Araştırmacılar, Moai'lerin yüzde 95'inin oyulduğu ana taş ocağı olan Rano Raraku volkanının en detaylı 3D modelini oluşturmak için dronlar ve fotogrametri kullanarak 11 binden fazla hava fotoğrafı topladı.

Modelin analizi, taş ocağı içinde, her biri kendine özgü teknik ve stile sahip 30'dan fazla bağımsız çalışma alanı olduğunu ortaya çıkardı. Bu mekânsal düzenleme, devasa heykellerin üretiminin merkezi bir otorite tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilmediğini, bunun yerine adanın genel sosyal yapısını yansıtan, bağımsız klanlara veya aile gruplarına dayalı, merkezi olmayan bir sistemle yürütüldüğünü gösteriyor.

Eski Varsayımlar Çürütülüyor
Bu bulgular, anıtsal yapıların inşa edilmesinin hiyerarşik siyasi kontrol gerektirdiği yönündeki yaygın varsayıma meydan okuyor. Rapanui topluluğu, merkezi bir yönetimin aksine, rekabet ve işbirliği içinde çalışan otonom gruplardan oluşuyordu.

Rapnuiler, gerçek astronomlar
Arkeolog Tito Vivas, Jordi Wild'ın podcast'ine katılarak Paskalya Adası'nın büyüleyici medeniyeti olan Rapanui halkı ve onların ünlü heykelleri olan Moai'ler hakkında bazı detayları açıkladı. Vivas'a göre Rapanui kültürü hakkındaki temel gizem, heykelleri "hiçliğin ortasındayken ve yol yokken" nasıl dikebildikleri ve "nasıl ortaya çıkıp, gelişip ve aniden ortadan kaybolduğudur."

Arkeolog, Rapanui halkının o dönemde 12 ila 14 metreye varan devasa anıtsal heykeller inşa edebildiğini ve bunların bir kısmının yapıldıkları taş ocağından 30 km'ye kadar taşınarak dikildiğini belirtiyor. Vivas, her Moai'nin, altındaki tören platformuna gömülü eski bir kralı temsil ettiğini açıklıyor. Ancak daha da çarpıcı olanı, bu heykellerin basit heykeller olmaması; konumları astronomik hesaplamalara dayanıyor.

Vivas, Rapanui halkının "gerçek astronomlar" olduğunu söylüyor. Moai'leri yönlendirme biçimleri, böylesine izole bir toplum için şaşırtıcı bir bilgi birikimine sahip olduklarını gösteriyor. Vivas, adadan görülebilen tek karanın Ay olduğunu hatırlatıyor ve bu izole koşullarda Rapanui medeniyetinin nasıl var olduğu ve böylesine anıtsal eserler üretebildiği sorusunun hala çözülememiş bir sır olduğunu vurguluyor.