Milli İstihbarat Akademisi (MİA) Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Yenal Göksun, Suriye’de YPG’nin ortaya attığı "Rojova devrimi" mitinin çöküşünü ve Ankara'nın "Terörsüz Türkiye" sürecindeki başarılarını AA Analiz için kaleme aldı.

Suriye’de 2011'de Esed yönetimine karşı başlayan ayaklanmalar, yıllar süren çatışmaların ardından 8 Aralık 2024’te Baas rejiminin devrilmesi ve Ahmed Şara yönetiminin iktidara gelmesiyle sona erdi. 13 yıl süren bu süreç, bölgede derin kırılmalara yol açtı. Esed yönetiminin muhaliflere ve sivillere yönelik ağır saldırıları, yabancı aktörlerin dahil olduğu vekalet savaşları, tarihin en kanlı terör örgütlerinden DEAŞ’ın ortaya çıkışı ve egemenlik iddiası, Suriye’nin kuzeyinde SDG adı altında özerk bir örgütsel yapı kurulması ve Türkiye’ye yönelik DEAŞ/PKK kaynaklı terör tehdidinin artması, bölgeyi uzun süreli bir şiddet ve istikrarsızlık ortamına sürükledi.

Türkiye, ortaya çıkan bu kaos ortamıyla mücadele edebilmek için bir yandan milyonlarca mülteciye ev sahipliği yaparken, diğer yandan bölgedeki terör örgütleriyle mücadeleye odaklandı. Göç akınını kontrol altına almak ve sınırları boyunca oluşması hedeflenen terör koridorunu engellemek amacıyla Fırat Kalkanı, Barış Pınarı, Zeytindalı adlarıyla sınır ötesi operasyonlar gerçekleştirdi ve güvenli bölgeler oluşturdu.

Suriye’deki bu şiddet ve terör ortamı, ülkenin kuzeyinde Kürt etnik kimliği üzerinden hareket etme iddiasında olan SDG paravanı altında YPG'nin öne çıkmasına ve güçlenmesine zemin hazırlayan birkaç temel dinamik oluşturdu. Öncelikle Suriye'deki iç savaş sırasında Esed rejiminin zayıflaması, bölgede ciddi bir güç boşluğu doğurdu. YPG ve PKK, bu boşluğu ve Batı'nın DEAŞ konusundaki artan kaygılarını kendisi için yeni bir fırsat alanı olarak gördü ve stratejik önceliğini alan hakimiyeti kurulan bölgelerde egemenlik iddiasına yoğunlaştırdı. YPG, iç savaşın yarattığı siyasi avantajlardan faydalanarak Suriye'nin kuzeyindeki Afrin, Cezire ve Ayn el-Arab'da hakimiyet kurdu. Bu durum, bölgede de facto bir özerk yapının ortaya çıkmasına neden oldu.

YPG'nin DEAŞ’a karşı yürüttüğü operasyonlar, örgüte uluslararası alanda bir meşruiyet ve askeri yardım sağladı. Özellikle Batılı ülkeler nezdinde kazanılan bu “panzehir” statüsü, örgütün el yükseltmesine neden oldu. Suriye'deki çatışma ortamı ve güvenlik zafiyeti, örgütün silah ve mühimmat teminini kolaylaştırdı. Dış dünyadan gelen askeri yardımlar ve bölgedeki kaos, terör örgütü PKK’nın hareket alanını artırdı.

Suriye'nin kuzeyindeki bu kazanımlar, ayrılıkçı ve bölücü hareketler içerisinde "bağımsız ve birleşik bir Kürt devleti" umutlarını tetikleyerek bir “ulus inşası” heyecanı yarattı. Yükselen bu heyecan "Rojava devrimi" olarak adlandırıldı. Kürtlerin devlet edinme umutları ve etnik milliyetçilik, bölge üzerinde hedefleri olan güçlerce istismar edildi.

"Rojava devrimi" söylemi, ilk bakışta etnik ve dini kimliklerin eşit temsil edildiği, kadınların kamusal alanda güçlendiği, yerel demokrasinin esas alındığı ve merkezi otoritenin baskıcı yapısına alternatif bir model olarak sunuldu. Ancak sahadaki uygulamalar, bu iddialarla giderek daha fazla çelişen bir tablo ortaya koydu. Terör örgütü YPG’nin ötesinde daha kapsayıcı bir yapı olarak isimlendirilen SDG, tek merkezli ve ideolojik bir yönetim pratiğine yöneldi. Karar alma mekanizmaları yerel topluluklara açılmak yerine, örgütsel hiyerarşi içinde şekillendi; muhalif sesler baskılandı, farklı siyasi eğilimlere alan tanınmadı.

Sonuç olarak "Rojava devrimi" bir toplumsal sözleşmeden çok, silahlı bir örgütün kendi ideolojik ve jeopolitik hedeflerini meşrulaştırmak için inşa ettiği bir mit olarak işlev gördü. Kürtlerin ve diğer toplulukların hak ve özgürlük talepleri, bu mit üzerinden araçsallaştırıldı. Sonunda ise Kürtlerde büyük bir hayal kırıklığına neden oldu. Türkiye, bölgede terör üreten, istikrarsızlaştırıcı, yayılmacı ve bölücü faaliyetlere karşı kararlı duruş sergiledi. Bugün gelinen aşama, bu yaklaşımın geçici bir güvenlik refleksi olmadığını, barışı, toplumsal uzlaşıyı ve bölgesel istikrarı esas alan "Terörsüz Türkiye" sürecinin güçlenerek devam edeceğini ortaya koyuyor.