Milli İstihbarat Akademisinden Baki Laleoğlu, liberal dünya düzeninin sarsıldığı bir dönemde özdeğer siyasetinin yeni küresel düzen için nasıl bir alternatif sunduğunu AA Analiz için kaleme aldı.

Tüm dünya adını koymakta zorlandığımız bir belirsizlik sürecinden geçiyor. Öyle ki istisnasız her aktör, küresel belirsizlik, jeopolitik türbülans veya uluslararası sistemin dönüşümü gibi farklı kavramlarla tanımlasa da varlığında uzlaştığı bu yeni sürecin etkilerini net bir biçimde hissediyor. Öte yandan yeni dünyanın doğum sancıları, önemli sınamaları da beraberinde getiriyor. Nitekim, bu sınamalara karşı direnç geliştirmek ve ortaya çıkacak yeni düzende avantajlı pozisyona sahip olmak isteyen her aktör bu belirsizlik döneminde olabildiğince güçlü bir hazırlık yapmak mecburiyetinde. Bu ise ancak ideolojik önyargı ve siyasal kısıtları aşan; doğru, rasyonel ve kapsayıcı bir değerlendirmeyle mümkün.

Post-liberal dünya
Süreç sonrasına dair tahmin ve öngörülerde bulunmadan evvel sürecin kendisini yani bugünü iyi anlamak gerekiyor. Çünkü bu sürecin ne zaman ve ne şekilde sonuçlanacağına dair bazı emareler olsa da henüz net bir öngörüde bulunmak mümkün değil. Bu sebeple nasıl adlandırıldığından bağımsız olarak belirsizlik, türbülans, dönüşüm veya değişim sürecinin mahiyeti oldukça önemli. Nitekim, uluslararası aktörler de yaptığı rasyonel jeopolitik değerlendirmeler sonucunda artık sürecin belirsiz sonuyla ilgilenmek yerine temel dinamiklere odaklanmaya başladı. Zira, yeni realiteyle sert bir şekilde yüzleşen Batılı liberal elitler geçiştirme, erteleme, kriz ve hasar yönetimi gibi anlık ve taktiksel reaksiyonları terk edip daha kapsamlı, kurumsal ve stratejik bir yaklaşım geliştirmeye odaklandı.

Dolayısıyla, mevcut geçiş sürecinde henüz hegemonik rekabet veya bir karşı hegemonyadan bahsetmek mümkün olmasa da uluslararası sisteminin liberal dünya düzeninin küresel hegemonyası altında olduğu şeklinde değerlendirmek de artık doğru değil. Bu sebeple, bugünün ve yakın geleceğin dünyasını eski düzenin zayıfladığı, ancak yerini henüz yeni bir düzene tam anlamıyla bırakmadığı bir ara dönem olarak görmek gerekiyor. Bu ara dönemi ve uluslararası düzeni ise "post-liberal dünya" olarak adlandırmak en rasyonel tercih.

Özdeğer siyasetinin küresel yükselişi
Post-liberal dünyanın en önemli dinamiği ise özdeğer siyasetidir. Zira küresel neoliberal hegemonyanın ürettiği siyasal, sosyal ve ekonomik sorunlara karşı geliştirilen tüm itiraz ve talepler, daha yerel ve toplumcu bir yaklaşım ihtiyacında ortaklaşıyor. Bu noktada neoliberal hegemonya, toplumsal açıdan dayattığı evrensel değerlerle yerli ve milli kimlikleri ihmal ederken ekonomik açıdan dayattığı küreselleşmeci, piyasa merkezli ve elitist düzenle de sosyal adaletsizlik ve eşitsizlik üretti.

Birey ve toplumların yaşadığı tüm bu sosyal ve ekonomik sorunlara liberal demokrasinin ürettiği cevap ise yetersiz kaldı. Liberal demokrasinin merkezinde konumlanan geleneksel sağ ve sol partiler hem bireylerin hem de toplumların sorun ve beklentilerini anlamakta başarısız oldu. Merkez sağ partiler neo-liberal ekonomik politikaları önceleyerek bireylerin toplumsal ve geleneksel değer temelli beklentilerini görmezden geldi. Merkez sol partilerse ilerlemeciliğe ve çoğulculuğa odaklanırken refah ve sosyal adalet odaklı ekonomik talepleri ihmal etti.

Özdeğer siyaseti, bireylerin ve toplumların kendi yerel kimliklerine, değerlerine ve varoluşlarına yönelik olumlu yaklaşımları esas alan bir siyaset biçimi olarak tanımlanabilir. Bu yeni siyaset biçimi, birey ve toplumların neoliberalizmin evrenselci hegemonik yaklaşımına karşı tehdit altında hissettiği yerel kültür, değer ve kimlikleri korumayı, sahiplenmeyi ve hatta bu değerleri evrensel değerler karşısında güçlendirmeyi kapsıyor.

Son olarak, özdeğer siyasetinin en önemli dinamiği sistem karşıtı olmasıdır. Nitekim, hem yerel hem de uluslararası anlamda neoliberal hegemonyaya ve mevcut küresel sisteme itiraz ederken daha adil ve kapsayıcı bir alternatif kurulmasını talep eder.

Sonuç: Özdeğer siyaseti ve yeni siyasal paradigma
Sonuç olarak, neoliberal hegemonyaya dayalı uluslararası düzen dönüşmeye başlarken bugünün ve yakın geleceğin belirsizliklerle dolu dünyası "post-liberal" olarak adlandırılabilir. Bu noktada özdeğer siyaseti, söz konusu dönüşüm sürecinde yeni bir kurucu siyasal irade olarak öne çıkıyor. Uluslararası sisteme yönelik adalet ve çoğulculuk taleplerini medeniyet temelli yeni bir sistem ihtiyacı üzerinden dile getiriyor.