Çocukluğumda geleceği anlatan kitaplar okurdum (hâlâ bayılarak okuyorum). Yıl 2025 olduğunda Mars’ta şehirler kurulmuş olacaktı. Evlerde robot hizmetçiler dolaşacak, insanlar sıkıcı işlerden tamamen kurtulacaktı. Kanser büyük ölçüde çözülmüş olacak, otomobiller havada uçacak, insanlar hafta sonu tatilleri için Ay’a gitmeye başlayacaktı.

Sonra 2025 geldi. Mars’a yerleşemedik. Ama su içmeyi hatırlatan aylık abonelikli uygulamalar geliştirmeyi başardık. Uçan arabalarımız yok. Buna karşılık tost makinesinin internete bağlanabildiği bir dünyada yaşıyoruz. Bilim kurgu vaat ettiği geleceği teslim etmedi. Ya da belki teslim etti, ama yanlış adrese gönderdi.

GELECEĞE GİTTİK AMA YANLIŞ ÇIKIŞTA İNDİK

1960’ların ve 70’lerin bilim kurgu yazarları geleceği hayal ederken teknolojiyi insanlığın kurtuluş aracı olarak görüyordu. Arthur C. Clarke’ın, Isaac Asimov’un ya da Ursula K. Le Guin’in dünyalarında teknoloji insan kapasitesini artırıyor, bireyi özgürleştiriyor ve toplumu dönüştürüyordu. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda ilginç bir manzarayla karşılaşıyoruz. Yapay zekâ geliştirebilecek seviyedeyiz. Ama hâlâ e-posta kutumuzdaki spam mesajlarla mücadele ediyoruz. Cep telefonlarımız Apollo görevlerini Ay’a götüren bilgisayarlardan milyonlarca kat daha güçlü. Ama bu işlem gücünün önemli bir kısmını sonsuz kaydırma hareketine harcıyoruz. Bu, biraz Formula 1 aracıyla markete ekmek almaya gitmeye benziyor ya da milyon dolarlık arabalar ile İstanbul trafiğinde 1980’lerden kalma arabalar ile aynı sıkışıklık ile mücadeleye. Teknik olarak etkileyici. Pratikte biraz üzücü.

BİLİM KURGU FİNANS BÖLÜMLERİNE YENİLDİ

Bilim kurgu yazarlarının temel sorusu şuydu: "Teknolojik olarak ne mümkün olacak?" Gerçek dünyanın temel sorusu ise farklıydı: "Hangisi daha çok para kazandıracak?"

Bu iki soru bazen aynı cevabı veriyor. Çoğu zaman vermiyor. Örneğin uçan araba geliştirmek mümkün. Ama reklam gösterme verimini yüzde iki artıran bir algoritma geliştirmek çok daha kârlı. Mars kolonisi kurmak heyecan verici. Ama insanların ekran başında günlük on dakika daha fazla kalmasını sağlamak yatırımcı sunumlarında daha cazip görünüyor. Bu nedenle geleceğimiz tuhaf bir rotaya girdi. Bilim kurgu, yıldızlararası uygarlıklar öngördü. Gerçek dünya, premium üyelik seçeneği sundu. İnsanlığın yönünü mühendislerden çok finans departmanları belirledi.

ROBOTLAR NEDEN BULAŞIK YIKAMIYOR?

Benim kuşağımın çocukken öğrendiği temel teknoloji vaadi şuydu: "Robotlar evlerde sıkıcı işleri yapacak, insanlar yaratıcı olacak." Ortaya çıkan sonuç biraz farklı oldu. Robotlar resim çizmeye başladı. Müzik bestelemeye başladı. Şiir yazmaya başladı. Yapay zekânın insanlığa yaptığı ilk büyük sürprizlerden biri bu olabilir. Kimse yaratıcı işlerin otomasyona uğrayacağını beklemiyordu. Buna karşılık bulaşıkları hâlâ biz yıkıyoruz. Ev temizliği yine bizde. Çamaşır yine bizde. En belki de tek nefret ettiğim ev işi olan ütü de bizde.

Bir gün bir algoritmanın roman yazacağını tahmin edenler oldu ve haklı da çıktılar. Ama aynı gün insanın banyoyu temizlemeye devam edeceğini öngörenlerin sayısı oldukça azdı. Bu arada bazen dil modellerine çok başarılı hikâyeler ürettiriyorum ve zevkle de okuyorum.

