Diriliş, Birdman, 21 Gram birçok bilinen filmin yönetmeni Meksikalı Alejandro González Iñárritu’nun yeni filmi Digger, bu sıralar vizyonda.

Tom Cruise’un hayat verdiği Digger Rockwell, Teksaslı bir petrol milyarderi. Film, bu hikâye etrafında birden fazla katmanlı yapısıyla ilerliyor. Digger Rockwell’in ölmek üzere olan kedisiyle bizi karşıladığı sahneyle açılan filmde, bu büyük iş adamının dünyanın sonunu getirecek bir kehanete bizi sürüklemesini takip ediyoruz. Mevcut küresel sistemin vazgeçilmez kazanç kapısından biri olan, uğruna Venezuela, Irak, Suriye, günümüzde İran’ın başının belaya girdiği petrol.

Bugünün dünyasının önemli enerji kaynakları arasında bulunan petrol, egemen güçler tarafından da bir sömürü aracı olarak kullanılıyor. Filmde ise olay kutuplarda geçiyor. Digger isimli bu milyarder iş adamının kutuplardaki petrol hattının patlaması, dünyayı Avrupa ve Amerika arasında bir savaşın eşiğine getiriyor. Film boyunca dönen mücadelede de kopan buzul parçalarının dünya savaşı çıkarmaması için verilen mücadeleyi izliyoruz. Burada tabii ki de Amerika ve Avrupa arasındaki mevcut gergin politik atmosfere de göndermeler mevcut.

Kara hicivle dolu anlatıda Digger profili tam da günümüzde çıkarları ve kârı için kendinden başkasını düşünmeyen ama bunu aynı zamanda bir aile geleneği mirası olarak devam ettiren mevcut küresel sistem içindeki bir iş insanı. Film burada Digger’e kendi ağzından eleştirisini de yaptırıyor. Digger, Avrupalılara yaptığı konuşmada, elektronik eşyalar kullanıyorsunuz, konforunuzdan taviz vermiyorsunuz, her zaman rahat olanı arzuluyorsunuz ama petrole karşı çıkıyorsunuz diyor.

Belki de dünyada mevcut düzende bulunan gerçeklik bu. İnsanlar hem konfor alanından çıkmak istemiyor hem de sistemin sorunlarıyla mücadele etme arzusundalar. Bu politik çelişki de günümüz ilişkilerini belirleyen dinamiklerden biri.

Filmin diğer hicvi, Amerikalı başkanın kıçında kanser olması. Bu kanserden kurtulmak için ameliyat olma peşinde olan başkan, film boyunca bu derdinden muzdarip. Amerika’nın da dünyayı kanserli bir hücre gibi sardığını varsaydığımızda aslında çok da anlamlı bir yoruma dönüşüyor.

Iñárritu filmi belirli yerlerde bölüp bunun bir tiyatro oyunu olduğunu bize ısrarla hatırlatıyor. Bu temsil kabiliyetinden anlıyoruz ki film aslında bize sadece gerçekliğin bir sunumunu gösteriyor. Sanat eserlerinin bizi sadece düşündürmeye açık doğası ve politik gerçekliğin hicivli sunumu olarak Digger, birçok okuma yapmaya müsait bir anlatı. Bugün Amerika’nın yol açtığı savaşlarda öldürülen insan sayısının 20 milyonu aştığını biliyoruz. Bunun en temel gerekçesi de her zaman enerji kaynakları oldu. Sömürülen enerji kaynakları ve savaşlarda yok olan hayatların altında belki Amerika’nın kuruluş felsefesi olan petrol yatıyor.

Hem kendi ülkesini petrol kaynaklarına sahip olmak için sömüren hem de dünya halkları nezdinde ağır savaşlara sebep olan petrol gibi temel faktörün hafife alınacak bir gerçeklik barındırmadığı kesin. Digger de belki buraları düşündürmeyi amaçlayan bir yol açmış gibi duruyor.