İstanbul’da, 2010 yılında gözaltına alındıktan kısa süre sonra yaşamına son veren Onur Yaser Can ile ilgili davada bugün karar duruşması görülüyor. İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada daha önce dört sanık polis, "resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme" suçundan altışar yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. İstinaf mahkemesinden "iyi hâl indirimiyle" yargılanmaları yönünde karar çıkması nedeniyle dava yeniden aynı mahkemede görülüyor. Davada son olarak intiharla sonuçlanan süreçte belgeleri yok ettikleri iddia edilen polisler hakkında savcı mütalaasını sundu ve 13 yıla kadar hapis talep etti. Ailenin avukatları ise belgelerin işkence ve kötü muameleyi gizlemek amacıyla karartıldığını savundu.
Can'ın gözaltı sürecine ilişkin belgeleri yok ettikleri iddia edilen polisler hakkında yürütülen soruşturmaya dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya izin vermemişti. Ancak mahkeme, bu engeli kaldırarak polislerin yargılanmasının önünü açmıştı. Davanın bir önceki duruşmasında savcı, Onur Yaser Can'a ait ilk ifade ve tutanaklarının imha edildiğini belirtti. Mütalaada, yok edilen belgelerin "kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenen ve kamusal niteliği bulunan resmi belgeler" olduğu ifade edildi.
Savcı, söz konusu belgelerin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olduğunu, bu tür kayıtların ancak yeni resmi belgelerle değiştirilebileceğini belirtti. Savcı ayrıca, Onur Yaser Can'ın emniyete tekrar çağrılarak sonradan hazırlanan belgelere imza attırıldığını ve ilk ifade tutanaklarının ortadan kaldırıldığını ifade etti. Onur Yaser Can'ın kardeşi Ezgi Sevgi Can ve ailenin avukatları ise mahkemeye sundukları dilekçede, belgelerin yok edilmesinin sıradan bir evrak suçu olmadığını söyledi. Avukatlar, bu eylemin işkence ve kötü muamele iddialarını örtbas etmeye yönelik olduğunu savundu.
28 yaşındaki Onur Yaser Can, esrar satın aldığı gerekçesiyle İstanbul'da, 2 Haziran 2010’da Narkotik Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı. Ancak ailesi ve avukatlarının aktarımına göre, bu durum yakınlarına haber verilmedi ve ifadesi alınırken yanında avukat bulundurulmadı. Ailesi, Can'ın nezarette çıplak arama ve işkenceye maruz bırakıldığını savunuyor. Can'a, ifade sırasında kendisine imzalatılan tutanaklar verilmedi. Ailesi ve avukatlarına göre Can, nezarethaneden çıktıktan sonra takibe alındı. Bir gün sonra Narkotik Şube tarafından tekrar ifadeye çağrıldı. Bir avukata başvurdu ve verdiği ifadeleri almak istedi ama ifadeler verilmedi. Kısa süre sonra, imzasının eksik olduğu gerekçesiyle üçüncü kez ifadeye çağrıldı. Arandığı günün akşamı yani 23 Haziran 2010 tarihinde yaşadığı apartman dairesinden atlayarak hayatını kaybetti. Başka bir şehirde olan ailesi, "o gün Can'ın kendilerini aradığını, başının sıkıntıda olduğunu, bunu telefonda anlatamayacağını ve İstanbul’a gelmelerini istediğini" aktarıyor. Ölümünün ardından ortaya çıkan ve yarım kalmış bir notunda, “gözaltında çırılçıplak soyulduğunu, çömeltilerek bekletildiğini, tokatlandığını, kendisine polislere yalvaran bir kişinin sesinin dinletildiğini, kendisinden muhbirlik yapmasının istendiğini” yazdığı ortaya çıktı.
Onur Yaser Can'ın ailesi bu olay ardından polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Yaklaşık bir yılın sonunda Cumhuriyet Başsavcılığı, işkence suçundan takipsizlik kararı verdi. Açılan davada, iki polis hakkında ise düzenlenen bilirkişi raporu doğrultusunda, “kamu görevlisi olarak sahte belge düzenlemek” ve “resmi belgeyi bozmak ve yok etmek” suçlarından indirimli hapis cezaları verildi. Aile ve avukatlar karara itiraz etti. Can’ın annesi Hatice Can, hukuki süreç devam ederken 2014 yılında intihar ederek yaşamını yitirdi. Baba Mevlüt Can ise sağlık sorunları nedeniyle 2019’da hayatını kaybetti.





