İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bekir Berat Özipek, Dünya Mülteciler Günü'nde küresel güçlerin mültecilere ve göçmenlere bakış açısının neden değişmesi gerektiğini AA Analiz için kaleme aldı.
"Kimse çocuklarını bir tekneye koymaz. Denizler karalardan daha güvenli olmadıkça" diyor Warsan Shire. Mülteciyi hedef alan yaklaşımın ötesine geçerek, mülteci üreten ortama ve şartlara bakmamızı öneriyor. Göç ve mültecilik meselesini doğru bir temelde tartışabilmek için öncelikle strateji, jeopolitik, güvenlik gibi kavramların ötesine bakmak ve grafiklerin ardındaki insanı görmek gerekir. Bu bakışın ardından mercek, sisteme çevrilmelidir. Yapısal adaletsizlikle malul bir dünyada yaşıyoruz ve bu düzenin sonuçlarını en yakıcı biçimde mültecilere baktığımızda görüyoruz. Dolayısıyla, bir suçlama yapılacaksa, bir felaketten kendisini ve ailesini kurtarmaya çalışan mültecileri değil, o felaketi üretenleri, savaşları çıkaranları suçlamalıyız.
Büyük devletler, büyük ikilemlerle karşı karşıya. Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) desteğiyle, İsrail zalimliğinin yaşandığı zamanlardan geçiyoruz. İlginç olan, bu saldırıların yeni bir göç dalgasını tetiklemesi durumunda en fazla karşı çıkacak olan devletlerin, bizzat saldırganlar veya saldırganlığa destek verenler olmasıdır.
Avrupa'da yaygınlaşan ırkçılık, İslamofobi ve yabancı düşmanlığı, göçmenler için şartları zorlaştıracak düzenlemeleri de beraberinde getiriyor. Bu durum, vatandaşlık için gereken sürenin uzatılmasından güvenli olmayan ülkelere sınır dışı etme kararlarına kadar hayatın birçok alanında hissedilen bir sorun teşkil ediyor.
Ancak hayatın başka gerçekleri de var. Nüfus yaşlanıyor, dolayısıyla emeklileri finanse edecek bir uygulamanın devam etmesi gerekiyor. Bu da göçmene duyulan ihtiyacı artırıyor. Göç yoluyla denge sağlanmadığında yaşlı nüfusun çoğunlukta olacağı ve sosyal güvenlik sisteminin işleyişinin istenen düzeyde devam edemeyeceği ortaya çıkıyor.
Bu durumda, ülkeler ve toplumlar bir tercih yapmak durumunda kalıyor. Bazı ülkeler ırkçı tepkiselliğe teslim olurken, bazıları bu olumsuz gidişata direniyor. Almanya'nın Angela Merkel dönemindeki politikaları, insan hakları savunucuları ve iktisadi gerekçelerle desteklenmekteydi.
Sonuç olarak, kimse en kıymetli varlığını, ailesini her an batabilecek botlara bindirmez. Bütün mesele, yaşadığımız dünyaya rakamların ötesindeki insanı görebilmektir. Mülteci meselesinde ahlaki ve ekonomik sebepler temelinde bir bakış açısı sunmak, siyasi karar vericilerin doğru adımlar atabilmesi için önemlidir. Adaletsiz bir dünyadan şikayet etmekle kalmayıp onu değiştirmek mümkün olabilir.




