Politika Servisi

Saray rejiminin muhalefete ve bağımsız medyaya yönelik baskıları, toplumun tamamının sesini kısmayı hedefleyen yeni bir boyut kazandı.

Dün sabah itibarıyla ülkenin en yaygın ve etkin yayın organlarından Halk TV’ye kayyum atanarak canlı yayının karartılmasıyla Saray rejimi baskı politikalarında yeni bir adım attı.

Haber bültenlerinin yerini film gösterimleri alırken kayyum kararı rejimin halkın haber alma hakkına ve hakikat arayışına koyduğu sansürün en yalın özeti oldu.

Operasyonun, tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının başlayacağı gün gerçekleştirilmesi ise tesadüf değil. Halk TV’ye atanan kayyum, muhalefeti topyekün felç etmeyi amaçlayan siyasal bir zamanlama anlamı da taşıyor.

Muhalif medyanın ortadan kaldırılma hamleleri işçinin, emeklinin, öğrencinin, çiftçinin, gazetecilerin, yazarların ve yaşam hakkı için direnen kadınların kısaca toplumun tüm kesimlerinin sesinin kısılması için tasarlanıyor.

Öte yandan rejimin bu saldırısıyla bir avuç sömürücü azınlığın iktidarını korumak uğruna, neler yapabileceğinin sınırının olmadığı bir kez daha en açık haliyle görüldü.

Ekonomik krizden fon skandalına, hukukun tasfiyesine, ortaya dökülen yolsuzluklara kadar bugün ülkede toplumsal desteğini kaybetmiş ve tarihinin en kırılgan zaman dilimini yaşayan Saray rejiminin ülkenin direngen kesimlerini bir bir hedef alması gelecek dönem açısından önemli ip uçları barındırıyor.

Seçim yolculuğunda beliren toplumsal öfkeyi ve halkın değişim iradesini olağan mekanizmalarla bastıramayacağını gören saray rejimi, uzunca bir süredir de gazetecileri, sanatçıları tutuklayarak, en küçük yerel dayanışma ağlarını dahi dağıtarak ayakta kalmaya çalışıyor.

Halkın duymadığı, görmediği, eyleme geçemediği en önemlisi bu karanlığa karşı birleşemediği bir baskı düzeninin kalıcılaştırılması rejimin iktidar yolculuğunda güvenli limanı olarak ortaya çıkıyor.

Kamusal alanın ve bilgi kanallarının ortadan kaldırılmak istendiği bu süreçte, haber alma hakkını savunmak ve toplumsal dayanışmayı korumak da kritik bir önemde.

Halk TV’ye atanan kayyum hamlesi bir kez daha gösterdi ki toplumsal seslerin tamamen kısıldığı bir rejime engel olmak, her alanda omuz omuza durmayı ve ortak bir mücadele iradesini büyütmeyi gerektiriyor.


DEĞİŞİM UMUDUNA DARBE

Siyasal İletişim Danışmanı O. Suat ÇELEBİ

Halk TV’ye kayyum atanması, yalnızca bir televizyon kanalına yönelik operasyon olarak değerlendirilemez. Mesele artık sadece muhalif medyanın susturulması değildir. Halk TV’nin muhalif kitle üzerinde ciddi bir etkisi ve izlenme payı var. Toplumun haber alma hakkının, farklı görüşlere ulaşma imkânının ve demokratik siyasal rekabetin giderek daraltılması başlıklarının çok ötesinde bir anlamı var. İktidarın gidebileceğine ilişkin umudu yok etmek, korku ve yılgınlığı kitleselleştirmek. Dokunulmaz hiçbir şey olmadığı kanaatini güçlendirmek, seçime kalan bir yılı giderek artacak bu baskı politikasıyla şekillendirmek. Derin ekonomik krizin ardından, yüzbinlerce kişinin mağdur olduğu fon kriziyle iktidara ilişkin artan eleştirel seslerin görünürlüğünü azaltmak…

Aynı zamanda çok az sayıda da olsa diğer bağımsız medya kuruluşları üzerinde caydırıcı bir etki yaratmak ve kamuoyunun gündemini belirleyebilecek konuma gelmek. Halk TV bunun önünde bir büyük engel olarak görülüyordu. Gündem mühendisliği iktidarın en önemli siyasal iletişim araçlarından biri ve medyanın %90’ına sahip olsa da bunu istediği gibi yönetemiyordu. Konvansiyonel medya ve sosyal medya aynı bağlamda erişim yasaklarıyla da karşı karşıya. Birkaç ağır müdahalenin yarattığı korku, otosansürü yaygınlaştırmayı da hedefliyor.

