NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ittifakın "derin bir dönüşüm" sürecinden geçtiğini açıkladı. Ankara’da düzenlenen uluslararası toplantıda NATO’nun mevcut krizleri masaya yatırılırken, Türkiye’nin Avrupa güvenliğinde daha fazla rol üstlenme hedefi öne çıktı. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin artık "kanat ülke değil, merkez ülke" konumuna geldiğini vurguladı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise "NATO artık bir güvenlik şemsiyesi oluşturmuyor. Avrupa Birliği etkisiz bir organizasyon." değerlendirmesinde bulundu.
CNN Türk Dış Haberler Editörü Enver Kaptanoğlu da gelişmelere ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Kaptanoğlu, son dönemde NATO’ya yönelik söylemlerin zamanlamasına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Bu açıklamaları neden duyuyoruz? Hep bugüne kadar konuştuğumuz şey, Donald Trump’ın İran’da Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yönelik NATO’ya yaptığı çağrıda destek bulamaması karşılığında, Amerika Birleşik Devletleri’ni NATO’dan çıkarma tehdidiyle başladı. Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim: Donald Trump, söylediği gibi Amerika Birleşik Devletleri’ni NATO’dan çıkaramaz. Bu çok net, tartışmaya da kapalı. Çünkü bu bir yasaya tabi. Yani başkan, kendi kararıyla, kafasına göre hareket ederek böyle bir karar alamaz. Bu, başkanın inisiyatifinde olmayan bir karar. Bir yasayla belirlenmiş durumda. Bu yasaya göre, Senato ve Temsilciler Meclisi’nde üçte iki çoğunluğun sağlanması gerekiyor. Ya da bununla ilgili yeni bir yasa hazırlanıp Kongre’den geçirilmesi lazım. Mevcut tabloya baktığınızda Donald Trump bu çoğunluğu sağlayamıyor. O yüzden bu söylem, şu aşamada biraz ‘boş laf’ olmaktan öteye geçmiyor. Ancak şunu da belirtmek gerekir: Bu yasanın hazırlanmasında rol alan isimlerden biri, şu anki ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. Rubio da benzer şekilde, ‘NATO bizim ihtiyacımız olduğunda yanımızda değilse, biz neden NATO’nun yanında olalım? NATO’dan çıkmak dahil tüm seçenekleri değerlendiririz’ dedi.
Burada dikkat çekici bir çelişki var. Çünkü ABD’nin NATO’dan çıkamayacağını belirleyen yasanın hazırlayıcılarından biri yine Rubio’nun kendisi. 2022’de bir Demokrat ve bir Cumhuriyetçi senatör olarak bu yasayı hazırladılar, Kongre’den geçirdiler ve Biden tarafından imzalandı. Daha sonra Trump döneminde de uzatıldı. Dolayısıyla Trump’ın NATO’dan çıkış söylemi hukuken mümkün değil ama bu, NATO’ya mesaj vermediği anlamına gelmez. ‘Bundan sonra yanınızda olmayacağız’ demek istiyor. Bu ne anlama geliyor? ABD, NATO’dan resmen çıkmadan da ittifakı zorlayabilir. Savunma katkı payını azaltabilir, askeri desteğini çekebilir, asker sayısını ve üslerini düşürebilir.
NATO Genel Sekreteri’nin ‘ittifak derin bir dönüşüm içinde’ sözünü de bu çerçevede değerlendirmek lazım. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa ülkeleri, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ağırlıklı olarak ekonomik yatırımlara yönelmişti. Savunma sanayine yeterince yatırım yapmadıkları için bugün askeri açıdan zayıf, teknolojik olarak geri kalmış ve teçhizatları eskimiş durumda.
Burada şu soru önemli: NATO dağılıyor mu, yoksa yeniden mi şekilleniyor? Aslında ikisi de mümkün. Teorik olarak ABD, gerekli çoğunluğu sağlayarak NATO’dan çıkabilir. Bu durumda NATO ya ABD’siz devam eder ya da tamamen yeni bir güvenlik mimarisi kurulur. Ancak ABD’siz bir NATO’nun çok ciddi güç kaybı yaşayacağı açık. Çünkü NATO’nun en büyük askeri ve ekonomik gücü ABD. Bu yüzden Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırma arayışında. Fakat bunun ekonomik maliyeti yüksek olduğu için kısa vadede hızlı adım atamıyorlar. İşte ‘derin dönüşüm’ denilen süreç tam olarak bu. Avrupa savunmaya yönelmek zorunda kalıyor.
Bu gelişmeler Türkiye açısından ise önemli fırsatlar barındırıyor. Örneğin, ABD’nin NATO’dan çıktığı bir senaryoda, ittifakın en güçlü askeri unsuru Türkiye olur. Türkiye, savunma sanayindeki atılımları, askeri kapasitesi, İHA/SİHA teknolojileri ve modern teçhizatıyla Avrupa’nın önüne geçiyor. Kısa vadede Avrupa’nın Rusya’ya karşı kendi güvenliğini tek başına sağlaması mümkün değil. Bu noktada en büyük destek Türkiye’den gelir. Nitekim Baltık Denizi’ndeki son NATO tatbikatında, ABD’nin olmadığı bir ortamda Türkiye başrolü üstlendi.
Bu durum Türkiye’ye sadece askeri değil, siyasi fırsatlar da sunar. Avrupa, güvenlik için Türkiye’ye ihtiyaç duyarsa, Türkiye de bunu bir koz olarak kullanabilir. En önemli başlıklardan biri de Avrupa Birliği üyeliği olur. Türkiye, ‘Avrupa’nın güvenliğini sağlıyorsam, Avrupa Birliği’nde de yer almalıyım’ deme hakkına sahip olur. Bu da üyelik sürecinin yeniden açılması anlamına gelebilir. Özetle, NATO’daki dönüşüm süreci Türkiye için hem askeri hem de siyasi açıdan önemli fırsatlar barındırıyor.




