundaki ülkeye de müdahale etti. Müdahalenin ardından kurulan geçici hükümet petrol arama lisanslarını Amerikan şirketlerine tahsis etti. Afrika’da ABD destekli özel güvenlik şirketleri, “terörle mücadele” gerekçesiyle Kongo, Nijer ve Tanzanya’daki maden bölgelerini denetim altına aldı. ABD'nin enerji ve savunma konsorsiyumları bugün Cibuti’den Kenya’ya kadar uzanan geniş bir hat üzerinde yayılıyor.
EKONOMİ SİLAHI IMF
Konu hakkında kaleme alınan çok sayıda saygın araştırmada vurgulandığı üzere modern Amerikan yayılmacılığı yalnızca silahla değil, kültür, finans ve teknolojiyle de genişliyor. IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla borçlandırılan ülkeler, ekonomik bağımsızlıklarını kaybederken; 2025 itibarıyla ABD’nin 800’ü aşkın askeri üssü, 160 binden fazla askerini yabancı topraklarda tutuyor.






