Bu hafta size Helsinki–Tallinn hattından sonra Baltık yolculuğumun son durağı olan Letonya’nın başkenti Riga’dan bahsedeceğim.
Riga, daha ilk anda sessizliğiyle şaşırtan şehirlerden biri oldu.
Bu sessizliğin nedenini biraz araştırdığımda, ülkede zaman zaman yaşanan iç güvenlik sorunlarının ve sosyal dengesizliklerin etkili olduğunu gördüm.
Hava kararır kararmaz, belki de Baltık soğuğunun etkisiyle, şehir adeta kabuğuna çekiliyor. İnsanlar evlerine dönüyor, sokaklar büyük ölçüde boşalıyor.
İlk kez gidenler için bu durum hafif bir tedirginlik yaratabilir. Çünkü şehir merkezinde fazlaca evsizle karşılaşmak mümkün ve zaman zaman yolunuzu kesen insanlar olabiliyor. Yine de bu tablo, Riga’nın ruhunu anlamanın bir parçası.
Tallinn’den Riga’ya yaklaşık 4 buçuk saat süren bir otobüs yolculuğunun ardından ulaştım. Ve karşılaştığım ilk manzara gerçekten etkileyiciydi.
Gün batımı eşliğinde Daugava Nehri kıyısında yürürken, Riga’nın neden yüzyıllar boyunca tüccarların, denizcilerin ve imparatorlukların ilgisini çektiğini anlamak hiç de zor değil.
Konaklama için Centra rajons bölgesini tercih ettim. Burası, turistik noktaların büyük bölümüne yürüme mesafesinde olmasıyla öne çıkıyor. Aynı zamanda otobüs terminaline de oldukça yakın, bu da ulaşımı son derece kolaylaştırıyor.
Riga’da yeme-içme fiyatları ortalama 10–15 Euro seviyesinde. Bir kafede kahve içmek isteyenler için ise fiyatlar genellikle 4 Euro civarında.
RİGA'DA GEZİLECEK YERLER
Riga’nın kalbi, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Vecrīga, yani Eski Şehir. Dar taş sokaklar, Gotik kiliseler ve pastel tonlardaki tarihi evler arasında kaybolmak bu kentin en keyifli ritüellerinden biri.
Şehrin simgesi hâline gelen House of the Blackheads (Siyah Kafalılar Evi), Riga’nın en fotojenik yapılarından. Hemen yakınındaki St. Peter’s kilisesi kulesine çıkarak şehri ve Daugava Nehri’ni yukarıdan izlemek ise mutlaka yapılması gerekenler arasında.
St. Peter’s Kilisesi
Riga’yı Riga yapan en önemli detaylardan biri, Avrupa’nın en geniş Art Nouveau (Jugendstil) mimarisine sahip şehirlerinden biri olması. Alberta iela ve çevresindeki sokaklar, cephelerindeki yüz figürleri, mitolojik detaylar ve bitkisel motiflerle adeta açık hava müzesi gibi. Riga Katedrali ise Baltıklar’ın en büyük katedrallerinden biri olarak hem mimarisi hem de tarihiyle dikkat çekiyor.
Riga Katedrali
Esplanade Parkı’ndan Riga Nativity Katedrali: 19. yüzyılın sonlarında inşa edilen katedral, yalnızca Riga’nın değil, Baltık bölgesinin en büyük Ortodoks ibadethanelerinden biri.
Riga Nativity Katedrali
Biraz ileride karşınıza çıkan Özgürlük Anıtı ise Letonya’nın bağımsızlığının simgesi. Sessiz ama güçlü duruşuyla, Riga’yı anlamak isteyen herkesin mutlaka uğraması gereken bir durak.




