Güney Kafkasya’da oluşan yeni aşama, tarihsel açıdan son derece hassas, aynı zamanda umut verici bir aşamadır. Uzun yıllar çatışma, işgal, jeopolitik rekabet ve dış müdahale hattı üzerinde okunan bölge, şu anda tamamen başka bir siyasi mantığın eşiğindedir. Bugün temel mesele, ortaya çıkan fırsatın siyasi beyanlar seviyesinde kalmasına izin vermemek, onu somut mekanizmalar, hukuki çerçeveler, ekonomik projeler ve kurumsal iş birliği formatları ile pekiştirmektir. Eğer bölge devletleri bu imkanı stratejik öngörüyle değerlendirebilirlerse, Güney Kafkasya Avrasya’nın en gergin hattından en perspektifli iş birliği merkezlerinden birine dönüşebilir.
Bu sözler Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı’nın (TADİV) başkanı, Prof.Dr. Aygün Attar'a ait. Attar, Azertag'a yaptığı açıklamada Güney Kafkasya'da yaşanan son dönemdeki gelişmeleri değerlendirirken bunun bir fırsata dönüşebileceğini vurguladı. Attar, "Her şeyden önce, barış gündemi tamamen açık ve geri dönüşü olmayan siyasi irade ile eşlik edilmelidir. Bölgede kalıcı iş birliği için devletlerin birbirinin egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını açık ve net bir şekilde kabul etmesi temel şarttır" diye konuştu.
Bu sürece dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Attar, “Burada ikili oyunlara, revizyonist çağrılara, revanşist retoriğe ve gelecek için tehlikeli siyasi illüzyonlara yer kalmamalıdır. Barışın en büyük düşmanı belirsizliktir, iş birliğinin en güçlü dayanağı ise hukuki açıklık ve siyasi sorumluluktur. İkinci önemli yön, iletişim hatlarının açılması ve bölge içi bağlantıların genişletilmesidir. Ulaşım koridorları, enerji güzergahları, lojistik platformları, dijital bağlantılar ve ticaret mekanizmaları, bölge devletlerini birbirine bağlayan gerçek çıkar alanları oluşturur. Tarih gösterir ki, ekonomik karşılıklı bağımlılık arttıkça çatışma ihtimali zayıflar, istikrar çıkarı ise güçlenir. Bu nedenle Güney Kafkasya’da karayollarının, demiryollarının, enerji hatlarının ve transit imkanlarının geliştirilmesi, barış mimarisinin önemli bir sütunu olarak değerlendirilmelidir." yorumunda bulundu.
Attar sözlerine şöyle devam etti: "Üçüncü yön, bölgesel iş birliği platformlarının oluşturulmasıdır. Güney Kafkasya’nın geleceği tam da bölge ülkelerinin kendi siyasi iradesi ve ortak sorumluluğu temelinde kurulmalıdır. Bölge devletleri düzenli siyasi diyalog mekanizmaları, güvenlik üzerine istişare formatları, ekonomik iş birliği konseyleri ve insani platformlar oluşturmalıdırlar. Aksi halde her boşluk dış güçlerin rekabet alanına dönüşecektir. Bölgenin kaderini en iyi yine bölge halkları ve devletleri belirleyebilir. Dördüncü önemli mesele insani güvenin yeniden tesis edilmesidir. Siyasi belgeler ve ekonomik anlaşmalar önemli bir faktördür, ancak uzun vadeli istikrar için toplumlar arasındaki düşmanlığın derin katmanlarının yumuşatılması da gereklidir. Eğitim, akademik diyalog, medya sorumluluğu, kültürel temaslar ve gençler arasında karşılıklı iletişim geleceğin barış sermayesini oluşturur. Burada özellikle nefret dilinden uzak durmak, tarihi manipülasyon aracına dönüştürmemek, bilgi alanını provokasyon platformundan çıkarıp rasyonel düşünce düzlemine taşımak önemlidir."
Azerbaycan'ın bu süreçteki rolüne de dikkat çekti ve şunları söyledi: "Bu süreçte Azerbaycan’ın rolü özel öneme sahiptir. Azerbaycan artık bölgede yeni jeopolitik gerçekliğin yazarı ve temel ekonomik dayanaklarından biri olarak hareket etmektedir. Bakü’nün belirlediği barış, iletişim, karşılıklı fayda ve bölgesel entegrasyon yaklaşımı, aslında Güney Kafkasya için pratik bir yol haritasıdır. Bu yaklaşımın üstün tarafı, burada gerçek devlet çıkarlarının, istikrarın, güvenliğin ve ekonomik gelişme mantığının ön planda olmasıdır."
Prof.Dr. Attar "Sonuç olarak, Güney Kafkasya’nın sürdürülebilir iş birliği alanına dönüşmesi için dört temel hat üzerinde sistemli adımlar atılmalıdır. Bunlar hukuki-siyasi barışın tesis edilmesi, ekonomik ve ulaşım entegrasyonunun derinleştirilmesi, bölgesel platformların kurumsallaştırılması ve insani güven ortamının kurulmasıdır. Fırsat artık mevcuttur. Şimdi temel mesele bu fırsatı büyük devlet sorumluluğu, siyasi olgunluk ve stratejik bakış ile gerçek sonuca dönüştürmektir. Eğer bu gerçekleşirse, Güney Kafkasya önümüzdeki on yıllarda çatışma haritasından çıkarak iş birliği, güvenlik ve kalkınma modeli olarak sunulan nadir bölgelerden birine dönüşecektir." diyerek sözlerini tamamladı.





