İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan, İsrail siyasetinin 1996'dan günümüze nasıl giderek radikalleştiğini ve bu radikalleşmede "Netanyahu etkisini" AA Analiz için kaleme aldı.

İsrail, son yıllarda derin bir siyasal dönüşümden geçiyor. V-Dem Endeksi’ne göre İsrail artık liberal bir demokrasi olarak sınıflandırılmıyor. İsrail siyasi sistemi 50 yıl sonra ilk kez seçimli demokrasi seviyesine düşmüş durumda. Görece teknik görünen bu sınıflandırma düşüşü aslında hayati bir soruyu akıllara getiriyor: İsrail siyaseti nereye gidiyor? İsrail siyasetinde belirgin bir şekilde liberalizmden uzaklaşma ve iktidarların siyasal yelpazenin sağa kayması gözlemlenmekte. Bu sürecin tohumları 1990’ların sonunda atılmaya başlandı.

Binyamin Netanyahu, bu dönüşümün tartışmasız merkez figürü. Netanyahu’yu sadece bu radikalleşmenin içinden yükselen bir lider olarak görmemek gerekir. Onun aynı zamanda bu süreci hızlandıran, şekillendiren ve kalıcılaştıran bir siyasal mimar olduğu söylenebilir.

1996’da Başbakan seçilmesi, İsrail siyasetinde kritik bir dönüm noktası oldu. Bu zafer, Oslo Barış Süreci'ni yavaşlatıp ve ülkenin siyasal gündemini daha muhafazakar ve dini bir eksene kaydırdı. Bu kayış, Netanyahu’nun ultra-Ortodoks partilerle kurduğu ittifakla desteklendi.

İkinci İntifada'nın yarattığı travma, sertlik siyasetini toplumsal refleks haline getirdi. Bu dönemde güvenlik üzerinden kurulan kimlik siyaseti, sağ gövdenin homojenleşmesine yol açtı.

2009’da yeniden başbakanlık koltuğuna oturan Netanyahu, İsrail tarihinin en anti-demokratik dinamiklerini harekete geçirdi. Onun liderliğinde yargıya yönelik siyasi saldırılar, sivil topluma ve medyaya dönük baskılar belirgin şekilde arttı.

Netanyahu’nun ABD’deki evanjelik hareketle kurduğu simbiyotik bağ, İsrail sağının dönüşümünü tamamlayan bir katalizör oldu. 7 Ekim’de yaşanan saldırı, mevcut radikalleşme hattını hızlandıran bir gelişme olarak görüldü.

Sonuç olarak, 1996’dan 2025’e kadar İsrail siyasetindeki radikalleşmenin tek bir siyasi aktörün eseri olduğunu söylemek doğru olmasa da, Netanyahu'nun bu süreci bir norm haline getiren temel katalizör olduğu yadsınamaz.

[Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]