Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’ye karşı kurulan ittifakın sertleşen hamleleri gerilimi tırmandırırken, artan tansiyonun odağında AB Konseyi’nin Mayıs 2025’te kabul ettiği “Avrupa için Güvenlik Eylemi” (SAFE) düzenlemesi yer alıyor. Avrupa savunma sanayi üretimini güçlendirmeyi hedefleyen SAFE, toplam 150 milyar avroluk uzun vadeli ve düşük maliyetli bir kredi enstrümanı olarak tasarlandı. Rum yönetimi, bu çerçevede Brüksel’e iletilmesi gereken ulusal planını kabine gündemine taşımaya hazırlanırken, planın “2026’dan itibaren ilk ödemeler” takvimine göre kurgulandığı belirtiliyor. Süreç ilerlerken Rum Kesimi'nin savunma tedariki ve finansmanı başlığında yürüttüğü temaslarda İsrail ile kurulan arka kapı diplomasisi ve İsrail’in perde gerisindeki rolünün giderek daha görünür olduğu aktarılıyor.

KKTC'nin varlığının sigortası Mehmetçikler, 'Yavru Vatan'da 7/24 görev yapıyor. TSK'nın 9 kolordusundan biri KKTC'de bulunurken, kolordu bünyesinde 2 mekanize piyade tümeni ile 1 zırhlı tugay yer alıyor.

RUMLAR SİLAHLANACAK
Rum Kesiminin SAFE listesi, yerel basında ve resmi açıklamalarda toplam 1,2 milyar avro bandında anılıyor. Listenin insansız sistemler, mühimmat ve çeşitli platform kalemlerini içerdiği kaydedilirken, dikkat çeken ayrıntı alımların yalnızca “sipariş” olarak değil, yerel bir ekosistem kurma hedefiyle çerçevelenmesi. Rum yönetimi, SAFE kapsamındaki tedariklerde en az yüzde 15 yerel şirket katılımı şartını kabine kararıyla gündeme taşırken, bu adım AB şemsiyesi altında daha kurumsal ve sürdürülebilir bir silahlanma rotasının işaret fişeği olarak değerlendiriliyor.

ANKARA RAHATSIZ
Gerginliği artıran önemli etkenlerden biri de Rum Kesimi'ne yerleştirilen İsrail bağlantılı hava savunma sistemleri. Reuters, Aralık 2024’te Kıbrıs’ın İsrail’den bir hava savunma sistemi teslim aldığına dair haberleri aktarmış, Kıbrıslı yetkililerin ayrıntı vermekten kaçındığını not etmişti. Reuters’ın 2025’e ilişkin haberlerinde ise Barak MX tartışmasının daha açık bir siyasi-güvenlik başlığına dönüştüğü vurgulandı. AP’nin haberinde, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’nin İsrail yapımı Barak MX hava savunma sistemi aldığı yönündeki iddialara ilişkin uyarısına yer verildi. Haberde, Ankara’nın bu tür bir adımın “adadaki kırılgan dengeyi” bozabileceğini vurguladığı, bu nedenle 1990’larda yaşanan S-300 krizinin yeniden hatırlandığı belirtildi.

İSRAİL SİSTEMLERİNİ ALDILAR
Gerginliğin bir diğer halkası ise Atina-Tel Aviv hattının, artık yalnızca tatbikat diliyle değil, uzun menzilli ateş gücü üzerinden de kalıcılaşması. Geçtiğimiz günlerde Yunanistan parlamentosu, İsrail yapımı 36 adet PULS roket/topçu sisteminin yaklaşık 650 milyon avro bedelle alımına onay verirken, söz konusu hamle, Atina’nın 2036’ya kadar 28 milyar avroluk modernizasyon programının bir parçası olarak çerçevelendi. Yunanistan’ın İsrail’le yaklaşık 3 milyar avro ölçeğinde “anti-uçak ve füze savunma kubbesi” benzeri bir proje için müzakere yürüttüğü de kulislerden yansıyan bilgiler arasında.

ASKERİ ÜSLERE YIĞINAK
Öte yandan strateji uzmanları ise, Rum Kesimi'ndeki askeri yığınaklara dikkat çekiyorlar. Nitekim Rum Savunma Bakanlığı kaynaklı açıklamalarda, Paphos’taki Andreas Papandreou Hava Üssü ile Mari’deki Evangelos Florakis Deniz Üssü modernizasyonlarının sürdüğü; bu altyapıların SAFE tartışmalarının da merkezinde bulunduğu ifade ediliyor.

ABD, 'Rum Kesimi'ndeki üslere yığınak yapmayı sürdürüyor

AB ÜZERİNDEN EFELİK
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni ise, Doğu Akdeniz'de artan gerilime ilişkin, Kıbrıs ve Girit adalarının stratejik önemine dikkat çekerek, “Yunanistan ve İsrail’in hedefi, Türkiye’yi devre dışı bırakan enerji ve ticaret koridoru oluşturmak” değerlendirmesini yaptı. BM Güvenlik Konseyi’nin 1983 yılında aldığı karara da dikkat çeken Prof. Dr. Köni, "Rum Kesimi’nin Lübnan ile yaptığı deniz yetki anlaşması geçersiz sayılmalı. Gayri hukuki girişimler gerilimi artırmaktan başka işe yaramaz. Rumlar sırtını AB’ye yaslayıp efelenmeye çalışıyor" dedi.

GÜVENLİĞİMİZİ İLGİLENDİRİYOR
Emekli Kurmay Albay Ünal Atabay ise KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak yoluna devam etmesinin Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından hayati bir eşik olduğuna dikkat çekerek, “KKTC’nin ayakta kalması Türkiye’nin de ayakta kalmasıdır. Adada iki ayrı devlete dayalı çözümü stratejik hedef ve vizyon olarak benimsedik. Adadaki her tehdit, Türkiye’nin güney sınırlarını ve enerji güvenliğini doğrudan etkiliyor. İsrail’in Lübnan ve Gazze’ye yönelik saldırılarının arkasında enerji ve deniz yetki alanlarını kontrol etme stratejisi de yatıyor."