EMEK SERVİSİ
Birleşik Metal-İş ve Çalışma ve Toplum dergisi ile Uluslararası İş Hukuku Diyalog Platformu tarafından düzenlenen “Karşılaştırmalı Hukuk Boyutunda Grev ve Toplu Eylem Hakkı” toplantısı İstanbul’da başladı. Türkiye’nin yanı sıra Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa, Danimarka ve Slovenya’dan hukukçu ve akademisyenlerin katıldığı toplantıda, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller ile grev ve toplu eylem hakkına yönelik sınırlamalar ele alındı.
Toplantının açılışında konuşan Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, grev hakkının işçilerin sermaye karşısındaki “tek gerçek pazarlık gücü” olduğunu söyleyerek “Grev hakkı olmayan bir toplu sözleşme, işçinin işverenden 'ricacı olmasından' başka bir şey değildir. Ve çok iyi biliyoruz ki, işçi sınıfı kendi gücünü göstermediği sürece, herhangi bir kazanım elde edemez, yani hak verilmez, alınır” ifadelerini kullandı.
Örgütlenme ve hak arama özgürlüğü, toplu pazarlık ve grev hakkının birbirinden ayrılamayacağını belirten Atar, grev hakkının yalnızca çalışma yaşamına ilişkin bir hak değil, temel özgürlüklerin de parçası olduğunu vurguladı.
Atar, işçilerin ücretlerinden çalışma ve yaşam koşullarına kadar pek çok başlığın grev hakkıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, “Grev hakkı olmayan bir toplu sözleşme, işçinin işverenden ricacı olmasından başka bir şey değildir” dedi.
23 GREV YASAKLANDI
Türkiye’de grev hakkının Anayasa’da güvence altında olmasına rağmen uygulamada “erteleme” mekanizmasıyla fiilen sınırlandırıldığını söyleyen Atar, AKP iktidarı döneminde yaklaşık 200 bin işçiyi kapsayan 23 grevin yasaklandığını belirtti.
Birleşik Metal-İş’in grev yasaklarına karşı geçmişte aldığı tutumu hatırlatan Atar, 2017’de EMİS grubunda 13 fabrikada 2 bin 200 metal işçisinin grevinin başladığı gün yasaklandığını ancak sendikanın yasağı tanımayarak grevi sürdürdüğünü aktardı. Bekaert’te 2022’de 18 gün süren grev, 2023’te Schneider ve Green Transfo grevleri ile 2024’te Hitachi, Schneider ve GE Grid Solutions grevlerinin de yasaklara rağmen sürdürüldüğünü söyledi.
Atar, Anayasa Mahkemesi’nin 2015’teki grev yasağına ilişkin ihlal kararını da hatırlatarak, “Hukuka aykırı davranan, yasağı tanımayan işçi değil, yasağı koyan iktidardır” ifadelerini kullandı.
Atar, şu ifadeleri kullandı:
“Nasıl ki Türkiye'de işçiler grev yaparak grev hakkını kazandıysa, dünya genelinde de grev hakkı işçilerin grevleriyle, mücadeleleriylekazanılmıştır. Tabii yine nasıl ki bugün Türkiye'de grev hakkı sermayenin saldırısı altındaysa, yine dünya genelinde hem sermaye yanlısı hükümetler hem de sermaye, bulduğu her fırsatta grev hakkına saldırıyor.
2012'den bu yana ILO'da işveren grubu, 87 sayılı Sözleşme'nin grev hakkını kapsamadığını ileri sürdü. Uluslararası Çalışma Konferansı'ndaki Standartların Uygulanması Komitesi, yıllarca grev hakkı konusunda sonuç yazamaz hale getirildi. Bu tartışma, dünyanın dört bir yanındaki hükümetlere grevleri kısıtlamak için bir bahane sundu.
İşçi hareketi bu saldırıya karşı direndi. ILO Yönetim Organı Kasım 2023'te meseleyi Uluslararası Adalet Divanı'na taşıdı.
Uluslararası Adalet Divanı, bu toplantımızdan sadece birkaç ay önce, 21 Mayıs 2026'da verdiği danışma görüşüyle, 87 sayılı Sözleşme'nin grev hakkını koruduğunu 4’e karşı 10 oyla teyit etti. Bu, Divan'ın kuruluşundan bu yana bir çalışma sözleşmesine ilişkin ilk danışma görüşüdür.
Divan şunu söyledi: Bir metnin "grev" kelimesini açıkça yazmaması, grev hakkını dışladığı anlamına gelmez. Grev, sendikaların üyelerinin çıkarlarını savunduğu temel faaliyetlerden biridir ve örgütlenme özgürlüğünün özündedir. Yani sendika kurma hakkını tanıyıp grevi yasaklamak, kanatlarını kestiğiniz kuşa "uçmakta özgürsün" demektir.
Bu tartışma, ILO’da şimdilik kapanmıştır. Ama açıkça belirtmek gerekir ki: Divan, grev hakkının kapsamını, sınırlarını ve kullanım koşullarını ayrıntılı biçimde tanımlamadı; bunu ILO'daki tartışmalara bıraktı. İşveren grubu şimdi de grev hakkının kullanımını kısıtlamaya çalışmaya devam edecektir. Bundan sonra mücadele, bu hakkın içinin nasıl doldurulacağı üzerine olacaktır. Bu yüzden, Divan’ın bu kararının ardından yaptığımız bu toplantı aslında çok daha anlamlıdır.”