Bu süreç aynı zamanda muhalefetin, özellikle yeniden şekillenen ana muhalefetin kendini toparlama, partileşirken toplumla iletişim kurma imkânlarını sınırlandırıyor. Belediyelerden siyasal partilere, geleneksel medyadan sosyal medyaya uzanan müdahaleler birlikte değerlendirildiğinde, asıl tehlike yalnızca muhalefetin güç kaybetmesi değil, siyasal rekabetin koşullarının eşitsizleşmesidir.

NASIL HAREKETE GEÇECEĞİZ

Mesele, Halk TV'nin yayınlarına devam edip edemeyeceğinden çok daha büyük. Demokrasi yalnızca sandığın kurulmasıyla değil, seçmenin sandığa giderken özgürce bilgi edinmesi ve farklı görüşlere ulaşabilmesiyle mümkün. Tüm muhalefetin ve bağımsız medyanın bu gelişmeye vereceği karşılık, halkın göstereceği destek de en az operasyonun kendisi kadar belirleyici olacak. Çünkü seçim günü sandığı korumak kadar, o güne kadar seçmenin özgür iradesini oluşturabileceği koşulları korumak da zorunlu. Anayasal Hakların askıya alındığı gerçeği ile artık yüzleşmeli, “eşik enflasyon”undan kurtulmalıyız. Halk TV artık bir eşik değil, çoktan bütün eşikler aşıldı. Halk TV’nin bu kadar kolay susturulmasının sebebi budur, artık “birlikte” ne yapacağınız, halkı nasıl harekete geçireceğinizdir asıl konu.


BU OYUNU MUHALEFETİN BÜTÜNÜ BOZMALI

Siyaset Bilimci Ayşen UYSAL

Halk TV’ye kayyım atanması müdahalenin ötesinde bir anlam taşır. Otoriter rejimleri verili bir durum değil de bir süreç olarak ele aldığımızda, yapılan şafak operasyonu ve kayyım ataması, otoriter süreçlerin en keskin virajlarından birini 200 km hızla dönmek anlamına geldiğini söylemek mümkündür. Virajı döndükten sonrası alacakaranlık. Zira, içinde bulunduğumuz durumda demokratik rejimlerden en uzak noktadayız. Demokratik rejimlerin temelini oluşturan olmazsa olmaz üç şartın ortadan kalktığı bir durumu yaşıyoruz. Bu koşullardan ilki halk egemenliğidir; yerel yönetimlere atanan kayyımlar ve seçmenin oyuna ve temsil yetkisine ihanet etmek anlamına gelen parti değiştirmeler halk egemenliğine en büyük darbeyi vurmaktadır. Diğer olmazsa olmaz koşul düşünce ve ifade özgürlüğüdür ki sosyal medya hesaplarının erişime engellenmesi gibi uygulamalarla bu özgürlük askıya alınmıştır. Demokratik rejimlerin üçüncü kurucu özelliği de mevcut iktidara katılmadığını ifade edebilme hakkıdır. Türkiye’de bugün iktidarı eleştirebilmenin yolları tamamen kapanmıştır, hemfikir olmadığınızı ifade ettiğiniz anda gözaltına alınabilir ve cezaevine girebilirsiniz. Oysa demokrasiler oydaşmanın (consensus) değil, farklılıkların (dissensus) kurumsallaştığı siyasal rejimlerdir. Bugün Türkiye’de şayet iktidar saflarında yer almıyorsanız, başınıza her şey gelebilir. Şüphesiz ki bu aşamaya bir günde gelmedik. İktidarın siyasal mühendisliği yanında, siyasal muhalefetin durumun ciddiyetini idrak edememesi, siyasetin statü için ve adeta bir kariyer gibi yapılması, “koltuk elde etmek ve koltuğu korumak için her türlü yolun mubah sayılması” gibi nedenlerle otoriter karanlık derinleşti. Yani, muhalefetin de bu noktaya gelmemizde önemli payının olduğunu kabul etmemiz gerek.


