Burundi'nin bu en büyük şehri o kadar hızlı büyüyor ki, evler bir zamanlar mezarların olduğu yerlere, bazen yerin altındaki bedenler bile taşınmadan inşa ediliyor. Mezar kazan, mezar taşlarını işleyen ve definleri organize eden Berchmans Nyandwi, kollarını kavuşturmuş bu dönüşümü izliyor. Yakında, diyor, "buranın tamamı ev olacak."

Burundi'de alan çok dar: 14 milyon insan, Galler veya Massachusetts kadar bir alanda yaşıyor. Dünyada kuşkusuz daha kalabalık yerler var; bazı adalar veya şehir devletleri daha yüksek nüfus yoğunluğuna sahip. Ancak her iki alanda da Burundi'yi geride bırakan yegane ülkeler Bangladeş, Tayvan ve çok az bir farkla kuzey komşusu Ruanda.

Burundi, demografik baskının Afrika toplumlarını nasıl dönüştürdüğüne dair çarpıcı bir örnek. Yüzyıllar boyunca Afrika'da nüfus seyrekti ve kıtanın büyük bölümünde durum hâlâ böyle. Ancak bugün kıta, bir yüzyıl öncesine göre on kat daha fazla nüfusa sahip; Nijer Deltası ve Etiyopya yaylaları gibi bölgeler giderek daha kalabalıklaşıyor. Durum, Kenya ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti arasında, Afrika Büyük Gölleri'nin ortasına sıkışmış, iyi yağış alan ve ekvator sıcağını hafifletecek kadar yüksek rakımlı olan Burundi çevresindeki bölgede de benzer.

Yoğunluk her zaman büyük şehirler anlamına gelmez. Burundililerin çoğu hâlâ muz, manyok ve fasulyenin vadilere dik inen yamaçlarda yetiştirildiği küçük dalgalı tepelerde yaşıyor. Yol kenarlarında, bahçelerde ve evlerin arasında, toprağın her karışına mısır ekilmiş gibi görünüyor. Genellikle idari bölünmelere dayanan geleneksel parametrelere göre Burundi, gezegenin en kırsal ülkelerinden biri.

Zengin ülkelerin oluşturduğu OECD tarafından desteklenen Africapolis adlı bir araştırma projesi, birbirine 200 metreden daha yakın binalarda 10 bin'den fazla sakini olan yerleri "kentsel" olarak tanımlıyor. Bu parametreye göre Burundi nüfusunun %78'i halihazırda kentsel; 2050 yılına kadar ülkenin büyük bölümü kesintisiz tek bir yerleşim yığını haline gelecek. Bu sınıflandırma harfi harfine alınmamalı; Burundi'nin büyük bölümünün "ara özelliklere" sahip bir yer haline geldiğini söylemek daha doğru olur: Artık köy değil, henüz şehir de değil.

Asıl acil mesele, yeterli gıdanın nasıl üretileceği. İyimserler, toprak kıtlığının çiftçileri daha yoğun yöntemler benimsemeye ittiğini savunan Danimarkalı ekonomist Ester Boserup’un teorisine bakıyor. Boserup, yaylalardaki Kayanza'da yaşayan emekli tarım memuru Vivien Nduwumwami gibi yenilikçileri düşünüyordu. Nduwumwami, erozyonu önlemek için teraslar kazdığı, toprağın asitliğini azaltmak için kireç serptiği ve yılda üç mahsul almasını sağlayan bir sulama sistemi kurduğu bir tepeden aşağı çevik adımlarla iniyor.

Ancak Burundi'de, 1798'de "nüfusun büyüme gücü, toprağın geçim araçları üretme gücünden sonsuz derecede büyüktür" diye yazan İngiliz din adamı Thomas Malthus'un hayaletini görmezden gelmek zordur. Nduwumwami'den çok uzak olmayan bir yerde, Ezechiel Niyibizi sefalet içinde yaşıyor. Babası ve amcası küçük bir toprak parçası için kavga etmiş; babası öldükten sonra ona hiçbir şey kalmamış. Yerel yönetim ona toprak zeminli minik bir ev ve her kenarı on metre olan küçük bir toprak karesi bulmasında yardım etmiş. Gündelik iş bulamadığında, çocukları yatağa aç giriyor.