ERTELEME DENİLEN ASLINDA BİR YASAK
Türkiye’de grev hakkının Anayasa’nın 54. maddesinde yer aldığını, ayrıca Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alındığını belirten Atar, buna karşın 6356 sayılı Kanun’un 63. maddesindeki “erteleme” yetkisinin grev hakkını fiilen ortadan kaldırdığını söyledi.
“Erteleme denilen şey aslında bir yasaktır” diyen Atar, erteleme süresinin sonunda uyuşmazlığın zorunlu olarak Yüksek Hakem Kurulu’na gittiğini ve işçinin grev hakkının ortadan kalktığını belirtti.
Metal işkolunun grev yasaklarının en fazla uygulandığı alanlardan biri olduğunu söyleyen Atar, 2015’te MESS, 2017’de Asil Çelik ve EMİS, 2022’de Bekaert, 2023’te Schneider, 2024’te ise GE Grid, Hitachi Energy, Schneider Electric ve Arıtaş grevlerinin yasaklandığını hatırlattı.
Grev yasaklarında sürekli “milli güvenlik” gerekçesine başvurulduğunu belirten Atar, “Kablo, elektrik ekipmanı üreten fabrikalarda milli güvenliği tehdit eden neydi?” diye sordu. ILO denetim organlarının grev hakkının yalnızca halkın yaşamını, sağlığını ve güvenliğini doğrudan tehdit eden yaşamsal temel hizmetlerde sınırlandırılabileceğini belirttiğini aktaran Atar, “Patronların kâr kaybı milli güvenlik meselesi değildir” dedi.
SENDİKAL HAKLAR YOK DENECEK DÜZEYDE
Türkiye’de grev yasaklarının yanı sıra işkolu ve işyeri barajları, yetki itirazları ve sendikal nedenlerle işten çıkarmaların da sendikal hakların kullanımını sınırlandırdığını belirten Atar, sendikal hakların “yok denecek düzeyde” olduğunu söyledi.
Atar, “İşkolu ve işyeri barajları, yetki itirazları, eylem ve grev yasakları, sendikal nedenle işten atılmalar… Yani kısacası ülkemizde sendikal haklar yok denecek düzeydedir. Bizler konfederasyon ayrımı gözetmeksizin gerçek sınıf sendikaları olarak, emek ve demokrasi mücadelesi içindeki demokratik kitle örgütleri, meslek örgütleri, siyasi partiler, tüm ezilenler ve yurttaşlar olarak, insanca yaşam için, sendikal haklarımız için, adil bir gelir dağılımı ve vergi düzeni için dayanışma ve güç birliği içinde mücadele etmek zorundayız. Önümüzdeki günler için kamuoyuna duyurduğumuz miting, yürüyüş, işyerlerinde yapılabilecek eylemler gibi mücadele hedeflerimizi umarım hep birlikte başarıyla hayata geçireceğiz” diye konuştu.
Sendikal hakların ve adil gelir dağılımının sağlanması için konfederasyon ayrımı gözetmeksizin sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, meslek örgütlerinin ve siyasi partilerin dayanışma içinde mücadele etmesi gerektiğini belirtti.
Program, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Alpay Hekimler’in sunumu ile devam etti. Toplu eylem ve grev hakkını Türk hukuku bağlamında değerlendiren Prof. Dr. Hekimler, Anayasa madde 54’te tanımlanan grevin, kanunda yasadışı halinin bile belirlendiğine dikkati çekti; “Dünyada kanuni grev dışında kanun dışı grevin belirlendiği başka örnek yoktur” dedi. Sunumunda, grev hakkının önünde kanunen zorlu şartları sağlamanın yattığına dikkati çeken Hekimler, “Türkiye’de, dünyada olan sektörel, siyasi ve bölgesel grevler de yasadışı sayılıyor” dedi.
Greve giden yolun zorluğunu anlatan Prof. Dr. Hekimler, “Kanunda arabulucunun ‘çaba saef etme’ yükümlülüğü bile tanımlanıyor. Grev kararının bunun ardından 6 gün içinde alınması gerekmesi de dünyada hiçbir yerde yoktur. Üstelik, buradaki diğer ülkelerden katılımcıların şaşıracağı şekilde grev için sendikanın yetki belgesi şartı var. Karşılaştırmalı hukuka bakınca karar alınmadan oylamaya gidiyor diğer ülkeler. Bizdeki ise tamamen grevin önüne geçme amaçlı son aşama eklenmiş” dedi.
Hekimler, kanunen grev yasaklarının alanlarının gri bırakıldığını ve burada en katı düzenlemenin Türkiye’de olduğuna değindi.
Hekimler, grevi kırıcılığının Türkiye'deki tarihsel köklerini hatırlatarak, mevzuattaki grev kırıcılığının engellenmesine dair maddesinin yetersizliğine değindi. Dünyada ve ülkede grev sayısının 2025'ten itibaren giderek arttığını belirtti.