AKAN SUYUN ÖNÜNDE DURULMAZ

Dr. Öğr. Üyesi İdil ENGİNDENİZ

Sıkışmışlık anlarında, çaresizliğin getirdiği refleksle her yolun denenebildiği söylenir, bugün tam da böyle bir manzarayla karşı karşıyayız. Bütün kozlar ortaya dökülmekte, yapılabilecek her şey denenmektedir. Ama bir kez daha altını çizmek istiyorum: Bütün bunlar herhangi bir meşruiyet kazanmaya yetmez. Elbette toplumda farklı düşünen yapılar ve bireyler olacaktır. Ancak içinde yaşadığımız devlet yapısının, ülkeyi yönetmekle görevli hükümetin, yönetici ve karar verici mevkide olan herkesin görevi bu kutuplaşmayı daha da artırmak değil, tam tersine bir arada yaşayabileceğimiz bir dünyayı kurmak olmalı. Bu konuda çok ciddi bir eksikle karşı karşıyayız.

Tüm bu baskı ortamı gazetecileri, gazetecilik mesleğini ve fikrini ifade etmek isteyen yurttaşı haklı olarak kaygılandırabilir, korkutabilir. Bu çok insani duygular, kişilerin geri çekilmesine ya da otosansüre yol açabilir fakat bunun da bir sınırı vardır. Zira aşırı baskı bir noktadan sonra insanlara kaçınılmaz olarak "Ne olursa olsun" dedirtir. Bunu söylerken bile şunun önlemini alma gereği hissediyorum: Bu herhangi bir eylem çağrısı değil, bu insan doğasının bir gereği. Köşeye sıkıştığınızda bir tepki veriyorsunuz mutlaka. Bu, daha çok yazarak çizerek de olabilir bu tepki. Tıpkı şu an yaşananların o köşeye sıkışmışlıktan kaynaklandığını düşündüğüm gibi, bu kadar baskının da iyi bir yere gitmeyeceği fikrindeyim.

Özü itibarıyla pek çok açıdan eleştirilmeye açık olsa da gazeteciliği en ideal tanımıyla ele aldığımızda, böylesi dönemlerde mesleğin zorlaştığı ve otosansürün egemen olduğu görülebilir. Ne var ki bu topraklarda, dünyada ve tarih boyunca şunu gördük: insan her zaman sözünü söylemenin bir yolunu buluyor. Bazen mizaha başvuruyor. Bazen tam tersini söylüyor. Bazen belki biraz susuyor ama başka bir yerde kendini ifade etmenin yolunu buluyor mutlaka.

Dolayısıyla sözler asla bitmeyecek, sözümüz asla bitmeyecek ve bunun söyleneceği mecralar, söyleneceği şekiller daima bulunacak. Klişe bir tabir ama "Akan suyun önünde durulmuyor" gerçekten de. Esas olan ise aynı nehirde birlikte akabilmektir.


GÜN MÜCADELE GÜNÜDÜR

Halk TV’ye kayyum atanmasına tepki yağdı. O tepkilerden öne çıkanlar şöyle:

Çağdaş Gazeteciler Derneği: Halk TV’ye kayyum atanması ve yayınının durdurulması, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahaledir. Anayasal hakları ve halkın haber alma özgürlüğünü yok sayan bu karar kabul edilemez. Bundan tam bir yıl önce TELE1’e kayyum atanmış, basın tarihimize kara bir leke olarak geçmişti. Bugün ise Halk TV’ye yönelik bu kararla Türkiye’de hiçbir basın kuruluşunun yayın güvencesinin olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Halk TV çalışanlarının, meslektaşlarımızın yanındayız. Demokrasi, özgür basın ve halkın haber alma hakkı için mücadelemizi sürdüreceğiz. Tüm kamuoyunu demokrasiye, özgür basına ve halkın haber alma hakkına sahip çıkmaya çağırıyoruz!

Türkiye Gazeteciler Sendikası: Halk TV'ye kayyum atandı! Son yıllarda siyasi iktidarın her sorunu aşmak için kullandığı hukuksuzluk, bugün bir kez daha basın özgürlüğünü vurdu. Keyfi bir kararla Halk TV sabah saatlerinde polislerce basıldı, yayına müdahale edildi. Bu zorbalığı kabul etmiyoruz! Basın hürdür, sansür edilemez!

