Dünya genelinde plastik üretimi 1950’li yıllarda yıllık 1,5 milyon ton civarındayken, günümüzde bu rakam 400 milyon tonun üzerine çıkmış durumdadır. Bu devasa üretimin çevresel maliyeti ise her geçen gün ağırlaşmaktadır. Mikroplastik kirliliği genellikle okyanus akıntıları, nehir yatakları veya tarım arazileri üzerinden incelenirken, Nature Communications Earth & Environment dergisinde yayımlanan bir çalışma, doğanın akciğerleri olan ormanlara odaklanmaktadır.

TU Darmstadt Uygulamalı Yerbilimleri Enstitüsü’nden Dr. Collin J. Weber liderliğindeki araştırma ekibi, Almanya’nın Darmstadt bölgesi yakınlarındaki dört farklı ormanlık alanı incelemiştir. Elde edilen bulgulara göre mikroplastikler ormanlara yalnızca yerel atıklarla değil, esas olarak atmosferik taşıma yoluyla ulaşmaktadır. Araştırmacıların ‘tarama etkisi’ (combing effect) olarak adlandırdığı süreçte, ağaçların geniş kanopileri, havada asılı kalan mikroplastik parçacıkları adeta bir filtre gibi yakalamaktadır. İlk etapta ağaç yapraklarına yerleşen bu parçacıklar, yağmur sularıyla veya sonbahardaki yaprak dökümüyle orman zeminine inmektedir. Bu durum, ormanların hava kirliliğini temizleme fonksiyonunun, plastik kirliliği söz konusu olduğunda bir ‘biriktiği merkezine’ dönüştüğünü göstermektedir.

Çalışmaya göre plastik parçacıkları orman zeminine ulaştıktan sonra yok olmamakta, aksine toprağın katmanlarına dökülen yaprakların çürüme süreciyle entegre olmaktadır. Araştırma ekibi, spektroskopik tekniklerle yaptığı analizlerde en yüksek plastik konsantrasyonuna, ayrışmanın henüz başladığı en üst yaprak döküntüsü katmanında rastlamıştır. Ancak şaşırtıcı olan, bu parçacıkların toprağın alt katmanlarına kadar sızmış olmasıdır.

Bu dikey hareketlilik yalnızca yerçekimi veya su sızıntısıyla gerçekleşmiyor; biyolojik aktivite de burada kritik bir rol oynamaktadır. Toprak altındaki organizmalar, organik maddeyi parçalarken mikroplastikleri de beraberinde derinlere taşımaktadır. Böylece orman toprakları, 1950’lerden bu yana biriken plastik kirliliğinin sessiz bir ‘arşivi’ haline gelmektedir.

Ormanların plastik depolama kapasitesinin artması, sadece ekolojik bir sorun değil, aynı zamanda yeşil ekonomi için ciddi bir finansal risk taşımaktadır. Küresel ormancılık sektörünün ekonomik büyüklüğü yıllık yaklaşık 600 milyar dolar seviyesindedir. Toprak kalitesindeki bozulma ve mikroplastiklerin toprak mikrobiyotasını etkilemesi, kereste verimliliğinden karbon tutma kapasitesine kadar geniş bir yelpazede verim kaybına yol açabilir. Avrupa Birliği’nin ‘Toprak Sağlığı Yasası’ çerçevesinde, mikroplastik kirliliğinin rehabilitasyon maliyetlerinin önümüzdeki on yıllarda milyarlarca euroyu bulması öngörülmektedir.

TU Darmstadt araştırmacıları, bu çalışma için spektroskopik yöntemleri ve yeni geliştirilen modelleme tekniklerini birleştirmiştir. Bu yöntem sayesinde:

  • Atmosferik Çökelme: Havadan toprağa düşen parçacıkların hızı hesaplanmıştır.
  • Katman Analizi: Farklı toprak derinliklerindeki plastik yoğunluğu karşılaştırılmıştır.
  • Tür Ayrımı: Biriken plastiklerin hangi endüstriyel kaynaklardan (sentetik tekstil, lastik aşınması vb.) geldiği tespit edilmeye başlanmıştır. Bu teknik altyapı, gelecekte kirlilik vergileri ve ‘kirleten öder’ prensibi için yasal bir dayanak oluşturabilir.

Bilim insanları, 1950’lerden bu yana atmosfere salınan ve ormanlara çöken plastik miktarını tahmin etmek için özel bir model geliştirmiştir. Bu model, orman topraklarının sadece karbon yutağı değil, aynı zamanda kalıcı bir plastik yutağı olduğunu ortaya koymaktadır. Plastik kirliliğiyle mücadelede bugüne kadar göz ardı edilen bu ‘kara parça’, döngüsel ekonomi stratejilerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.