Maalesef Niyibizi’nin hikayesi çok daha temsil edici. BM Dünya Gıda Programı'na göre, "gıda güvensizliği" yaşayan Burundili ailelerin oranı 2008'deki %28'den 2023'te %41'e yükseldi. Çocukların yarısında büyüme bozukluğu var.

Bu sorunlar iklim değişikliğinden ziyade ekonomik krizden ve her şeyden önemlisi toprağın aşırı kullanılmasından kaynaklanıyor. Tarlalar artık nadasa bırakılmıyor ve verim düşüyor. Eyalet valisi Victor Segasago, gübre olmadan "hasat alamayız, çünkü toprak zaten tükendi" diyor. Gübreler sübvanse edilse ve kullanımları artsa da, dağıtım genellikle gecikmeli teslimat yapan bir tekel tarafından yönetiliyor.

Çiftçilerin %78'inin yaklaşık dört tenis kortu büyüklüğünde, yani çeyrek hektardan daha az toprağa sahip olduğu düşünüldüğünde, diğer teşvikler pek bir işe yaramıyor. Doğurganlık oranları yakın gelecekte düşmezse, 2050 yılına kadar doyurulması gereken 10 milyon ağız daha olacak.

"En fazla 3 çocuk" politikası planlanıyor
Kayanza'da bir hemşire olan Edith Bizoza, doğum kontrolüyle ilgilenen genç kızların sayısının arttığını söylüyor: Küçük toprak parçalarıyla kalabalık aileler yetiştiremeyeceklerinin farkındalar. Hükümet, 2040 yılına kadar kadın başına düşen çocuk ortalamasını 5'ten 3'e düşürmek istiyor. Bu ulaşılamaz bir hedef değil: Kültürel olarak çok benzer olan Ruanda 3,7; Kenya ise 3,2 çocuk ortalamasına sahip. Ancak Burundi Üniversitesi'nden René Manirakiza'ya göre bu, ancak kız çocuklarının okula gitmesini sağlayacak eğitim yatırımları ve ebeveynlere çocuklarının yetişkinliğe ulaşacağı güvenini verecek sağlık yatırımları ile mümkün olabilir.

Bu arada toplum dönüşüyor. Burundi kültüründe prestij geleneksel olarak topraktan, ineklerden ve çocuklardan gelir; bunlar gelecekte daha kıt olacak kaynaklardır. Görüşülen kişiler sık sık kardeşler, komşular, gençler ve yaşlılar arasındaki gergin ilişkilerden bahsediyor. Mahkemeler arazi anlaşmazlıklarıyla dolup taşıyor. Günlük yaşamda her şey ücretli hale geliyor: Bugün damızlık bir hayvan ödünç almak için bile ödeme yapmanız gerekiyor. Birçok genç, Tanzanya'daki tarım işletmelerinde, Doğu Afrika'nın büyük şehirlerinde veya Körfez ülkelerinde ev işçisi olarak çalışmak için göç ediyor.

Çok eskiden, Burundi'nin bir kralı varken, bakışları Tanganika Gölü'ne değerse öleceğine inanılırdı. Bugün insanlar tepelerden aşağı, göl kıyısındaki Bujumbura'ya akın ediyor. Tuğla fırınları ve kereste depolarından oluşan, daire testere gürültüsünün keçi melemelerini bastırdığı bir "insansız bölge" olan varoşlara yerleşiyorlar. İş fırsatları ulaşım, ticaret veya inşaat sektörüyle sınırlı.

Daha mutlu şartlarda gençlerin enerjisi belirli bir dinamizm yaratabilir. Ancak demografik baskı, barışın nadiren uğradığı Büyük Göller bölgesinin gürültülü siyasetinde sürekli bir arka plan uğultusu gibi. Burundililer etnik katliamları, iç savaşı ve daha yakın zamanda bir darbe girişimine yol açan 2015 protestolarını hâlâ hatırlıyor. Potansiyel darbecilerin ilk hedefi olan devlet televizyonu binasına giden yolda, erişimi engelleyen bir kontrol noktası hâlâ duruyor. Hemen yanında, çimenli bir bankette, birileri mısır yetiştiriyor.