DİSK Basın/İş: Halk TV’ye kayyum atanması ve yayının durdurulması, doğrudan basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını hedef alan kabul edilemez bir müdahaledir. Geçtiğimiz yıl TELE1’e yapılan uygulama, bugün Halk TV'de yinelenmektedir. Bu durum, Türkiye’de medyanın hiçbir hukuki güvencesinin kalmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu karar yalnızca yayını durdurmakla kalmamış; mutfağından ekran önüne yüzlerce basın emekçisinin alın terini, işini ve geleceğini de doğrudan hedef almıştır. Yüzlerce meslektaşımızın ve Halk TV emekçilerinin yanındayız. Tüm kamuoyunu basın özgürlüğüne, haber alma hakkına ve meslektaşlarımızın emeğine sahip çıkmaya davet ediyoruz.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti: Bugün sabaha karşı Halk TV binasında polis operasyonu düzenlenmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘kanal sahibi hakkında yürüttüğü rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama’ soruşturması kapsamında kanala kayyım atanmış ve yayın durdurulmuştur. Gazetecilerin ve medya emekçilerinin binaya girişine izin verilmediği, dayanışma için gelenlerin de içeri alınmadığı bildirilmektedir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu olarak daha önce defalarca vurguladığımız gibi, bir kez daha ısrarla hatırlatıyoruz: Kayyım uygulaması, medyayı ve muhalif sesleri susturmanın, çok sesliliği azaltmanın ve basını vesayet altına almanın aracına dönüşemez.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel: Şafak vakti bir televizyon kanalına polis baskını yapıp, kayyım atamak ancak diktatörlerin yapacağı iştir. Maalesef ülkemizi bu hale getirdiler. Millet, fon soygununun hesabının sorulmasını isterken….

Ekonomik kriz, geçim derdi, adaletsizlikler ülkemizin her yerinde sürerken…

Tam da Türkiye’nin en büyük siyasi davasında savunmanın başlayacağı gün, bunu yaptılar. Belediyelere kayyım atayıp milletin iradesine çökenler, şimdi milyonların izlediği Halk TV’ye kayyım atadılar. Çünkü aciz ve korkaklar. Halk TV’nin, basın özgürlüğünün, orada çalışan yüzlerce emekçinin ve ailelerinin yanındayız. Yargıyla siyaseti, kollukla haberciliği, kayyımla millet iradesini terbiye edeceğini sananlar tarihin en büyük yanılgısı içindeler.Türkiye bu kötülüğü yenecek. Halkımızı bu mücadeleye sonuna kadar sahip çıkmaya davet ediyoruz. Millet kazanacak, darbeciler, vesayetçiler YENİLECEK!"

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş: Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin değil, halkın doğru haber alma hakkının da güvencesidir ve eleştiri suç değil demokrasinin vazgeçilmez bir parçasıdır. En çok izlenen haber kanallarından biri olan Halk TV’ye kayyum atanması, basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına yönelik açık bir müdahaledir!"

YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut: Sandıkta kazanamadıkları belediyelere kayyımla çökenler, Tele 1’in ardından şimdi de Halk TV’ye kayyım atadılar…Halkın gerçekleri öğrendiği, ülkenin gerçek gündemini takip ettiği ekranları susturarak gerçekleri gizleyebileceklerini, halkın sesini bastırabileceklerini sanıyorlar. Halk TV emekçilerinin yanındayız!"

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Gazetecileri tutuklayan, internet sitelerine ve sosyal medya hesaplarına erişim engeli getiren, muhalif kanallara kayyım atayan bu anlayış Türkiye’yi büyük bir karanlığa sürüklüyor! Halka dayattığınız baskı kabul edilemez. Hakikat kayyımla yok edilemez. Kararı derhal geri çekin; basına ve basın emekçilerine yönelik baskılara son verin. Kayyıma karşı Halk TV’nin ve basın emekçilerinin sonuna kadar yanındayız. Halk TV’ye, basın emekçilerine ve halkın haber alma hakkına sahip çıkmak, özgür bir Türkiye’ye sahip çıkmaktır.

KESK: Saldırılar tek merkezden yürütülen, toplumsal muhalefeti susturmayı, halkın iradesini gasbetmeyi ve haber alma hakkını ortadan kaldırmayı, demokrasinin asgari kurum ve kurallarını ortadan kaldırarak otoriter tek adam rejimini kalıcı hale getirmeyi hedefleyen politikanın parçalarıdır.

TMMOB: Halk TV’ye yönelik bu müdahale, yalnızca bir basın kuruluşunu değil, halkın haber alma hakkını, ifade özgürlüğünü ve demokratik toplumsal yaşamı hedef almaktadır. Bilinmelidir ki baskıyla, yasaklarla ve yargı eliyle yürütülen müdahalelerle toplumun demokrasi, adalet ve özgürlük talepleri ortadan kaldırılamaz.

Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar: Halk TV’ye yüzlerce polisle baskın düzenlenmesi, kanala kayyum atanması, yayınının durdurulması ve çalışanların gözaltına alınması kabul edilemez. Basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını hedef alan bu zorbalığa karşı Halk TV’nin ve Halk TV emekçilerinin yanındayız. Ekranları karartarak gerçeklerin üzerini örtemezsiniz! Özgür basın susturulamaz!

İstanbul Barosu: Bağımsız idari otoriteler hukuk devletinin yıkımına giden bu yolun ortağı olmamalıdır. TMSF Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının korunmasında denetim yükümlülüklerine sahip bir kurumdur ve mülkiyet gaspına alet olmamalıdır. Halk TV’ye yönelik hukuka aykırı müdahalelere derhal son verilmeli, yayın yeniden başlatılmalı ve TMSF’nin el koyma kararı geri çekilmelidir. Her yerde, her zaman, herkes için hukuk.

Gazeteci Hilmi Hacaloğlu: Polisle beraber kayyum da gelmiş. Halk TV’ye el kondu. Her şey şıkır şıkır düşünülmüş. Basın özgürlüğü bir kez daha ayaklar altında. Maalesef bir "Kırmızı Pazartesi" hadisesi daha. Şafak sökmeden Halk TV’ye polisin gitmesi pek hayra alamet değil. Umarım aylardır beklediğimiz durum oluşmamıştır ama görünen köy de kılavuz istemez. Demokrasi ve basın özgürlüğü için bir kara gün daha!

Gazeteci Senem Toluay Ilgaz: Polis Halk TV binasında.. Kayyum atandı ve canlı yayın durduruldu.. Basın özgürlüğü adına çok ağır bir tablo... Çok üzücü… Basın özgürlüğü bir ülkenin nefesidir. Bir televizyonun sesini kısmak, o nefesi kısmak demek. Halk TV’nin ve bütün çalışanlarının yanındayım. Gazetecilik susturulamaz.

SOL PARTİ: Halkın haber alma hakkı için Halk TV ile omuz omuzayız! Tüm muhalefet zeminlerini dağıtmak için harekete geçen iktidarın son adımı, HALK TV’nin kapatılması oldu. Çökmeye mahkûm iktidarlarını ayakta tutabilmek için ülkeyi, seçimlerin de fiilen ortadan kaldırıldığı bir rejime dönüşmeye zorluyorlar. Açık ki devletin tüm baskı gücünü ve imkânlarını muhalefeti susturmak için seferber eden bir iktidara son vermek, sadece seçimi bekleyerek başarılamaz. Bütün halk güçleri, toplumsal mücadele inisiyatifleri… Gençler, kadınlar, işçiler, köylüler, tüm emekçiler… Aleviler, Sünniler, Türkler, Kürtler, tüm ezilenler… Birleşerek her alanda dayanışma ve birlik için mücadele etmek zorundayız! Gün dayanışma, gün birlik, gün mücadele günüdür!

SOL Parti Sözcüsü İsmail Hakkı Tombul: Bir şafak vakti operasyonu da Halk TV ye yapıldı. Her yanı ile çürümüş, tel tel dökülen iktidar halkın gerçekleri öğrenmesini istemiyor. Oldu olacak iktidar, her gün resmi bülten yayınlasın, tüm basın yayın kuruluşları da halka onu iletsin. Çok basın yayın organı tek ses. İşte Saray rejimi. Ne yaparsanız yapın gideceksiniz.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş: Sabah 5.30’da polis baskını ile yayın durdurmak ve kanal yönetimine kayyum atamak da bu iktidara yakışırdı. Halkın seçtiği milletvekillerini, belediye başkanlarını cezaevinde tutup, belediyelere zor yoluyla çökenler, halkın haber alma hakkına da el koyuyorlar, kendilerine biat etmeyen basını susturmaya çalışıyor. Halkın iradesini de sesini de teslim alamayacaksınız.

EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan: Bu sabaha ülkeyi soluksuz bırakıp teslim almaya heveslenen Saray rejiminin yeni bir saldırısı ile uyandık. Telaşla fon vurgununun üzerini örtmeye çalışan Saray rejimi İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun savunma yapacağı günün sabahında bu kez Halk TV'ye kayyım operasyonu düzenledi.

Yazar Mehmet Ali Güller: Kılıçdaroğlu dört gün önce Halk TV’yi hedef aldı, “sahibi yurtdışında yaşayan TV olmaz” dedi, “şikayet ettik, RTÜK işini yapmıyor” dedi; dört gün sonra, bu sabah Halk TV’ye polis girdi! Üstelik tam da İmamoğlu’nun savunmasının başlayacağı gün!