Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış, derler. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da ne zaman sağlıkla ilgili konuşacak olsa AKP öncesini örnek gösteriyor.
Bir zamanlar Kemal Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürlüğüne takmıştı. SSK hastanelerinin o dönemdeki tıkanıklığının müsebbibi hükümetler değil de o hükümetlerin atadığı bir bürokrat olan Kılıçdaroğlu’ymuş gibi konuyu ikide bir “Bay bay Kemal bir zamanlar SSK’nın Genel Müdürü değil miydi? SSK Genel Müdürüyken aman Ya Rabb’im, o hastanelerimizin hali neydi? Hastalarımız hastanede ölüyor ve orada rehin kalıyordu. Bay bay Kemal sen bunların hesabını önce nasıl vereceksin?” diye kükrerdi.
Yandaş televizyonlar da bu konuşmaları fonda SSK hastanelerinden kuyruk görüntüleriyle verirler, araya da Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafını sıkıştırırlardı.
Gerçekte SSK hastanelerinde rehin kalma diye bir şey yoktu. Çünkü SSK hastanesine yatabilmek için SSK’lı olmak gerekiyordu ve SSK’lı bir hastanın hastaneye tek kör kuruş ödemesi gerekmezdi ki rehin kalsın.
Ama olsun. Maksat kara propaganda olunca her şey mübahtı.
Neyse ki butlan kararı çıktı, Kılıçdaroğlu CHP’ye kayyum olarak atandı da o nutuklar ve yandaş televizyonlardaki o görüntüler de sona erdi.
Bay Kemal faslı sona erdi ama Tayyip Erdoğan sağlıkta eski defterleri açmaktan vazgeçmedi. Geçtiğimiz Cumartesi günü İstanbul Üniversitesi Hastanesi Çapa ve Esenyurt Yerleşkesi Toplu Temel Atma ve Açılış Törenindeki konuşmasında da gene öyle yapmış.
"Ambulansa erişimin lüks sayıldığı, halkımızın tabiriyle bıçak parası vermeyenlerin ameliyat olamadığı, hastaların ve cenazelerin hastanede rehin alındığı kötü günler yaşadık. 24 yılda yaptığımız yatırımlarla, hayata geçirdiğimiz projelerle devreye aldığımız düzenlemelerle, attığımız diğer adımlarla çok şükür sağlıktaki bu tabloyu tam tersine çevirmeyi başardık" demiş.
Diğerlerini geçeyim de şu bıçak parası meselesinde birkaç kelam edeyim.
Öncelikle neydi bu bıçak parası?
Geçmiş yıllarda devletle kamuda çalışan doktorlar arasında kağıda dökülmemiş bir sözleşme vardı. Devlet bu doktorlara hak ettikleri ücreti vermezdi, bunun karşılığında da onları elinde tutmak için başka hiçbir memuruna tanımadığı bir ayrıcalık tanır; part-time, kısmi zamanlı çalışmalarına izin verirdi.
Böyle çalışmak isteyen doktorlar hastaneden bir saat erken çıkıp muayenehanelerine gider, orada hasta bakmaya devam ederlerdi.
Bu şekilde çalışan yarı memur yarı özel doktorların çoğu hastanedeki işleriyle muayenehanelerindeki işleri karıştırmazdı. Ancak bazıları da bu durumun avantajını kullanırlar, bunların bazıları da devlet hastanesinde yapacağı ameliyat için hastadan muayenehanede açıktan para isterdi. İşte genel olarak buna da halk arasında “bıçak parası” denirdi.
Bıçak parasının her açıdan utanç verici, her yönden gayrikanuni, gayriahlaki, gayri vicdani olduğunu söylememe sanırım gerek yok. Onun için o faslı geçeyim de konuyla ilgili iki soru sorayım.
Birincisi; AKP öncesinde bıçak parası ne kadar yaygındı, vermeyenler Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi gerçekten ameliyat olamıyor muydu?
İkincisi de; bıçak parası AKP sonrasında gerçekten kalktı mı?
Önce ikinci sorudan başlayayım.
Bıçak parası kalkmadı. Sadece ismi değişti. AKP öncesi “bıçak parası” deniliyordu, şimdilerde “ilave ücret” deniliyor.
Neden mi böyle diyorum?
Eskiden ameliyat olabilmek için muayenehane doktoruna para veren vatandaşlar şimdilerde gene ameliyat olabilmek için özel hastane patronuna para veriyor.
Vatandaş açısından değişen bir şey yok. Sadece parayı alan el, paranın girdiği kasa değişti.
Ben böyle deyince “İyi ama bıçak parası gayrikanuni idi, ilave ücret ise kanuni.” diye itiraz edenler oluyor. İyi de, bir uygulamayı gayrikanuni olmaktan çıkarınca gayriahlaki ve gayri vicdani olmaktan da çıkarmış mı oluyorsunuz?
Üstelik özel hastanelerin yasal üst sınırın kat kat üzerinde ilave ücret aldığını bizzat hastane patronları itiraf etmiyorlar mı? İlave ücret, bıçak parasının şekil ve mekan değiştirmiş hali değil mi?
Geçiniz bunları.
Şimdi gelelim birinci soruya. Bıçak parası ne kadar yaygın, ne kadar rutindi?
Eskilerin “Şüyuu vukuundan beter” diye bir sözü vardır. Bazı şeylerin şayiası, söylentisi o şeyin gerçekten olmasından daha kötüdür.
Geçmişteki bıçak parası meselesi de öyleydi.
Yok, yanlış anlaşılmasın, çürük elma göndermesi yapacak, “Bıçak parası ender-i nadirattandı” diyecek değilim. Öyle olsaydı toplumun ruhunu bu kadar yaralamaz ve toplumsal hafızada bu kadar yer etmezdi.
Ancak Sağlık Bakanlığı olsun, SSK hastaneleri olsun her ameliyat olandan bıçak parası istendiği, bıçak parası vermeyenler ameliyat olamadığı da doğru değildi.
Tayyip Erdoğan konuşurken Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da tam karşısında oturuyor ve sözlerini alkışlıyor.
Kendisi malum genel cerrahi profesörüdür. Tıp fakültesini bitirdikten sonra ihtisasını 1991-95 yılları arasında, Kılıçdaroğlu döneminde yani (!), SSK Okmeydanı Hastanesinde yaptı. Sonrasında, 2002 yılına kadar SSK Konya Ereğli Hastanesi, PTT Hastanesi, Bursa Askeri Hastanesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde çalıştı. AKP iktidara geldikten sonra da başhekimlikten başlayıp İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne kadar yönetici görevlerde bulundu. Daha sonra da Sağlık Bakanı oldu.
Yanlış anlaşılmamak için öncelikle kendisini SSK Okmeydanı asistanlık yıllarından tanıdığımı ve ne o zaman ne de sonrasında bıçak parası aldığına dair herhangi bir şey duymadığımı belirteyim.
Sonra da sorayım:
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın doğru mu söylüyor?
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılına kadar bıçak parası vermeyen hastaları ameliyat etmiyor muydunuz gerçekten?