BİLİM KURGUNUN KAÇIRDIĞI ŞEY İNSANDI

İşin tuhaf tarafı, bilim kurgu teknolojiyi büyük ölçüde doğru tahmin etti. Akıllı telefonlar geldi. Görüntülü görüşmeler geldi. Yapay zekâ geldi. Sesli asistanlar geldi. Hatta bazı yazarlar sosyal medyanın temel mantığını bile öngördü. Yanlış çıkan şey teknoloji değildi. İnsandı.

Çünkü teknoloji inanılmaz bir hızda ilerliyor. Önceki birçok yazıda belirttiğim gibi eksponensiyel artış var ilerlemede. İnsan davranışı ise çoğu zaman döngü halinde dönüyor. Doğrusal olarak ilerleme ve algılamada. Daniel Kahneman ve Amos Tversky’nin gösterdiği bilişsel önyargılar milyonlarca yıl olduğu gibi bugün de bizimle.

Kabilecilik bizimle. Komplo teorileri bizimle. Dikkat dağınıklığı bizimle. Yani elimizde süper bilgisayarlar olabilir. Ama o bilgisayarları kullanan beyin hâlâ yüz binlerce yıllık evrimsel bir tasarım. Bir anlamda taş devri psikolojisiyle uzay çağı teknolojisini bir araya getirmiş durumdayız. Sorunların bir kısmının buradan çıkması çok şaşırtıcı sayılmaz.

BU YAZIDA ABARTILMAMASI GEREKEN NOKTA

Buradan "teknoloji işe yaramadı" sonucu çıkmıyor. Tersine. İnsanlık tarihinin en uzun yaşam sürelerine sahibiz. Bunun sebebi beyaz yaka silkeleme noktalarından birisi olan “organik yemek” falan değil. Pek çok hastalık bilimsel ilerlemeler sayesinde kontrol altına alındı. Bilgiye erişim tarihte hiç olmadığı kadar kolay. Bilim kurgu tamamen yanlış çıkmadı. Eksik çıktı. Teknolojik ilerleme büyük ölçüde gerçekleşti. Toplumsal ilerleme aynı hızda gerçekleşmedi. Sorun motorun gücünde değil. Direksiyondaki türde. Bu ayrımı yapmak önemli. Çünkü teknolojiyi suçlayan her analiz, insan davranışını görünmez hale getiriyor (Bu konu detayında saçma bir sav olan “oyunlar şiddete yol açıyor” iddiasını tam bir yazıda ele almıştık).

SORUN GELECEĞİN GELMEMESİ DEĞİL

Belki de aslında bilim kurgu geleceğinde yaşıyoruz. Yalnızca bunu fark etmiyoruz. Yapay zekâ burada. Genetik mühendisliği burada. Kuantum hesaplama burada. Otonom sistemler burada. Sorun bunların eşit dağılmamış olması. Ve daha da önemlisi, bunların bizi otomatik olarak daha akıllı ya da daha bilge yapmaması. Teknoloji ahlak üretmiyor. Empati üretmiyor. Muhakeme üretmiyor. Bunlar hâlâ insan işi. Ve açıkçası türümüzün performans raporuna baktığımda, bu bölümde hâlâ geliştirme alanları mevcut.

Belki çocukken okuduğumuz bilim kurgu kitapları yanlış değildi. Belki yanlış olan beklentilerimizdi. Geleceğin bütün sorunları çözeceğini düşündük. Oysa gelecek yalnızca yeni araçlar getirdi. Araçları nasıl kullanacağımıza yine biz karar veriyoruz. Ve dürüst olmak gerekirse, insanlığın şimdiye kadarki performansına bakınca sonuçlar karışık. Bazen kanser tedavileri geliştiriyoruz. Bazen evrenin başlangıcını araştırıyoruz. Bazen de dünyanın en gelişmiş bilgisayarlarını kullanarak bir kedinin salatalık görünce neden havaya sıçradığını izliyoruz. Belki de bilim kurgu yazarlarının asıl hatası teknolojiyi fazla ciddiye almalarıydı. İnsanı yeterince tanımıyorlardı. Ben ise teknoloji sektöründe otuz küsur yıl geçirdikten sonra rahatlıkla söyleyebilirim: Uçan araba yapmak zor olabilir. Ama insanlığı güncellemek çok daha zor. Herkese iyi haftalar olsun, “fonuna” kadar basın özgürlüğünün gerçekleştiği zamanlar olsun.